
YDH - ABD Merkez Bankası (Fed) tarafından yayımlanan güncel veriler, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki en zengin hanehalklarının durumunun sadece iyileşmekle kalmadığını, aynı zamanda tarihsel bir emsali bulunmayan bir hızla toplumun geri kalanıyla aradaki mesafeyi açtığını ortaya koyuyor.
CBS News'in aktardığı Fed kayıtlarına göre, ABD'deki en zengin yüzde 1'lik kesim, 2025 yılının üçüncü çeyreği itibarıyla hanehalkı toplam servetinin yüzde 31,7'sini elinde tutuyor.
Bu oran, Fed'in veri takibine başladığı 1989 yılından bu yana kaydedilen en yüksek seviye olarak kayıtlara geçti. Dolar cinsinden ifade edildiğinde, bu grubun sahip olduğu varlıkların toplam değerinin yaklaşık 55 trilyon dolar olduğu tahmin ediliyor.
Bu miktar, Amerikalıların en alttaki yüzde 90'lık kesiminin sahip olduğu toplam servetle kabaca eşit bir büyüklüğü temsil ediyor.
Moody’s Analytics Başekonomisti Mark Zandi, konuya ilişkin değerlendirmesinde, hanehalkı servetinin yüksek düzeyde yoğunlaştığını ve bu yoğunlaşmanın istikrarlı bir şekilde artmaya devam ettiğini belirtti. Zandi, servet birikiminin en keskin şekilde finansal varlıklarda görüldüğünü vurguladı.
Verilere göre, hanelerin en zengin yüzde 10'luk dilimi, tüm kurum hisselerinin ve yatırım fonu paylarının yüzde 87'sinden fazlasını kontrol ediyor.
Bu yapı, hisse senedi fiyatlarında yaşanan yükselişlerden elde edilen kazançların öncelikle ve en hızlı şekilde bu dar kitleye akmasına neden oluyor.
Tüketici harcamalarına dair veriler de bu ekonomik ayrışmanın boyutlarını destekler nitelikte. Zandi’nin Fed verileri üzerinden yaptığı analize göre, 2025 yılının ikinci çeyreğinde en yüksek gelire sahip yüzde 10'luk kesim, ABD'deki toplam tüketici harcamalarının yaklaşık yarısını tek başına gerçekleştirdi.
Uzmanlar, bu durumu ekonomik faaliyetin nüfusun çok dar bir diliminde olağanüstü düzeyde yoğunlaşması olarak nitelendiriyor.
Mevcut uçurumun birincil itici gücü olarak borsa performansı öne çıkıyor. Geçtiğimiz yıl yapay zeka odaklı yaşanan piyasa rallisi, hisse senedi değerlerini keskin bir şekilde yukarı taşıdı.
Servetlerinin daha büyük bir bölümü hisse senetleri ve menkul kıymetlerde bulunan varlıklı haneler, bu süreçten en yüksek faydayı sağlayan kesim oldu.
CBS News tarafından atıf yapılan Gallup verileri, hisse senedi sahibi olan Amerikalıların yüzde 87'sinin, yıllık geliri 100 bin dolar ve üzerinde olan hanelerde yaşadığını gösteriyor.
Konut piyasası ise toplumun geri kalanı için daha durağan bir seyir izliyor. Orta gelirli hanelerin servetlerinin büyük bir kısmının konutlarına bağlı olduğu, ancak konut fiyatlarındaki artışın yavaşladığı kaydediliyor.
Bu durum, orta gelir grubundaki vatandaşların, zengin yatırımcıların borsadan elde ettiği kazanç artışına benzer bir ivme yakalayamadığını ortaya koyuyor.
Ücret artışlarındaki farklılıklar da makasın açılmasına katkıda bulunuyor. 2025 yılının Aralık ayı verilerine göre, yüksek gelirli Amerikalıların ücretleri yüzde 3 oranında artarken, bu oran orta gelirli hanelerde yüzde 1,5, düşük gelirli hanelerde ise yalnızca yüzde 1,1 seviyesinde kaldı.
Analistler, bu durumun yalnızca sosyal bir mesele olmadığını, ekonominin yüzeysel gücünün altında yatan temel istikrarı doğrudan etkilediğini ifade ediyor.
Varlıklı hanelerin tüketici harcamalarında orantısız bir ağırlığa sahip olması, çoğu Amerikalı finansal baskı altında olsa dahi ulusal verilerin dirençli görünmesine yol açabiliyor.
Tüketici harcamalarındaki güçlü ana rakamların, düşük ve orta gelirli hanelerin karşı karşıya olduğu ağır borç yüklerini ve yavaşlayan gelir artışını maskeleyebileceği belirtiliyor.
Fed tarafından yürütülen araştırmalar, artan gelir eşitsizliği ile GSYH'ye oranla artan hanehalkı borcu, özellikle de ipotekli konut borçları arasında doğrudan bir bağ olduğunu saptadı.
Buna göre, yükselen bir borsa zenginleri daha varlıklı kılarken, genel ekonominin finansal kırılganlığını artırabiliyor.
Hanelerin sadece yüzde 1'inin, en alttaki yüzde 90'ın toplamından daha fazla servete sahip olması, ekonominin işleyiş mekanizmasını da farklılaştırıyor.
Ekonomik büyüme, geniş tabanlı bir tüketici faaliyetinden ziyade, dar bir varlık sahibi grubun kararlarına ve harcamalarına bağımlı hale geliyor.
Bu durumun, ekonomik temel üzerinde kırılganlık yarattığı değerlendiriliyor. Varlıklı hanelerin piyasadaki bir düzeltme, güven kaybı veya duyarlılık değişimi nedeniyle harcamalarını kısması durumunda, bu etkinin ekonominin geneline hızla yayılacağı öngörülüyor.
Geniş orta sınıfın bu tür bir şoku emebilecek finansal tampona sahip olmaması riskleri artırıyor.
Fed verileri, ekonomik veriler ile halkın yaşadığı maddi gerçeklik arasındaki boşluğu da ölçüyor.
Tüketici harcamalarının en üstteki yüzde 10'un harcamalarıyla ayakta kalması, çoğunluğun zorlandığı bir dönemde makro verilerin sağlam görünmesine neden oluyor.
Onlarca yıldır açılmakta olan servet uçurumunda, mevcut dönemi ayırt edici kılan temel unsurlar ise yoğunlaşmanın hızı ve bölünmenin ulaştığı devasa ölçek olarak gösteriliyor.