Eski ABD’li esir: İran yıkılmaz, yeni savaş işe yaramaz

11 Nisan 2026

Eski ABD’li esir ve diplomat Barry Rosen, İran’la yeni bir savaşın mümkün olmadığını belirterek mevcut sürecin kırılgan bir dengeye dönüştüğünü ve müzakerelerin büyük ölçüde Tahran’ın şartları çerçevesinde ilerlediğini söyledi.

YDH- 1979-1981 yılları arasında Tahran’daki ABD elçiliğinde 444 gün rehin tutulan Amerikalı diplomatlardan Barry Rosen, İslamabad’daki müzakere sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

“İran deneyimi ve 444 günlük esaret”

Rosen, İranlı öğrenciler tarafından zorla bir odaya götürüldüğünü ve oradan çıkamayacağının söylendiğini hatırlatarak, o dönem 30’lu yaşlarında olduğunu ve 444 gün sonra serbest bırakıldığını ifade etti.

Aradan geçen on yıllar boyunca hem yaşadıklarını hem de ABD-İran arasındaki sürekli gerilimi anlamaya çalıştığını söyledi.

İran hakkında soyut bir kavram gibi konuşulmasına karşı çıktığını belirten Rosen, süreci bizzat yaşadığını ve bunun etkisini derinden hissettiğini dile getirdi.

“Müzakereler, İsrail ve kırılgan ateşkes”

Mevcut ateşkesi tamamen gözden çıkarmaya hazır olmadığını söyleyen Rosen, Pakistan’daki görüşmelerin sonuçsuz kalabileceğini veya daha başlamadan çökebileceğini ifade etti.

ABD’nin İran diplomasisinin birçok kez başarısız olduğunu belirterek bunun nedenlerini “aşırı gurur ve yetersiz sabır” olarak sıraladı ve İsrail’i de süreci sabote etme ihtimali olan bir unsur olarak tanımladı.

Rosen, yeni bir savaşın İran’ı yıkmayacağını, bunun daha önce denendiğini ve başarısız olduğunu vurguşadı.

İran’ın dayanıklı olduğunu, krizleri absorbe edip uyum sağladığını ve beklemeyi bildiğini ifade etti.

“Müzakere çerçevesi İran’ın elinde”

İran’ın mevcut süreçte avantajlı konumda olduğunu belirten Rosen, müzakerelerin Tahran’ın çerçevesinde ilerlediğini, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerinde etkisini sürdürdüğünü ve ekonomik açıdan stratejik konumunu koruduğunu söyledi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın tekliflerini “uygulanabilir” olarak değerlendirmesini ise dikkat çekici bir gelişme olarak nitelendirdi.

İran’ın yaptırımların kaldırılması, uranyum zenginleştirme hakkı, ABD askerlerinin bölgeden çekilmesi ve Lübnan ile Gazze’deki gelişmeleri kapsayan geniş bir anlaşma istediğini belirten Rosen, bu paketin Washington açısından zor kabul edilebilir olduğunu ifade etti.

İsrail’in ise bu çerçeveye dahil edilmediğini ve buna bağlı kalmayacağını açıkça ortaya koyduğunu söyledi.

“İsrail faktörü ve savaş riski”

Rosen, İsrail’in saldırılarını sürdürmesi ve Washington’ın bunu “durduramaması veya durdurmak istememesi” halinde müzakere sürecinin anlamını yitireceğini belirtti.

Buna rağmen topyekûn bir savaşa dönüş beklemediğini ifade eden Rosen, bunun tarafların “akıllanmasından” değil, çatışmanın maliyetinin yüksekliğinden kaynaklandığını söyledi.

Ona göre, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisi ve bölgesel karşılık kapasitesi, küresel ekonomiyi doğrudan etkiliyor.

“Kırılgan bir denge”

Rosen, gelinen noktayı kalıcı bir barış değil, “daha kırılgan bir denge” olarak tanımladı. İki tarafın da resmi bir anlaşma olmadan ve güvence bulunmadan birbirini yok etmeme yönünde “sessiz bir uzlaşmaya” vardığını söyledi.

Kendi esaret deneyimine atıf yapan Rosen, böyle bir kırılganlık içinde hayatta kalmanın ne anlama geldiğini bildiğini ve 444 gün boyunca sahip olduğu tek şeyin de bu “belirsiz denge” olduğunu ifade etti.