
YDH - Alman akademisyen ve yazar Markus Krall, "Gold and More" adlı webinar kapsamında gerçekleştirdiği sunumda, yeni tamamladığı Götterdämmerung (Tanrıların Şafağı/Çöküşü) isimli kitabı üzerinden küresel siyaset ve ekonomi düzenindeki köklü değişimleri analiz etti.
Dünyanın mevcut durumunu "dünya düzeni için verilen mücadelenin tam ortasındayız" sözleriyle tanımlayan Krall, özgürlük güçlerinin en nihayetinde zafer kazanacağına dair hipotezini paylaştı.
Krall, "Özgürlükten yoksun olan her toplum düzeni insan doğasına aykırıdır; bu nedenle kalıcı olması mümkün değildir" değerlendirmesinde bulundu.
Krall'a göre yeni dünya düzenine dair temel soru, bireylerin gelecekte hangi sistem altında yaşayacağıyla ilgili. Bu noktada iki ana kutup arasında bir mücadele yaşandığını belirten Krall, "Gelecekte özgürlük içinde mi yoksa ekososyalizmde mi yaşayacağız? Temel mesele budur" dedi.
Krall, son 35 yıldır hüküm süren tek kutuplu dünya düzeninin ve ABD hegemonyasının, Washington’un "emperyal aşırı gerilme" durumu nedeniyle sürdürülemez hale geldiğini ifade etti.
Bu mücadelenin yalnızca askeri ve jeopolitik düzeyde değil; yapay zeka, robotik ve uzay teknolojileri gibi teknolojik alanlarda da verildiğini dile getirdi.
Akademisyen Krall, toplumsal düzenlerin başarısını belirleyen dört temel boyut tanımladı: İnsan modeli, ekonomik düzen, bilgi yönetimi ve gücün organizasyonu.
Krall, bireye duyulan saygının yerini kolektivizmin alması, piyasa ekonomisinin yerini planlı ekonominin alması ve ifade özgürlüğünün yerini devlet propagandası ile sansürün alması gibi risklere dikkat çekti.
Avrupa’nın ve özellikle Almanya’nın mevcut durumuna dair karamsar bir tablo çizen Krall, Avrupa Birliği'nin (AB) sanayisizleşme sürecine girdiğini belirtti.
Almanya’nın sanayi üretiminin 2017’deki trend seviyesinin yüzde 20 altında olduğunu ve yanlış politikalar nedeniyle potansiyelinin yüzde 25 uzağına düştüğünü kaydetti.
Krall, "Avrupa'da büyüyen tek şey verimsiz devlet aygıtıdır" diyerek, Almanya’daki kamu görevlisi sayısının son 15 yılda 4,6 milyondan 5,4 milyona çıktığını ve bunun yıllık 400 milyar avro personel maliyeti doğurduğunu hatırlattı.
Fransa’nın borç stokuna ilişkin çarpıcı bir kıyaslama yapan Krall, "Fransa bugün, Yunanistan'ın kurtarılmaya ihtiyaç duyduğu dönemdeki kadar kamu borcuna sahiptir. Fransa, kurtarılması gereken bir sonraki adaydır" dedi.
Olası bir kurtarma operasyonunda Almanya’nın devreye girmesinin Alman borç paketini de patlatacağını savunan Krall, 2030 yılına gelindiğinde Almanya'nın borç yükünün GSYH'sinin yüzde 180'ine ulaşabileceği öngörüsünde bulundu.
Küresel jeopolitiğin merkezinde ABD’nin çok kutuplu dünyaya karşı verdiği mücadelenin yattığını belirten Krall, Washington'un stratejik odak noktasını Amerika kıtasına kaydırdığını ifade etti.
ABD’nin en kritik savunma enstrümanının doların rezerv para statüsü olduğunu vurgulayan Krall, şu tespitleri yaptı:
"ABD dolarını rezerv para statüsünden çıkarırsanız, ABD hegemonyası çöker. ABD, çok kutuplu bir dünyada artık başrolü oynayamaz. Bunu önlemek için ABD, doların statüsünü dört elle savunuyor. Bu savunma aracının adı ise petrodolar sistemidir."
Petrodolar sisteminin, petrol ticaretinin yalnızca dolarla yapılması esasına dayandığını hatırlatan Krall, Venezuela ve İran’ın dünya petrol rezervlerinin yüzde 30'una sahip olmaları nedeniyle "petrodolar zincirinin en önemli incileri" olduğunu belirtti.
Krall, "Mesele petrolü çalmak değil, İran'ı petrolü dolar üzerinden fiyatlandırmaya zorlamaktır. Bu savaş, petrodolar konusu çözülene kadar bitmeyecektir" dedi.
Krall, Batı'daki genel algının aksine Rusya’nın ekonomik olarak sanıldığından çok daha dirençli olduğunu dile getirdi.
Devlet Başkanı Vladimir Putin'in göreve geldiği 2000 yılından bu yana Rusya'daki ortalama gelir düzeyinin 550 dolardan yaklaşık 15 bin dolara yükselerek 30 kat arttığını belirten Krall, bu ekonomik güçlenmenin Putin'in popülaritesinin temel kaynağı olduğunu ifade etti.
Krall, Avrupa'nın ise bürokrasi, yüksek vergiler ve "enerji pahalılaştırma" politikalarıyla kendi kendini küçülttüğünü ve küresel sahnede bir "oyuncu" olmaktan çıkıp "izleyici" konumuna düştüğünü sözlerine ekledi.
Son olarak teknolojik rekabete değinen Krall, Avustralyalı bir düşünce kuruluşunun verilerine dayanarak Çin'in 70 kritik teknoloji alanının yüzde 90'ında lider olduğunu, ABD'nin bu alanların yüzde 10'unda yer aldığını, Avrupa'nın ise hiçbirinde liderliğinin bulunmadığını belirterek, "Biz teknolojik olarak gelişmekte olan bir ülkeyiz, Çin ise lider sanayi ülkesidir" diyerek sözlerini tamamladı.