
YDH- Rusya Güvenlik Konseyi, Orta Doğu’da suların durulmadığı bir dönemde, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik stratejilerine dair çarpıcı bir analiz yayımladı.
Konseyden yapılan resmi açıklamada, Washington ve Tel Aviv’in Tahran yönetimiyle yürüttüğü mevcut müzakere sürecinin, aslında kapsamlı bir kara harekatı hazırlığını gizlemek amacıyla kullanılan diplomatik bir "kılıf" olabileceği uyarısı yapıldı.
Rus yetkililer, İran’daki iç duruma ilişkin yaptıkları değerlendirmede, Tahran’ın kontrolü tamamen elinde bulundurduğunu vurguladı.
Açıklamada, başta ordu olmak üzere İran’daki tüm devlet mekanizmalarının ve kurumlarının yüksek operasyonel verimlilikle çalışmaya devam ettiği not edildi. Buna karşın Moskova, krizin taraflarının mevcut ateşkes hükümlerine ne derece sadık kalacağı konusunda ciddi çekinceler taşıdığını ve sürecin kırılganlığını koruduğunu ifade etti.
Sürece dair en sert eleştirilerden biri de Rusya Federasyonu Konseyi Başkanı Valentina Matviyenko’dan geldi.
Matviyenko, ABD ve İsrail’in Orta Doğu’da savaşı tetikleyerek "ciddi bir jeopolitik hata" yaptığını savundu. Bu değerlendirmeler, bölgedeki askeri hareketliliğin diplomasiyle durdurulup durdurulamayacağı tartışmalarını yeniden alevlendirdi.
Bölgedeki gerilim, 7 ve 8 Nisan gecesi varılan geçici uzlaşıyla bir nebze olsun yerini sükunete bırakmıştı.
Washington ve Tel Aviv’in İran’a karşı yaklaşık 40 gün süren yoğun operasyonlarının ardından taraflar, iki haftalık bir ateşkes süreci üzerinde anlaşmaya varmıştı. Bu sürenin temel amacı, çatışmaları kalıcı olarak sona erdirecek bir barış zemini oluşturmak için müzakereleri yürütmekti.
Bu kapsamda Pakistan’ın başkenti İslamabad, tarihî bir İran-ABD zirvesine ev sahipliği yaptı.
Pakistan Başbakanı’nın arabuluculuğunda başlayan süreç, önce ana heyetlerin katılımıyla, ardından teknik heyetlerin devreye girmesiyle derinleşti. Toplamda 21 saati aşan bu yoğun diplomasi maratonu, bölgenin kaderini tayin edecek en kritik görüşme trafiği olarak kayıtlara geçti. Ancak Rusya’dan gelen son uyarılar, masadaki uzlaşının sahadaki askeri planlarla ne ölçüde örtüştüğü sorusunu gündemde tutmaya devam ediyor.