
YDH- El-Meyadin yazarı Arib el-Rantavi, Yemenli direniş hareketi Ensarullah'ın "zayıflamış" veya "dağılmış" olduğu yönündeki algıların gerçeği yansıtmadığını; aksine savaş sanatında uzmanlaşmış, Tahran ile yüksek düzeyde koordineli bir güç olduğunu vurguladığı analizinde, küresel ticaretin can damarları olan geçiş noktalarına değinerek Ensarullah'ın hamlelerini ideolojik bir söylemin ötesinde, "kaybedecek bir şeyin olmaması" gerçeğine dayandırıyor.
Amerikan-İsrail ekseninin İran’a karşı açtığı savaş beşinci haftasına girerken, Ensarullah iki yıl içinde ikinci kez "destek" safındaki yerini alıyor.
İlk katılımları; Gazze’yi, oradaki halkı ve direnişi desteklemek içindi. İki haftalık ateşkes onaylanana kadar bu katılımın "sembolik" kaldığı, somut bir fark yaratmaktan çok mesaj verme amacı güttüğü bir gerçekti.
Ensarullah’ın yeniden sahaya inmesi, İran’a karşı Amerika Birleşik Devletleri–İsrail hattında yürüyen savaşın artık sembolik destek aşamasını aşıp, Trump’ın öngörülemez hamleleri ve başarısız diplomasiyle birlikte bölgesel bir tırmanışa evrildiğini gösteriyor.
Ancak bu hamle, büyük ihtimalle savaşa girme konusundaki o geri dönülmez kararın somut bir göstergesiydi; tabii arabulucuların çabalarıyla ya da bir başkanın kararsızlıklarıyla bu süreç tamamen kesilmezse.
Söz konusu başkan hakkında söylenebilecek en temel şey ise, kendisinin son derece değişken olması ve ne yapacağının kestirilememesidir.
Ensarullah, "İsrail"deki hedeflere yönelik ilk füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarını başlatarak, savaşa katılıp katılmayacaklarına veya bu müdahaleyi bir ay boyunca neyin geciktirdiğine dair tartışmalara, söylentilere son verdi. Fakat bu durum; müdahalenin zamanlaması, hedefleri ve izleyeceği yöntemler üzerine yeni bir tartışma başlattı.
Özellikle İslamabad müzakerelerinin başarısızlığa uğramasından ve Donald Trump’ın İran limanları ile stratejik geçiş noktalarına, yani boğazlara uygulayacağını duyurduğu "deniz ablukasının" başlamasından sonra, bu konu önümüzdeki günlerde gündemi epey meşgul edecek.
Zamanlama meselesini belirleyen asıl unsur, Tahran ile Sana arasındaki üst düzey koordinasyondu. Mevcut öngörüler, Ensarullah'ın "kıyamet senaryosu" ya da bazılarının deyimiyle "Samson seçeneği" için bekletildiğini gösteriyor.
Ayrıca grubun, Hizbullah veya Irak’taki diğer yapılar gibi savaşa neden doğrudan dahil olmadığına dair anlatılanların gerçeği pek yansıtmadığı da artık anlaşılıyor.
Bazılarının varsaydığı gibi dişlerini ve pençelerini kaybetmediler ya da "parçalanmış bir güç" haline de gelmediler. Yine sanıldığı gibi, Tahran'ın haberi olmadan, "savaş sonrası Yemen" düzenlemelerinde aslan payını alacakları gizli bir "anlaşma" da yapmadılar.
Ensarullah’ın İran ile koordineli biçimde “son koz” olarak konumlandırılması, Babülmendep Boğazı ve enerji hatlarından bölgesel savaşı genişletecek hamlelere kadar uzanan çok katmanlı bir stratejiyle, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in deniz yolları ve enerji güvenliği üzerinden kurduğu düzeni doğrudan hedef alan bir kırılma eşiğine işaret ediyor.
Tüm dikkatler İran'ın elindeki ve Ensarullah'ın kontrolündeki "son koz" olarak görülen Babülmendep ile Kızıldeniz'deki deniz trafiğine odaklanıyor.
Ancak eldeki veriler, Ensarullah'ın stratejik önemine dayanarak bu bölgenin çok daha ötesine geçen roller üstlenebileceğine işaret ediyor.
Ensarullah, Babülmendep Boğazı’ndan enerji hatlarına uzanan baskısıyla İsrail’i denizde sıkıştırırken, Suudi Arabistan üzerinden bölgesel savaşı büyütebilecek bir kaldıraç kuruyor.
Grubun, savaşın gidişatına göre sırasıyla veya aynı anda izleyebileceği üç ana yol öngörülüyor:
1- Babülmendep ve Kızıldeniz: Yemenli grup bu cephede savaş sanatında artık uzmanlaştı. Nitekim İsrail kaynaklarının paylaştığı verilere göre, ilk destek savaşında Eylat limanını %85 oranında etkisiz hale getirmeyi başardılar. Bu durum Tel Aviv’i; ticaret ve tedarik zinciri için Akdeniz kıyıları, "Hint koridoru" ve bazen de ilişkisi olduğu Arap ülkeleri üzerinden alternatif güzergahlar aramaya itti. Ayrıca grup, Umman’ın arabuluculuğuyla Washington’ı bir anlaşmaya zorladı; bu anlaşma, denizdeki ticari ve askeri varlıklara dokunulmaması karşılığında Kuzey Yemen’e yönelik Amerikan saldırılarının durmasını öngörüyordu. Burada dikkat çekici olan nokta ise Amerikan yönetiminin, İsrail’i bu anlaşmaya dahil etme konusunda ısrarcı davranmamasıydı. Gözlemciler bu tavrı, "zor zamanda müttefiki taktiksel olarak terk etmek" şeklinde yorumladı. Bugün deniz ablukası; hava saldırıları ve füzelerle dolu yeni bir savaşa, hatta İran kıyıları veya adalarında kara çatışmalarına yol açarsa ve Hürmüz Boğazı zorla açılmaya çalışılırsa, Babülmendep Ensarullah hedeflerinin tam merkezinde yer alacaktır.
2- Enerji kaynakları ve petrol arzı: Enerji fiyatlarından bahsederken şunu da eklemek gerekiyor; bazı sızıntılar, Ensarullah'ın Suudi Arabistan ve BAE'deki enerji rezervlerini, özellikle de Kızıldeniz kıyısındaki petrol ihracat platformlarını hedef alma ihtimalini gündeme getiriyor. Burada bir parantez açmak lazım: Suudi Arabistan'ın yaklaşık kırk yıl önce "Tanker Savaşı" döneminde kurduğu ve yakın zamanda yeniden faaliyete geçirdiği "Doğu-Batı" boru hattının günlük kapasitesi yedi milyon varilin üzerindedir. Yanbu limanına ulaşan bu miktar, küresel arz açığının neredeyse yarısına denk geliyor. Bu sevkiyatın da kesintiye uğraması durumunda küresel piyasalar en büyük kabusuyla yüzleşebilir.
3- Bölgesel savaşın genişlemesi: Bazı sızıntılara göre Ensarullah, Körfez ülkelerinin isteseler de istemeseler de bu şiddetli savaşa dahil olacağı bir senaryoya hazırlanıyor. Ensarullah, komşu krallığa, yani Suudi Arabistan’a yönelik füze ve İHA saldırılarını, hatta daha da tehlikelisi bir kara harekatını seçenekler arasında tutuyor. Bu durum, bölgesel çatışmanın kapsamını iyice genişleterek kartların en büyük şekilde yeniden karılmasına yol açabilir. Bu bağlamda, Riyad’ın 13 bin Pakistan askerini ve hava kuvvetleri filosunu göreve çağırması kritik bir önem taşıyor. Bu adım, özellikle Riyad’ın İran’a karşı izlediği "taktiksel sabır" stratejisinden vazgeçmesi durumunda, Suudi topraklarında patlak verebilecek çatışmalara karşı bir önlem niteliği taşıyor.
İsrail şu ana kadar Yemen’in kademeli saldırılarına yanıt vermek için tüm gücünü kullanmadı; ancak kendisine karşı açılan bu yeni cepheye yönelik büyük ölçekli saldırı planları yaptığına hiç şüphe yok.
Yalnız bu noktada ABD’nin sabrı bu kez çok daha az olacak. Washington, Hürmüz Boğazı’nı açık tutmak için askeri bir macerayı bile göze almışken, Babülmendep’in kapanmasına asla müsaade etmiyor.
Ensarullah için mesele bir kumar değil; kaybedecek fazla şeyi olmadığını, coğrafi avantajlarını ve uzun soluklu direniş kapasitesini hesaba katarak “tetiğe basma” eşiğini bilinçli biçimde aşan, sonucu belirsiz ama getirisi yüksek bir stratejik risk.
Öte yandan Ensarullah, Yemen içindeki rakipleriyle de karşı karşıya gelebilir. Bazı yerel gruplar, yaşanan bu gelişmeleri Ensarullah’tan tamamen kurtulmak için "nadir bir tarihi fırsat" olarak görüyor.
Fakat bu durumun büyük bir felakete dönüşme riski de bir o kadar yüksek duruyor.
Dini ve ideolojik sloganların ardında, Ensarullah'ın bu kararı aslında ciddi siyasi ve stratejik hesaplara dayanıyor.
Bir Ensarullah liderinin de dediği gibi durum, "eli tetikte beklemekten, tetiğe basmaya geçiş" sürecidir.
Grubun hesabına göre; halihazırda ne yeniden yapılanma süreci başladı ne de üzerlerindeki kuşatma kalktı; dolayısıyla savaşa girdiklerinde kaybedecekleri pek bir şey yok.
Ensarullah için bu savaş "varoluşsal" bir mücadele değil; çünkü İsrail ile doğrudan sınır komşusu değiller ve toprakları işgal altında bulunmuyor.
Onlar için bu savaşın sonucu, statülerini ya yükseltiyor ya da düşürüyor; ancak varlıklarını tamamen sona erdirmiyor.
Sonuç olarak Ensarullah, coğrafi ve jeopolitik avantajların kendi yanlarında olduğunu, uzun vadeli bir direnişi yönetebilecek güce sahip olduklarını düşünüyorlar.
Bu onlar için bir kumar değil, "hesaplanmış bir risk" niteliği taşıyor: Taraflar için tavanların yıkıldığı, kırmızı çizgilerin aşıldığı ve bedellerin ağırlaştığı bu çok cepheli savaşın, hiçbir taraf için önceden garantilenmiş bir sonucu bulunmuyor.
Çeviri: YDH