
YDH- Hiba ed-Dihini, el-Mayadeen’deki analizinde, Bint Cübeyl’in yalnızca bir cephe hattı değil, askeri, tarihsel ve sembolik boyutların kesiştiği stratejik bir düğüm noktası olduğunu; direnişin gelişmiş saha kabiliyetleri, coğrafyanın zorlukları ve yıpratma savaşı dinamikleri nedeniyle İsrail’in şehri kontrol altına almakta zorlandığını vurguladı. Analizde ayrıca, kentin manevi ağırlığının askeri önemini aştığı, 2000 ve 2006’dan bugüne direniş hafızasının merkezinde yer aldığı ve bugün de çatışmanın en hassas ve belirleyici alanlarından biri olmayı sürdürdüğü ifade edildi.
***
O gün yapılan açıklamanın işgal hükümeti üzerindeki etkisi ağırdı; zira onların varlığı, Lübnan’ın güneyinde, tam Bint Cübeyl’in kalbinde, “örümcek ağından daha zayıf” olarak nitelenmişti.
Bu sözlerin yankılarının bugün hâlâ “ordusunun” kulaklarını delip geçmesi şaşırtıcı değil; nitekim kendileri de “Direniş ve Kurtuluşun Başkenti”nde çektikleri “azabı” itiraf ederek burası için “yeryüzündeki cehennem” ifadesini kullanıyor.
İşgal ordusunu ülkeyi ele geçirmekten alıkoyan, sahip olduğu her şeyle karşı koyan ve güneyde varoluşsal destanlar yazmak için kan ve ateşle “müzakere” eden bir direniş gücünü bağrında taşıyan işte bu “cehennem”dir.
Yine bu “cehennem”dir ki, Şehit Lider Seyyid Hasan Nasrallah’ın 2000 yılında durup ülkenin zaferini ve kurtuluşunu ilan ettiği yer olmuştur.
Zaferin kendisi de tıpkı o gün olduğu gibi bugün de Washington’daki müzakere “ağızlarından” değil, Bint Cübeyl’deki tüfeklerin namlularından sökülüp alınacaktır.
Neden Bint Cübeyl?
Lübnan’ın en güney ucunda yer alan Bint Cübeyl, coğrafi sınırlarının çok ötesine geçen, katmanlı ve bileşik bir öneme sahiptir.
Askeri, sembolik ve tarihsel boyutların kesişiminde bir düğüm noktasına dönüşen şehir, aynı zamanda Bint Cübeyl ilçesinin en önde gelen ve en büyük sınır yerleşimlerinden biridir.
Bu özelliğiyle Litani’nin güneyindeki sahada bir dayanak noktası teşkil eder; zira farklı coğrafi eksenlerin kesiştiği bu alan, askeri değerlendirmelere göre doğu, orta ve batı sektörlerini birbirine bağlayan bir merkez niteliği taşır.
Bu çerçevede Lübnan ordusundan emekli Tuğgeneral ve askeri analist Charles Ebi Nadir, el-Meyadin’e yaptığı değerlendirmede, Bint Cübeyl’in Litani’nin güneyindeki bölgelerin ortasında bir bağlantı düğümü oluşturduğunu, bu nedenle öneminin nüfus yoğunluğu ve kentsel yayılım bakımından en büyük sınır yerleşimi olmasından kaynaklandığını ifade eder.
Bu durum, şehri herhangi bir askeri ilerleme için son derece karmaşık bir alana dönüştürmekte; onu ele geçirme girişimini basit bir “coğrafi genişleme” olmaktan çıkararak doğrudan konuşlanma ve kalıcılık kapasitesinin sınandığı bir mücadeleye çevirmektedir.
Bint Cübeyl’in önemi, direnişin işgalin şehri kontrol altına alma girişimlerini püskürtme çabalarında daha da belirginleşir. İşgal hükümeti başkanı Benyamin Netanyahu’nun ifadesiyle burası, savaşın “askeri açıdan en büyük düğüm”ünü teşkil etmektedir.
Tuğgeneral Eb, Nadir’e göre ise Lübnan’daki İslami Direniş, savunma yapıları, tahkimatları, gelişmiş askeri planları, alternatif savunma merkezleri, sahaya hâkimiyeti, stratejik füze kabiliyeti, saldırı dronları, pusuları ve art arda gelen çeşitli operasyonlarıyla öne çıkmaktadır. Tüm bunlar, kuşatma altında olmasına rağmen işgalcinin şehri ele geçirmesini şu ana kadar engelleyen başlıca unsurlar olarak ortaya çıkmaktadır.
Bu nedenle Bint Cübeyl’e yönelik güncel odaklanma, yalnızca askeri değil, aynı zamanda caydırıcılık ve yıpratma dinamiklerinin kesiştiği bir alan olmasından kaynaklanır. Bu da şehri, hem askeri hem de medya hesaplarında güney Lübnan sahnesinin en hassas noktalarından biri haline getirir.
İsrail neden hâlâ kontrol sağlayamıyor?
“Ordu”nun, medyada pazarlanan kuşatma girişimlerine rağmen Bint Cübeyl üzerinde tam kontrol kuramamasının nedeni, bir dizi askeri ve saha unsurunun iç içe geçmesinde yatmaktadır.
Tuğgeneral Ebu Nadir’e göre, bunun başlıca nedeni, Lübnan’daki İslami Direniş’in gelişmiş saha ve savunma kapasitesi ile sahadaki direncidir.
Buna ek olarak bölgenin karmaşık coğrafyası ve birbirine yakın mahalle dokusu, kalıcı bir kontrol kurulmasını zorlaştırmakta; her ilerleme girişimini işgal için yüksek zaman ve insan maliyetine dönüştürmektedir.
Bunun yanı sıra yıpratma savaşı dinamiği de belirleyici bir faktör olarak öne çıkar. Buradaki mesele yalnızca askeri ilerleme değil, aynı zamanda açık bir çatışma alanında uzun süre kalabilme ve tekrarlanan kayıplara maruz kalmadan varlık sürdürebilme kapasitesidir.
Ebu Nadir, işgalcinin “ölü sayısı düğümü” olarak nitelendirilebilecek hassasiyetine de dikkat çeker.
Artan kayıp korkusu, kayıpların açıklanmasında daha sıkı bir gizlilik veya temkinli davranış olarak yansımakta; bu durum, hükümet ve “ordu” düzeyinde insan kayıplarına karşı yüksek bir duyarlılığı ortaya koymaktadır. Her kayıp, askeri ve siyasi kararlar üzerinde ciddi bir baskı unsuru oluşturmaktadır.
Bu bağlamda, Bint Cübeyl üzerinde olası bir kontrolün, işgal söyleminde iddia edildiği gibi sınır “güvenliği” açısından belirleyici bir kırılma ya da “Celile’nin güvenliği” için kalıcı bir garanti olarak okunamayacağı; aksine daha geniş ve karmaşık bir saha gerçekliği içinde değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
İşte asıl mesele de burada düğümlenir: Şehrin coğrafi konumu ve sınıra olan yakınlığı, ona yönelik her ilerlemeyi açık bir cephenin derinliklerine atılan bir adım haline getirir; bu durum onu “güvenlik” ile “güvensizlik” arasında bir sınır çizgisi olmaktan çıkarır.
Buna karşın işgalci, medyada bunun tersini yansıtarak Bint Cübeyl’de attığı her “ileri adımı” bir “stratejik zafer” olarak sunmaya çalışmaktadır.
Netanyahu “sonuca yaklaşıldığını” dile getirirken, sahadaki tablo bunun aksini göstermektedir.
Güneyin bu kenti hâlâ ayaktadır ve direniş, şehir içinde yüksek bir organizasyon kapasitesiyle savaşı yönetmeye devam etmektedir.
İşgal “ordusu” yaklaşık bir haftadır şehre girip ilerlemeye çalışmakta; direniş ise onu çeşitli eksenlerde geri püskürtmekte ve ilerleyişini boşa çıkarmaktadır. Aynı zamanda direniş, yoğun saldırılara rağmen şehir içindeki komuta ve kontrol yapısını korumayı başarmıştır; bu da sahadaki dayanıklılığın bir göstergesi olarak öne çıkmaktadır.
Bununla birlikte, Bint Cübeyl’in manevi ağırlığı, askeri öneminin dahi önüne geçmektedir. Lübnan-Filistin sınırına birkaç kilometre mesafedeki bu şehir, direniş tarihinde en çetin ve en belirleyici savaşlara sahne olmuş; İsrail tarafından “yeryüzündeki cehenneme benzer” şeklinde tanımlanmıştır.
2000 yılındaki çekilmeden önce de direnişin ana çatışma merkezlerinden biri olan Bint Cübeyl, 2006 Temmuz Savaşı sırasında da yoğun saldırılara maruz kalmış; evlerinin ve tarihi çarşılarının büyük bir kısmı yıkılmıştır. Ancak tüm bu yıkıma rağmen şehir ele geçirilememiştir.
Bugün ise Nebatiye vilayetine bağlı Bint Cübeyl ilçesinin merkezi olan bu şehirde yeni destanlar yazılmaktadır. Bu süreç, işgal “ordusu” açısından bir yıpratma savaşına dönüşmüş durumdadır.
Direniş, her hamlede 2000 yılındaki “örümcek ağı” söyleminin yarattığı sembolik kırılmayı yeniden hatırlatarak işgalin ilerleyişini durdurmayı hedeflemektedir.
Güneylilerin hafızasında Bint Cübeyl: “İsrail örümcek ağından daha zayıftır”
Mayıs 2000’de, Hizbullah Genel Sekreteri Şehit Lider Seyyid Hasan Nasrallah, işgal “ordusu”nun güneyden çekilmesinin ardından Direniş ve Kurtuluş Bayramı vesilesiyle tarihi konuşmasını burada yaptı.
“Kurtuluş Konuşması” olarak anılan bu hitapta “yenilgiler çağının sona erdiği” ilan edildi.
Şehit Lider o gün şöyle seslenmişti: “Biz bugün Bint Cübeyl’deyiz. Sizler ve tüm Lübnanlılar burada, iki zaferi birden kutluyoruz; tek bir zaferi değil. Birinci zafer, topraklarımızın büyük bir kısmının kurtarılması, tutuklularımızın serbest bırakılması ve düşmana yenilginin tattırılmasıdır. İkinci zafer ise çekilmenin düşmana nasıl dayatıldığıdır.”
Ardından şu sözleri dile getirmişti: “Siz ona zamanlamayı dayattınız, siz ona taktiği dayattınız, siz ona yöntemi dayattınız ve siz, çekilmeden sonra, zafere layık bir halk olduğunuzu ispatladınız.”
Bint Cübeyl’den konuşan Nasrallah, “Nükleer silahlara ve bölgenin en güçlü hava kuvvetlerine sahip olan bu İsrail’in örümcek ağından daha zayıf olduğunu” vurgulamış; işgalcinin tüm yapısının direniş baskısı altında sarsıldığını ifade etmişti. O gün yaşanan bu tablo, bugün yeniden sahnelenmektedir.
Seyyid ile Bint Cübeyl’in hikâyesi
Şehit Lider Seyyid Hasan Nasrallah, bu şehri “Direniş ve Kurtuluşun Başkenti” olarak adlandırmıştı. Çünkü burası, ilk direnişçilerin sahnesi olmuş; işgalin gücünü bir “örümcek ağı” zayıflığına indirgeyen mücadelenin sembolü haline gelmiştir.
2000’de ve öncesinde şehri kırmaya çalışan işgal, bunu başaramamış; 2006 Temmuz’unda aynı girişimi tekrarlamış, yine başarısız olmuştur. Bugün de aynı denemeler sürmekte, ancak her seferinde sahne, Şehit Lider’in dilinden miras kalan zafer anlatısıyla kapanmaktadır.
Mayıs 2000’de “Seyyid’in şehirde olduğu” haberi yayılmış; zafer artık sadece yakın bir ihtimal değil, Bint Cübeyl’in ve tüm Güney Lübnan’ın tanımı haline gelmiştir. Şehrin adı anıldığında Seyyid, Seyyid anıldığında zafer, her ikisi birlikte anıldığında ise Cebel Amil hatırlanır olmuştur.
O gün Nasrallah şu sözleri dile getirmişti: “Siz şimdi burada, Bint Cübeyl’de güven içinde ve mutlusunuz; onlar ise işgal altındaki kuzey Filistin yerleşimlerinde bilinmeyen bir gelecek karşısında korku ve endişe içindeler.”
Ardından, “Buradan, kurtarılmış Bint Cübeyl’den, zulüm gören Filistin halkına sesleniyorum” demişti.
Konuşmasını yalnızca Güney’e değil, tüm Lübnan’a yönelterek şu ifadeleri kullanmıştı: “Burada, Bint Cübeyl’de ve Cebel Amil’de, bu direnişe büyük katkı sunan Baalbek-Hermel bölgesine de vefamı ifade etmek isterim.”
Dün – direnişin tarihinde – Seyyid, Bint Cübeyl’i “Direniş ve Kurtuluşun Başkenti” olarak ilan etti. Bugün ise aynı anlam devam etmektedir: Bint Cübeyl, işgale karşı dirençli; direnişçilerin ayak bastığı günden bu yana onunla özdeşleşen zafer adından koparılması mümkün olmayan bir şehirdir.
Bint Cübeyl; güneyin yüzü, zaferin adı, kurtuluş konuşmalarının mekânı ve düşmanla “gerçek müzakere”nin anlamıdır.
Çeviri: YDH