
YDH- Lübnan merkezli el-Ahbar gazetesinin Yemen uzmanı Raşid el-Haddad, asimetrik deniz savaşı doktrinini ve küresel enerji jeopolitiğinin en kırılgan halkası olan "boğazlar denklemini" işlediği analizinde, bölgedeki statükonun artık diplomasi masasında değil, kıyı savunma bataryaları ve uçak gemisi düelloları düzleminde belirlendiğini gözler önüne seriyor. El-Haddad, Ensarullah ve İran arasındaki askeri koordinasyonun artık 'Cephelerin Birliği' doktrininden, "Boğazların Birliği" doktrinine evrildiğini belirtirken Hürmüz ile Babülmendep'in aynı stratejik aklın iki kolu gibi hareket ettiğini ifade ediyor.
Hürmüz Boğazı krizi yeniden tırmanırken ve İran ile ABD arasındaki ateşkes anlaşmasının çöküş sinyalleri artarken, Sanaa yönetimi hava ve deniz kuvvetlerini azami teyakkuz durumuna geçirdi.
Kara kuvvetleri ile Kızıldeniz’deki kıyı savunma birlikleri de olası bir çatışma dalgasına karşı en üst seviyede alarmda bekliyor.
Sanaa Savunma Bakanı Tümgeneral Muhammed el-Atifi, gerçekleştirilen olağanüstü hükümet toplantısında konuya ilişkin net mesajlar verdi.
Atifi, "Hazırlandığımız yeni süreç sadece hava çatışmalarıyla sınırlı kalmayacak; Arap Denizi ve Kızıldeniz’deki Amerikan askeri yığınağına karşı geniş çaplı bir deniz savaşını da kapsayacak" açıklamasını yaptı.
Son haftalarda bir yanda ABD ve İsrail, diğer yanda ise İran ve Direniş Ekseni arasında yaşanan sıcak temaslara atıfta bulunan Bakan, "savaş alanlarının birliği" ilkesinin ilk çatışma dalgasında rüştünü ispatladığını vurguladı.
Sanaa yönetimi, askeri tahkimatlarını artırmasına paralel olarak Babülmendep Boğazı’nı tamamen kapatma tehdidini de masaya sürdü.
Ensarullah hareketinin siyasi büro üyesi Hüseyin el-Ezzi, Sanaa güçlerinin boğazı bütünüyle trafiğe kapatma kapasitesine sahip olduğunu iddia etti.
Sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda kararlılık mesajı veren el-Ezzi, "Bu konuda alınacak bir karar geri döndürülemez ve boğaz yeniden trafiğe açılamaz. Eğer Babülmendep’i kapatmaya karar verirsek, ne insan ne de cin orayı tekrar açabilir" ifadelerini kullandı.
Bu sert çıkış, İranlı diplomat Ali Ekber Velayeti’den de gecikmeden destek gördü. Velayeti, basın açıklamasında "Babülmendep artık Yemenli kardeşlerimizin kontrolündedir" diyerek el-Ezzi’nin paylaşımını kendi hesabından yeniden yayımladı.
➪ Ensarullah karasuları üzerindeki kontrolü sıkılaştırıyor
➪ Wall Street Journal: İran, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor
➪ Ensarullah: Babülmendep'i kapatırsak kimsenin açmaya gücü yetmez
➪ İran, Hürmüz'ü stratejik silaha dönüştürüyor
➪ İran'dan kritik Babülmendep sinyali
➪ Hürmüz ve Babülmendep'in kesişme senaryosu
Sanaa’daki askeri gözlemciler bu durumu "ortak ve birleşik bir duruşun" kanıtı olarak yorumluyor. Uzmanlar, olası bir savaşın Hürmüz Boğazı ile sınırlı kalmayacağını; aksine Babülmendep’in, ABD’yi İran üzerindeki kuşatmayı kaldırmaya ve ateşkes şartlarını kabule zorlamak için stratejik bir "koz" olarak kullanılacağını öngörüyor.
Tahran’da savaşa komuta eden Hatem el-Enbiya Merkez Karargâhı'nın, çatışma sahasını Babülmendep’e kaydırma ve Amerikalılara yönelik hamlelerin kapsamını genişletme tehdidi, uluslararası kamuoyunda büyük bir endişe dalgası yarattı.
Hürmüz Boğazı’nın stratejik kritikliği göz önüne alındığında, ABD’nin bu sürece doğrudan müdahale ihtimali bölgesel ve küresel dengeleri sarsıyor.
Bu tehditlerin hemen ardından Washington, Arap Denizi ve Hint Okyanusu’nun kuzeyindeki askeri varlığını kullanarak, Yemen’in batısındaki Hudeyde limanlarına giden gemilere kısıtlama getirebileceğinin sinyallerini verdi.
ABD, bir yılı aşkın süredir ilk kez Ensarullah’ı (Husiler) Cibuti merkezli BM Doğrulama ve Denetleme Mekanizması’na (UNVIM) uymamakla suçlarken; İran’ı da Yemen’deki müttefiklerine silah sevkiyatını sürdürmekle itham etti.
Bu gerilimli atmosferde, ABD’nin BM Büyükelçisi Jennifer Lucita geçtiğimiz Perşembe günü Güvenlik Konseyi’ne yaptığı bilgilendirmede; deniz gözetiminin sıkılaştırılması ve "Husilerin finansal kaynaklar ile silah ikmalinden mahrum bırakılması" çağrısında bulundu.
Washington, geçtiğimiz yılın sonlarında Hudeyde limanlarına giden gemileri durdurma yetkisini içeren bir Güvenlik Konseyi kararı çıkarmaya çalışmış ancak başarılı olamamıştı.
Ancak İran’ın Babülmendep’i kapatma tehdidiyle eş zamanlı olarak, ABD’nin Cibuti’deki BM denetleme misyonunun işlevselliğini sorgulamaya başlaması, Sanaa yönetimine yönelik üstü kapalı bir tehdit niteliği taşıyor.
Bu durum, Kızıldeniz’de suların yeniden ısınması halinde Hudeyde limanlarının tam bir abluka altına alınabileceği senaryosunu güçlendiriyor.
İki yıldır bölgedeki gemi trafiğini kontrol altında tutan Ensarullah ise USS Gerald Ford uçak gemisinin bölgeye yeniden konuşlandırılmasını, bu hayati su yolundaki uluslararası seyrüsefer güvenliği için doğrudan bir tehdit olarak okuyor.
Ayrıca uçak gemisinin bölgeye dönüşünün ABD ve İsrail’in Somaliland’daki hareketliliğiyle aynı zamana denk gelmesi, Mayıs başında Umman’ın arabuluculuğuyla imzalanan denizcilik ateşkesini baltalayan bir hamle olarak görülüyor.
El-Ahbar’a konuşan Sanaa Savunma Bakanlığı’na yakın askeri kaynaklar; bu durumun kendilerine Kızıldeniz’deki ABD-İsrail varlığına karşı yeni bir deniz harekatı başlatma hakkı verdiğini ve operasyonel menzillerini Arap Denizi ile Kuzey Hint Okyanusu’na kadar genişletebileceklerini vurguluyor.
Kaynak, ABD güçlerinin bölgedeki müttefiklerini bir uçak gemisiyle koruyabilme yeteneğinden şüphe duyduğunu ifade etti ve ekledi:
"Gerald Ford'un Yanbu limanına konuşlandırılmasının amacı Suudi petrol ihracatını korumaksa, bu amaç gerçekleşmeyecektir. Amerikan uçak gemisi, bir ay önce yaklaşık 30 saat süren yangınlara yol açan habersiz saldırılar sırasında kendini koruyamadığı gibi, Suudi enerji kaynaklarını da koruyamayacaktır."
Benzer şekilde, Ensarullah hareketinin siyasi bürosunun bir üyesi olan Hizam el-Esad, Washington'un Gerald Ford uçak gemisini, USS Wesson ve USS Mahan muhripleriyle birlikte Kızıldeniz'e yeniden konuşlandırmasının, uçak gemisinin konuşlanacağı Suudi limanlarına kadar uzanabilecek potansiyel bir çatışmanın kapısını araladığını iddia etti.
Sana'a güçlerinden son haftalarda Suudi ihracatının hedef alınmayacağına dair güvenceler alınmasına rağmen, Krallığın petrol ihracatının büyük bölümünün Doğu-Batı boru hattı üzerinden taşınması için ABD korumasına bağımlı olması ve Riyad'ın petrol ihracatı için Hürmüz Boğazı'na alternatif olarak Kızıldeniz'i benimsemesi, yeni bir çatışma çıkması durumunda Ensarullah Babülmendep Boğazı'nı bu ihracata kapatmaya sevk edebilir.
Suudi Arabistan şu anda Yanbu limanından Bab el-Mandeb üzerinden günde yaklaşık 7,6 milyon varil petrol taşıyor ve boğazdan geçen toplam petrol miktarı yaklaşık 13 milyon varile, yani küresel petrol arzının %13'üne denk geliyor. Boğazın kapatılması, enerji piyasalarında benzeri görülmemiş bir şoka yol açacaktır.
Çeviri: YDH