
YDH- Middle East Eye’de (MEE) yer alan bir analizde belirtildiğine göre, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu için “zor birkaç hafta” geride kaldı.
Analizde, ABD ile İran’ın, altı hafta süren ve savaşın hedeflerine ulaşamayan binlerce saldırının ardından bir ateşkes anlaşmasına vardığı sırada, New York Times’ın Netanyahu’yu Amerikalıları, kendisinin yanlış bir şekilde “kısa ve hızlı bir kampanya” olacağını iddia ettiği bir savaşın içine çeken figür olarak tasvir eden bir makale yayımladığı vurgulandı.
MEE’nin analizinde bildirildiğine göre, Avrupa güçleri artık İsrail’den uzaklaşıyor. Ancak analizdeki en dikkat çekici tespit, Tel Aviv’in “en önemli başarısızlığının” Hizbullah ile yaşanan çatışma olduğu yönünde.
Hizbullah tuzağı: “Ordu tuzağa düştü”
Middle East Eye analizinde belirtildiği gibi, Hizbullah savaşın ilk günlerinde çatışmaya girdi ve İsrail değerlendirmelerinin aksine, örgütün kapasitelerini yeniden inşa etmeyi başardığını, kuzey İsrail şehirlerini yoğun şekilde vurma kabiliyetini koruduğunu ve İsrail ordusunun Lübnan’daki ilerleyişini zorlaştırdığını kanıtladı.
İşleri daha da kötüleştiren gelişme ise ABD Başkanı Donald Trump’ın Lübnan ile İsrail arasında bir ateşkes dayatması oldu.
MEE’nin aktardığına göre, İsrail toplumu askeri güç, propaganda ve “tam zafer” vaatleri etrafında şekillenen şiddetli bir söylemi benimsedikten sonra, gerçeklik birçoklarının umduğundan “çok daha karmaşık” bir hal aldı.
Analizde çarpıcı bir karşılaştırmaya yer veriliyor. 1982 Lübnan işgali sırasında İsrail ordusunun Beyrut’a ulaşması bir hafta sürmüştü. Oysa bugün, Kasım 2024’te imzalanan ateşkese rağmen ordu, sınırdan ancak “sekiz kilometre” ileriye gidebilmiş durumda ve Litani Nehri’ne ulaşmakta zorlanıyor.
MEE analizinde şu ifadeler dikkat çekiyor: İsrail yorumcuları başlangıçta Hizbullah’ın ordu tarafından kurulan bir tuzağa düştüğünü ve İsrail’e “işi bitirme” meşruiyeti verdiğini övünerek söylerken, “aynı yorumcular kısa süre sonra tuzağa düşenin ordu olduğunu fark etti.”
Askeri istihbarat raporları: “Komuta kontrol merkezleri ve İran Devrim Muhafızları koordinasyonu”
Middle East Eye’de yer alan analizde bildirildiğine göre, İsrail ordusunun Lübnan’da kendisine tanınan hareket serbestliğine rağmen Hizbullah’ın askeri kapasitelerini ortadan kaldırmayı “başaramadığı” vurgulanıyor.
Daha da kötüsü, askeri istihbarat raporlarına göre, ilk iddiaların aksine Hizbullah’ın izole gerilla hücreleri aracılığıyla operasyon yürütmediği, aksine “komuta kontrol merkezleri” bulunduğu ve hatta saldırılarda İran Devrim Muhafızları ile koordinasyon içinde olduğu ortaya çıktı.
MEE analizinde belirtildiği gibi, Netanyahu için bu “derin bir başarısızlık” anlamına geliyor. İki buçuk yıllık “tam zafer” vaatlerinin ve İran’a karşı yürütülen savaşın ardından gelen ilk coşkunun ki, bu savaş rejim değişikliği ve İran’ın Hamas ile Hizbullah’a verdiği desteğin kesilmesiyle sonuçlanacak “kısa bir kampanya” olarak sunulmuştu, tam tersi bir gerçeklik ortaya çıktı.
“Lübnan’ın tamamını işgal etmek gerekir”
Middle East Eye analizinde, bu başarısızlığın en net ifadesinin bizzat İsrail ordusundan geldiği aktarılıyor. Analize göre İsrail ordusu, Hizbullah’ı silahsızlandırmak için “Lübnan’ın tamamını işgal etmesi” gerektiğini ve bunun “yıllar alabilecek” bir operasyon olduğunu açıkladı.
Bu açıklama, ciddi bir yedek asker sıkıntısının yaşandığı ve uzun süren çatışmaların ardından artan bir tükenmişliğin hissedildiği bir dönemde geldi.
MEE’nin belirttiğine göre, bu sırada askeri bütçe İsrail ekonomisi üzerinde “muazzam bir yük” oluşturuyor ve Gazze savaşının başlangıcından bu yana iki kattan fazla arttı.
Netanyahu’nun stratejik dönüşü: Daha önce reddettiği müzakerelere evet
Middle East Eye analizinde bildirildiğine göre, Netanyahu bu zorlu pozisyondan hareketle daha önce reddettiği Lübnan hükümetiyle müzakere etmeyi şimdi kabul etti.
Analizde bu anlaşmanın, Lübnan’da Batı Şeria’daki Filistin modeline dayanan stratejik bir dönüşümle bağlantılı olduğu belirtiliyor. “Üç on yıldan fazla süren müzakerelerin asıl amacı müzakerelerin kendisi haline gelirken, İsrail toprak gasp etmeye ve sahadaki gerçeklikleri değiştirmeye devam etti.”
İsrail hükümetinde iki tamamlayıcı eğilim: Katz ve Smotrich
MEE analizinde belirtildiği gibi, mevcut İsrail hükümeti içinde iki tamamlayıcı eğilim ortaya çıkmış durumda. Bir yandan Savunma Bakanı Israel Katz, “güvenlik bahanesiyle” Lübnan’ın Litani Nehri’ne kadar işgal edilmesini teşvik ediyor.
Öte yandan Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, bu bölgenin İsrail’in “kuzey sınırı” haline getirilmesini savunuyor ve açıkça güney Lübnan’da yerleşim çağrısı yapıyor.
Middle East Eye’nin aktardığına göre, tüm bunlar yüzbinlerce insanın evlerinden edilmesiyle ve İsrail’in Lübnan’da Han Yunus’ta kullanılan yıkım yöntemlerini uygulama tehditleriyle eş zamanlı yaşanıyor.
Haaretz gazetesinde yayımlanan ve İsrailli askerlerin ifadelerine dayanan bir rapora göre, yeni kurulan askeri karakollar Gazze’de inşa edilenlere benziyor ve “geçici konumlar” gibi görünmüyor.
“Lübnan İsrail bilincinde açık bir yara”
MEE analizinde belirtildiği gibi, uluslararası baskı yoğunlaşırken Netanyahu, uluslararası toplumu İsrail ile Lübnan arasında müzakerelerin sürdüğüne ikna edebileceği diplomatik bir yol yaratmaya çalışıyor.
Ancak analizde vurgulandığı gibi, “ateş altında müzakereler” yine de İsrail kamuoyuna Lübnan’daki yıkım görüntülerini sunacak. Lübnan, İsrail bilincinde “açık bir yara” olmaya devam eden bir ülke.
MEE’nin aktardığına göre, son on yıllarda orduda görev yapmış hemen hemen her İsrailli, bir şekilde Lübnan’ı “biçimlendirici bir askeri cephe” olarak deneyimlemiş durumda.
1982-2000 yılları arasında 18 yıl süren işgalin ve ardından 2006 savaşının ardından Lübnan “başarısızlığı” simgeler hale gelirken, Hizbullah da İsrail’in “dört on yıldır yenilgiye uğratamadığı ana askeri güç” olarak görülmeye başlandı.
Netanyahu’nun hedefi: Lübnan’ı uydu devlet yapmak
Middle East Eye analizinde bildirildiğine göre, Netanyahu şimdi Lübnan’ı “uydu bir devlet” haline getirerek yeni bir gerçeklik yaratmaya çalışıyor.
İsrail’in amacı yalnızca İran etkisini etkisiz hale getirmek ve Lübnan’ı ABD-İran müzakerelerinden ayırmak değil, aynı zamanda Fransız etkisine karşı koymak ve bunu Lübnan’ın mezhepsel gerilimlerinden yararlanarak yapmak.
MEE’nin aktardığına göre, gazeteci Raviv Drucker, İsrail eylemlerinin Lübnan’da iç savaşa yol açabileceğini ve bunun İsrail için “stratejik olarak iyi olabileceğini” ifade etti.
“Süper Sparta zihniyeti ve gücün sınırları”
Middle East Eye analizinde belirtildiği gibi, Netanyahu ve İsrail güvenlik kurumunun kibri İsrail için büyük bir zorluk yarattı.
“Süper Sparta zihniyeti” olarak tanımlanan yaklaşımın diplomasi yerine askeri gücü merkeze aldığı belirtildi.
İran ile savaşın milyonlarca İsrailliyi sığınaklara zorladığı, ekonomi ve eğitim sisteminin zarar gördüğü ve İsrail’in konumunun kötüleştiği aktarıldı.
Sonuç: Gücün sınırları
MEE’nin vurguladığına göre, top artık Lübnan hükümetinin sahasında. Lübnan’ın Hizbullah konusunda nasıl bir tutum alacağı kritik önem taşıyor.
Analizde, İsrail ile işbirliğinin ülkeyi mezhep çatışmasına sürükleyebileceği ifade edildi.
Ayrıca, ABD Başkanı’nın ikinci kez İsrail’e ateşkes dayattığı, ancak Washington’un çoğu zaman İsrail ihlallerine göz yumduğu hatırlatıldı.
Son olarak, analizde şu değerlendirmeye yer verildi: “Gücün sınırları var.”
“Büyük İsrail” hayallerinin Arapların direniş göstermeden teslim olmasına bağlı olduğu ifade edildi.
Sonuç bölümünde, askeri gücün tek başına yeterli olmadığı, diplomasinin ve coğrafi-demografik gerçekliğin belirleyici olduğu vurgulandı.
Analiz, İsrail için “tam zafer” hedefinin artık mümkün olmadığını belirterek sona erdi.