
YDH- Marada Hareketi lideri Süleyman Franciye, salı günü yaptığı açıklamada, Direniş’in işgalin bir sonucu olarak ortaya çıktığını söyledi.
Franciye, el-Meyadin’e verdiği özel röportajda, Güney Lübnan’daki mevcut gelişmelerin, özellikle İsrail işgal güçlerinin “sarı hat” uygulaması ve buna bağlı İsrail tedbirlerinin, Direniş’e devam etmek için gerekli tüm meşruiyeti sağladığını ifade etti.
Franciye ayrıca, Direniş’e karşı yürütülen kışkırtma kampanyalarının İsrail kaynaklı bir gündeme dayandığını belirtti ve tarih boyunca Şii toplumunun yaptığı büyük fedakârlıkların ve verdiği şehitlerin, bu toplumun vatanseverliğini eninde sonunda ortaya koyacağını söyledi.
Sahadaki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Franciye, Lübnan’da birçok kişinin, atılan roketlerden bağımsız olarak İsrail’in Litani Nehri’ne doğru ilerlemeyi hedeflediği görüşünü paylaştığını ifade etti.
Bu hedefin, Benyamin Netanyahu’nun daha geniş planının bir parçası olduğunu ve Netanyahu’nun bu planı sık sık haritalar üzerinden göstererek açıkladığını söyledi.
Franciye, Lübnan’daki Direniş’in “kararlılığını ve dayanıklılığını kanıtladığını” belirterek İsrail’in Bint Cübeyl ve el-Hıyam’a giremediğini, bunun da “oyunun kurallarını kökten değiştirdiğini” ifade etti.
“Şiiler bu ülkenin tam ortağıdır”
Franciye, Şiilerin bu ülkenin tam ortağı olduğunu ve bunun bedelini her gün kanla ödediklerini söyledi.
Bugün Güney Lübnan’da oluşan kazanımların üzerine inşa edilmesi gerektiğini ifade etti.
Marada Hareketi lideri, “Hiç kimse bu ölçekte bir baskıya dayanamaz. Büyük acılara, şehit dalgasına, derin bir ıstırap ve adaletsizliğe ve yaygın bir reddedilme atmosferine rağmen, Direniş’in halk tabanındaki vatanseverlik son derece dikkat çekici olmaya devam ediyor.” ifadelerini kullandı.
Bu kazanımların yalnızca saygı değil, aynı zamanda teşekkürle karşılanması gerektiğini ifade ederek Lübnan’ın bu fedakârlıklardan ders çıkarması ve bunlar üzerine ciddi şekilde inşa edilmesi gerektiğini söyledi.
Direniş savaşçılarına hitaben, “Siz benim çocuklarımı, onların geleceğini ve bu ülkedeki her çocuğun geleceğini savunuyorsunuz.” dedi.
“Washington pragmatik davranıyor”
Franciye, “Amerikalılar bize ihanet etti” yönündeki iddialara yanıt vererek, “Amerikalılar sizi bile görüyor mu?” sorusunu yöneltti.
Franciye, ABD’nin tüm kararlarını kendi çıkarlarına dayalı pragmatik hesaplarla aldığını, Vietnam, Afganistan ve Suriye örneklerinde olduğu gibi çıkarları değiştiğinde müttefiklerini terk ettiğini belirterek Washington’un garantilerine güvenilmemesi gerektiğini söyledi.
Lübnan’ın ABD’ye aşırı bağımlılığını eleştiren Franciye, Washington’u İsrail’in başlıca müttefiki olarak tanımladı.
“Karşı tarafın çıkarlarını gözeten bir arabulucuya gittiğimizi bilerek nasıl müzakere yapabiliriz?” diyen Franciye, ABD’nin her zaman kendi stratejik çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini vurguladı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail’e açık destek verdiğini ve İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu adına bölgede savaşları körüklediğini ifade etti.
Bu çerçevede Franciye, İsrail’in en önemli müttefikine güvenilerek adım atılmasının akılcı olmadığını belirterek, dolaylı müzakereler seçeneği varken neden doğrudan görüşmelere acele edildiğini sorguladı.
Ayrıca, ABD’nin yaklaşımının sürekli çıkar temelli olduğunu vurgulayarak, “Amerikalılar bize ihanet ederse demeyin, ne zaman ihanet edecekler deyin; farkı budur” ifadelerini kullandı.
[video]
“Barışın niteliği belirleyicidir”
Lübnan ile İsrail arasında yürütülen görüşmelere değinen Franciye, kimsenin ilkesel olarak barışı reddedemeyeceğini ancak asıl sorunun barışın niteliği ve şartları olduğunu vurguladı.
Bu bağlamda “Hangi barıştan bahsediyoruz?” ifadelerini kullandı.
Bu aşamadaki temel sorunun doğrudan müzakerelere acele edilmesi olduğunu belirterek bu adımın ulusal mutabakattan yoksun olduğunu ifade etti.
Franciye, Lübnan nüfusunun yarısından fazlasının bu sürece karşı olduğunu, Şii toplumunun net şekilde reddettiğini, Dürzi toplumunun onunla dayanışma içinde olduğunu, Sünni kamuoyunun kararsız olmakla birlikte karşıya yakın durduğunu ve Hristiyanların da önemli bir bölümünün bu sürece karşı olabileceğini söyledi. Durumu “son derece riskli” olarak nitelendirdi.
“Zorla dayatılan barış mümkün olmadı”
Franciye, tarihsel bir örneğe atıf yaparak İsrail’in Beyrut’ta olduğu ve ABD savaş gemilerinin açıkta bulunduğu dönemde dahi bu tür bir “barışın” dayatılamadığını hatırlattı.
Bu koşullar altında böyle bir sürecin bugün çok daha zor olduğunu ifade etti.
“Hiç kimse aynı anda hem egemen hem Siyonist olamaz, çünkü Siyonizm Lübnan’ın varlığını bile tanımıyor.” dedi.
Devleti eleştirerek son iki yılda gerçek bir ulusal diyalog kurulmadığını ve bunun iç birliği güçlendirme fırsatının kaçırıldığını söyledi.
Mevcut yönelimin iç çatışmaya götürdüğünü ve bunun İsrail ile ABD’nin çıkarlarına hizmet ettiğini ifade etti.
“İsrail Lübnan’ı yükselmiş görmek istemiyor”
Franciye, İsrail’in Lübnan’ın iyiliğini istemediğini, Lübnan’ı bir rakip olarak gördüğünü ve bu nedenle ülkenin toparlanmasını ve yükselmesini istemediğini söyledi.
Ayrıca, kararların halkın onurunu yansıtması ve geleceğini güvence altına alması gerektiğini vurguladı.
Doğrudan barış görüşmelerine acele edilmesinin “ciddi riskler” taşıdığını ve geniş bir toplumsal reddiye ile karşılaşacağını ifade etti.
“Ulusal mutabakat olmadan müzakere felakettir”
Franciye, doğrudan müzakerelerin geniş ulusal destek, gerçek bir iç diyalog ve ortak bir ulusal duruş olmadan başarıya ulaşamayacağını belirtti.
Bu koşullar olmadan ilerlemenin “felaket” doğurabileceği uyarısında bulundu.
Lübnan’ın en gerçekçi seçeneğinin dolaylı müzakereleri sürdürmek ve uzun vadeli bir ateşkes zemini oluşturmak olduğunu söyledi.
“İki tehlikeli senaryo”
Franciye, mevcut baskıların Lübnan’ı “iki ciddi senaryoya” sürüklediğini ifade etti: İsrail ile savaş ya da iç çatışma.
Bu yolun mantığını sorgulayarak sonuçlarının ağır olacağını belirtti.
ABD ve İsrail’in de barış konusunda Lübnan kadar acil bir yaklaşım göstermediğini söyledi.
“Silah tartışması ve iç denge”
Franciye, devletin silah tekeli çağrılarına değinerek bunun ne amaçla yapıldığının netleştirilmesi gerektiğini ifade etti.
Amaç çatışma mı yoksa güvence mi sorusunun yanıtlanması gerektiğini belirtti.
Direniş’e güvence verilmesi ve tüm Lübnanlıların korunmasının garanti altına alınması gerektiğini söyledi.
“Hürmüz Boğazı ve bölgesel denge”
Hürmüz Boğazı konusuna da değinen Franciye, boğazın yeniden açılması ile Lübnan’da ateşkesin ilişkilendirilmesine karşı çıkmanın ABD’ye hazır bir gerekçe sunduğunu ifade etti.
İran halkının direnci ve birliğinin İran’ın ayakta kalmasındaki temel unsur olduğunu söyledi.
Körfez ülkelerinin güvenliğinin İran ile güçlü ve olumlu ilişkilerden geçtiğini vurgulayarak bu ülkelerin İran ile düşmanlık içinde olmadığını belirtti.
Franciye, Körfez ile İran arasında yapay bir düşmanlık üretildiğini söyledi. Asıl istikrarsızlık kaynağının ABD askeri varlığı ve üsleri olduğunu ifade etti.
Bölgenin kapsamlı bir çözüme yönelmesi gerektiğini, ancak Lübnan’ın da bu sürecin ayrılmaz bir parçası olması gerektiğini vurguladı.