İsrail için artık tüm senaryolar 'kötü'

28 Nisan 2026

"Savaş kesin bir sonuç alınmadan ne kadar uzarsa, İran’ın zamanı onarım ve gelişim için stratejik bir kaynağa dönüştürme kapasitesi o kadar artıyor; bu da İsrail’in çıkmazını derinleştiriyor. "

YDH - İsrail’in ABD’yi İran’a karşı topyekun bir imha savaşına çekme stratejisi, Washington’ın bölgesel enerji güvenliği ve uzun süreli maliyetler konusundaki çekinceleri nedeniyle başarısızlığa uğradı. El-Ahbar gazetesi yazarı Ali Haydar'ın değerlendirmesine göre mevcut tabloda çözüm arayışları yerini, İran’ın askeri ve nükleer kapasitesini koruyarak baskılara uyum sağladığı bir kriz yönetimi sürecine bıraktı. İsrail için masadaki tüm seçenekler, tehdidin ortadan kaldırılmasından ziyade İran’ın stratejik tahkimatına zaman kazandıran ve krizi ucu açık bir çıkmaza sürükleyen senaryolardan oluşuyor.

Düşman hükümetin başbakanı Benyamin Netanyahu’nun bahsi, yalnızca ABD’yi İran ile bir yüzleşme alanına çekmek üzerine değil, aynı zamanda onu İran tehdidini kökünden bitirecek bir hesaplaşma savaşına itmek üzerine kuruluydu.

Tel Aviv, ABD’nin tüm askeri, ekonomik ve siyasi ağırlığıyla savaşa tam katılımını; ayrılıkçı hareketler üzerinden İran’ın içini karıştırarak İslam Cumhuriyeti’nin yapısını parçalamayı ve dayattığı bölgesel denklemi kırmayı hedefleyen bütünleşik bir süreç istiyordu.

Ancak sonrasındaki gerçekler bu bahsin tersine gelişti. ABD saldırganlığa dahil olsa da İran'ın bölgedeki petrol kaynaklarını hedef alma tehdidinde bulunduğu eşikte geri adım attı.

Zira bu tehdit, ucu açık ve çok sahalı bir savaş ihtimaline kapı araladığı gibi, sonuçları garanti olmayan ve Amerikalıları büyük askeri ve ekonomik maliyetleri olan, uzun vadeli bir İran bataklığına çekebilecek nitelikteydi.

Hesaplanmamış tırmanma ihtimalleri karşısında ABD’nin geri çekilmesi -ki bu ABD için kolay bir seçenek veya önceden planlanmış bir durum değildi- İsrail’in savaşta sonuna kadar gitme bahsini boşa çıkardı.

Bu sırada İran, operasyonel yapısının bir kısmını tüketen darbelere maruz kalmasına rağmen, şoku atlatma, bileşik askeri-ekonomik baskı karşısında direnme, oluşan gerçekliğe uyum sağlama ve yeniden atılım yapma kabiliyeti sergiledi.

Bazı kabiliyetlerdeki taktiksel geri çekilmenin, daha sağlam temeller üzerinde yeniden inşa yönündeki genel stratejik eğilimi ortadan kaldırmadığı kanıtlanınca çatışmanın yönü tam olarak bu noktada değişti.

Hürmüz Boğazı bu dönüşümde belirleyici bir faktör olarak öne çıkıyor; İran’ın jeopolitik konumu, ülke liderliğine küresel ekonominin en önemli noktalarından biri üzerinde doğrudan etki etme gücü verdi.

Boğazdaki gerilimin sürmesiyle enerji piyasaları üzerindeki hızlı ve ek yansımalara dair endişeler arttı; bu durum ABD'nin karar mekanizmasına fiili bir sınır getirdi ve İsrail’in hareket alanını kendiliğinden kısıtladı.

Herhangi bir hesaplanmamış tırmanma, birden fazla uluslararası çıkarın kesiştiği geniş bir denklemin parçası olacaktı. İsrail için asıl kabus tam da buydu: ABD'nin müdahale edip, ardından gücün sınırları ve aşırı kullanımın maliyeti altında sonuna kadar gitmekten cayarak, tehdidi bertaraf etmeden çatışmayı ucu açık bırakması.

Bu veriler ışığında, uzlaşma seçeneği yerini kriz yönetimi seçeneğine bırakıyor. Bu durum, tamamı İran tehdidini tasfiye etmek yerine yeniden şekillendirmekle sonuçlanan üç muhtemel senaryoyu içeriyor.

Birinci senaryo; sınırlı saldırılar ve genişletilmiş yaptırımlardan oluşan bileşik baskıdan ibaret. Bu orta yol bir seçenek olsa da İran'a, zayıflatma aracını bir öğrenme ve yeniden inşa faktörüne dönüştürmeye alışık olduğu baskıya uyum sağlaması için zaman tanıyor.

İkinci senaryo ise şartları dayatma kabiliyetinin sınırlarını zımnen kabul etmeyi gerektiren eksik anlaşmadır. Ancak ABD’nin azami hedeflere ulaşmayan bir anlaşmayı kabul etmesi, pratikte İran'ın boyun eğdirilmesi gereken bir düşmandan, belirli bir denge içinde anlaşılabilecek bir tarafa yeniden tanımlanması anlamına gelir.

Bu senaryo da İsrail'i huzursuz ediyor; çünkü İran'a daha istikrarlı ve meşru bir form kazandırırken, konumunu yeniden düzenlemesi için zaman ve kaynak sağlıyor.

Üçüncü senaryoya gelince; bu, "kararsızlık" halinin kalıcı bir gerçeklik olarak sürmesidir. Topyekun savaşın ve kesin çözümün olmadığı, düşük ila orta şiddetli bir çatışma ortamı yarattığı için en az tehlikeli görünse de İran için kümülatif bir dinamik barındırıyor.

Bu durum İran’ın kabiliyetlerini yeniden inşa etmesine, füze programlarını geliştirmesine ve programı kısıtlayan bir anlaşmanın yokluğunda nükleer seçeneklerini genişletip bölgesel varlığını güçlendirmesine olanak tanıyor.

Bu üç alternatifin tamamındaki en tehlikeli husus, zaman faktöründe kesişmeleridir. Savaş kesin bir sonuç alınmadan ne kadar uzarsa, İran’ın zamanı onarım ve gelişim için stratejik bir kaynağa dönüştürme kapasitesi o kadar artıyor; bu da İsrail’in çıkmazını derinleştiriyor.

Böylece, tehdidi sonlandırma konusundaki bariz acziyetin gölgesinde İsrail’in sorusu, "Tehdit nasıl bitirilir?"den "Daha da kötüleşmeden nasıl yönetilir?"e dönüşüyor.

Çeviri: YDH