
YDH- Wendy Sherman, ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesinde uzun yıllar görev yapmış, özellikle İran’la yürütülen nükleer müzakerelerde başlıca müzakereci rollerinden birini üstlenmiş bir diplomat olarak tanınıyor. Sherman, Barack Obama döneminde ve daha sonra Joe Biden yönetiminde üst düzey diplomatik pozisyonlarda bulundu; 2015 yılında imzalanan İran Nükleer Anlaşması (JCPOA) sürecinde ABD heyetinin en kritik isimlerinden biri olarak görev yaptı.
Bloomberg’e verdiği geniş röportajda Sherman, ABD-İsrail ile İran arasında başlayan savaşın ardından geçen süreci değerlendirerek mevcut tabloyu “artan bir endişe ile izlediğini” ifade etti.
Sherman’a göre mevcut durum, geçmiş diplomatik dönemlere kıyasla “çok daha oynak, çok daha belirsiz ve daha geniş etkiler üreten” bir yapıya dönüşmüş durumda.
Savaş sonrası tablo: Genişleyen kriz ve küresel etkiler
Sherman, İran ile yaşanan çatışmanın yalnızca Ortadoğu ile “sınırlı bir kriz olmadığını” belirterek, bunun “küresel bir güç rekabetine” dönüştüğünü ifade etti.
Sürecin Çin ve Rusya gibi aktörler tarafından da dikkatle takip edildiğini ve bu ülkelerin gelişmelerden “stratejik avantaj” sağlamaya çalıştığını kaydetti.
Sherman, uzun yıllar İranlı yetkililerle yürüttüğü müzakerelere atıf yaparak, bugünkü ortamın geçmişteki diplomatik çerçevelere kıyasla “çok daha kırılgan” olduğunu söyledi.
İran’ın tarihsel arka planı ve siyasal kimlik
Sherman değerlendirmelerinde İran’ın yalnızca güncel politikalarıyla değil, tarihsel hafızasıyla da anlaşılması gerektiğini vurguladı.
Ülkenin “kültürü, tarihi, halk yapısı, devlet geleneği ve dini-teolojik sistemi” birlikte ele alınmadan doğru analiz yapılamayacağını belirtti.
Sherman, İran toplumunu tanımlarken “Bu, Amerikan ya da Batı hassasiyetlerinden çok farklıdır. Bu bir direniş kültürüdür.” ifadelerini kullandı.
Ayrıca 1979 İran Devrimi’ne değinerek, bunun 1953’te ABD ve İngiltere’nin İran Başbakanı Muhammed Musaddık’ı devirmesine verilen tarihsel bir tepki olduğunu söyledi.
Sherman, Batı’nın o dönemde petrol çıkarları nedeniyle Şah rejimini desteklediğini, bunun da İran toplumunda derin bir siyasal hafıza oluşturduğunu ifade etti.
“Teslimiyet beklentisi gerçekçi değil”
Sherman, İran’ın mevcut siyasi ve askeri yapısında özellikle Devrim Muhafızları’nın etkisinin güçlü olduğunu belirtti.
İran’ın temel stratejik dosyalarda geri adım atmayacağını ifade ederek üç ana başlıkta pozisyonunu şöyle özetledi:
-Uranyum zenginleştirme faaliyetlerinden vazgeçilmeyeceği
-Bölgesel “vekâlet güçleri” ile ilişkilerin tamamen kesilmeyeceği
-Füze programının terk edilmeyeceği
Sherman, bu çerçevede “Tam bir teslimiyet beklentisi asla gerçekleşmeyecek” değerlendirmesinde bulundu.
ABD stratejisine yönelik eleştiriler
Sherman, ABD’nin İran politikasını değerlendirirken askeri baskının “sınırlı” bir etkisi olabileceğini, ancak tek başına çözüm üretmeyeceğini ifade etti.
ABD’nin yaklaşımını eleştirerek “Bir stratejisi yok… yaklaşımı daha çok taktiksel ve işlemsel” değerlendirmesini yaptı.
Ayrıca, savaşın ABD açısından maliyetlerine dikkat çekti; bu maliyetlerin ittifak ilişkilerine, askeri kapasiteye ve küresel diplomatik pozisyona doğrudan yansıdığını söyledi.
Hürmüz Boğazı: Stratejik kontrol algısı
Hürmüz Boğazı hakkında konuşan Sherman, savaş öncesi dönemde boğazın açık olduğunu ancak mevcut gelişmelerin algıyı değiştirdiğini ifade etti.
Sherman şu ifadeyi kullandı:
“Savaş öncesinde Hürmüz Boğazı açıktı. Şimdi İran her zaman kontrol ettiğine inanacak.”
Ayrıca boğazın teknik olarak yeniden açılsa bile bunun kalıcı olmayacağını belirterek, “Yeniden açsalar bile —ki umarım açılır — hepimiz biliyoruz ki tekrar kapatabilirler.” değerlendirmesinde bulundu.
“Trump bir gece kuşu”
Wendy Sherman, ABD iç siyasetindeki liderlik algısı, dış politika karar alma süreçleri ve küresel güç dengelerine ilişkin yaptığı değerlendirmelerde, özellikle Başkan Donald Trump’ın davranışları ve ABD’nin uluslararası konumu hakkında dikkat çeken ifadeler kullandı.
Sherman’a yöneltilen “Başkan hakkında neler duyuyorsunuz? İyi olduğunu düşünüyor musunuz? Gece boyunca yaptığı paylaşımlar karar alma sürecinde yeni bir döneme mi işaret ediyor?” sorusu üzerine, Trump’ın zihinsel süreçlerine dair net bir yorum yapmanın mümkün olmadığını ifade etti.
Sherman, bu konuda şu değerlendirmeyi yaptı:
“Trump’ın kafasının içinde ne olduğunu bilmeye başlamam mümkün değil. Anbean ne düşündüğünü kendisinin bile bildiğinden emin değilim.”
Trump’ın sosyal medya kullanımına da değinen Sherman, gece saatlerinde yapılan paylaşımların yeni bir durum olmadığını belirterek, bunun uzun süredir gözlenen bir alışkanlık olduğunu ifade etti:
“Gece tweet atması her zaman yaptığı bir şey. O bir gece kuşu. Bunun yeni olduğunu düşünmüyorum.”
Ancak Sherman, son dönemde liderlik davranışlarında daha dürtüsel bir eğilim gözlemlediğini ve bunun kendisini endişelendirdiğini söyledi:
“Dürtüsel davranışlarının arttığını düşünüyorum ve bu beni ciddi şekilde endişelendiriyor.
“Risklerin büyüklüğü yeterince anlaşılmıyor”
Sherman, mevcut küresel gerilimlerin yalnızca askeri başarı veya başarısızlık üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, daha geniş bir stratejik tabloya dikkat çekti.
Sherman’a göre, riskler yalnızca mevcut savaşla sınırlı değil; ABD’nin uzun vadeli uluslararası konumunu da etkiliyor.
Bu çerçevede şu ifadeleri kullandı: “Buradaki risklerin ne kadar yüksek olduğunu anladığından emin değilim. Bu sadece bu savaşı kazanmakla ilgili değil. Bu, Amerika’nın bundan sonra nereye gideceğiyle ilgili.”
Çin ziyareti ve güç dengesi
Sherman, ABD Başkanı’nın Çin’e planlanan ziyareti üzerinden de değerlendirmelerde bulundu. Xi Jinping ile yapılacak görüşmeye dikkat çekerek, bu sürecin ABD’nin küresel pozisyonu açısından kritik olduğunu ifade etti.
Sherman, Başkan’ın Çin’e “zayıflamış bir konumda” gideceğini düşündüğünü belirtti.
“Anlaşma olsa bile süreç uzun ve kırılgan olacak”
Sherman, olası bir diplomatik anlaşmanın kapsamına ilişkin değerlendirmesinde, kısa vadeli bir çözüm beklentisinin gerçekçi olmadığını ifade etti.
Olası bir uzlaşmanın yalnızca temel ilkeler ve genel çerçeve düzeyinde olabileceğini belirterek şu ifadeleri kullandı: “Bir anlaşmaya varılsa bile bu sadece ilkeler ve genel çerçeve düzeyinde olacak.”
Sherman’a göre, bu tür bir çerçeveden sonra detayların müzakere edilmesi haftalar, aylar ve hatta bir yılı aşan bir süreç gerektirebilir. Bu durumun Ortadoğu’da uzun süreli bir “dengesizlik” yaratacağını ifade etti.
Müttefikler ve “güven krizi”
Sherman, ABD’nin uluslararası müttefikleriyle ilişkilerine de değinerek, bazı ülkelerin Washington’a yönelik güven kaybı yaşadığını söyledi.
Özellikle Kanada ve Birleşik Krallık gibi geleneksel müttefiklerin ABD’ye yönelik güven konusunda soru işaretleri dile getirdiğini ifade etti.
Sherman bu durumu şöyle değerlendirdi:
“Bazı en iyi müttefiklerimiz — Kanada, İngiltere — artık bize güvenilemeyeceğini söylediler ve bu durum Çin’e giden yolu döşedi.”
Müzakere yaklaşımı: Güven değil çıkar dengesi
Sherman, İranlı yetkililerle geçmiş müzakere deneyimlerine atıf yaparak diplomasinin doğasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
“Müzakerelerin güvenle ilgili olduğunu düşünmüyorum.” diyen Sherman, taraflar arasında “kalıcı bir güvensizlik” olduğunu ifade etti: “Ben ona güvenmiyorum, o bana güvenmiyor.”
Buna rağmen müzakerelerin tamamen imkânsız olmadığını, sürecin karşılıklı çıkarlar üzerinden yürüyebileceğini ve her tarafın anlaşmadan bir kazanım elde etmesi gerektiğini vurguladı.
İran’la anlaşmanın boyutları
Wendy Sherman, İran ile olası bir anlaşmanın çerçevesine ilişkin değerlendirmelerde bulunarak sürecin yalnızca nükleer programla sınırlı olmadığını, çok katmanlı ve geniş kapsamlı bir güvenlik mimarisi gerektirdiğini ifade etti.
Sherman, olası bir anlaşma için “iniş alanı”nın ne olabileceğine ilişkin soruya yanıtında, İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin belirli bir süre askıya alınmasının temel bir unsur olarak gündeme geldiğini belirtti.
Bu sürenin 10, 15 ya da 20 yıl gibi farklı seçenekler içerebileceğini, ancak net sürenin müzakere konusu olduğunu ifade etti.
Sherman, bu sürecin yalnızca siyasi bir taahhütle sınırlı olamayacağını vurgulayarak, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı tarafından yürütülecek kapsamlı bir izleme ve doğrulama mekanizmasının zorunlu olacağını söyledi.
Bu bağlamda Sherman şu değerlendirmeyi yaptı:
“Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı tarafından izlenmesi ve doğrulanması gerekecektir ve bu, oldukça derinlemesine (intrusive) bir izleme ve doğrulama süreci olmak zorundadır.”
Anlaşmanın kapsamı: füze, “vekil yapılar” ve deniz yolları
Sherman, olası bir anlaşmanın yalnızca nükleer faaliyetlerle sınırlı kalmayacağını, “daha geniş güvenlik başlıklarını” da içereceğini ifade etti.
Bu çerçevede şu alanlara dikkat çekti:
-Füze programları üzerinde belirli kontroller
-Bölgesel “vekâlet güçleri” faaliyetlerine yönelik sınırlamalar
-Deniz taşımacılığı açısından kritik olan Hürmüz Boğazı’nın açık tutulması
Sherman’a göre bu başlıklar, müzakerenin teknik olduğu kadar stratejik bir boyut taşıdığını gösteriyor.
Bölgesel askeri varlık ve güvenlik dengesi
Sherman, İran’ın ABD’nin Ortadoğu’daki askeri varlığını azaltmak isteyebileceğini ifade etti. Bu durumun önemli bir güvenlik tartışması oluşturduğunu belirten Sherman, ABD’nin bölgede kalıcı askeri varlığının çeşitli ülkelerle bağlantılı olduğunu söyledi.
Bu kapsamda Bahreyn’de bulunan ABD’nin ikinci büyük deniz üssüne dikkat çekti.
Ayrıca, İsrail ile ABD arasındaki stratejik ittifaka da değinen Sherman, İsrail’in güvenliğinin Washington için kritik bir unsur olduğunu ifade etti.
“Çok karmaşık ve çok katmanlı bir müzakere”
Sherman, İran ile yürütülecek olası bir anlaşma sürecinin basit bir diplomatik metin olmadığını, çok sayıda güvenlik, askeri ve bölgesel denge unsurunu içeren karmaşık bir yapı olduğunu vurguladı.
Bu durumu şu ifadeyle özetledi: “Bu bulmacanın birçok parçası var. Bu, çok karmaşık ve detaylı bir müzakeredir.”
Çin’in kazanımları, doların geleceği ve küresel güç dengelerinde değişim
Wendy Sherman, küresel güç dengeleri, Çin’in stratejik kazanımları ve ABD dolarının uluslararası sistemdeki rolüne ilişkin yaptığı değerlendirmelerde, mevcut savaşların ve jeopolitik gerilimlerin dünya ekonomisi ve güvenlik mimarisinde “köklü değişimlere” yol açtığını ifade etti.
Sherman, Çin’in mevcut krizlerden önemli “stratejik kazanımlar” elde ettiğini belirterek, birçok ülke liderinin ticaret anlaşmaları için zaten uzun süredir Çin ile temas halinde olduğunu söyledi. Ancak mevcut savaş süreciyle birlikte bu eğilimin hızlandığını ifade etti.
“Yuan ile ödeme” ve doların küresel rolü
Sherman, enerji ticaretinde olası para birimi değişimlerine dikkat çekerek, İran üzerinden verilen bir örneğe atıf yaptı. Buna göre, petrol ticaretinde ABD doları yerine Çin yuanı kullanılması yönünde tartışmaların gündeme geldiğini ifade etti.
Bu bağlamda Sherman şu değerlendirmeyi aktardı: “Eğer bize ABD doları değil, Çin yuanı ile ödeme yaparsanız Hürmüz Boğazı’ndan geçebilirsiniz.”
Sherman, petrolün uzun yıllardır ABD doları üzerinden işlem gördüğünü hatırlatarak, bu yapının değişmesinin mümkün olabileceğini söyledi. Küresel ekonominin sabit bir rezerv para sisteminden daha çok “para birimi sepetine” doğru evrilebileceğini ifade etti.
Sherman’a göre bu eğilim, ABD’nin küresel ekonomik gücünü zayıflatan bir süreç olarak değerlendiriliyor.
Çin’in stratejik pozisyonu ve Xi yönetimi
Sherman, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in iç ve dış politikadaki güçlü kontrolüne dikkat çekerek, bu durumun ABD için “stratejik bir zorluk” oluşturduğunu ifade etti.
Sherman, Xi’nin güçlü siyasi kontrolü sayesinde şu tür bir argüman geliştirebileceğini söyledi:
“Yakın bir tehdit olmayan bir ülkeye karşı askeri harekât düzenlediniz. Eğer Tayvan’ı daha fazla kontrol altına almaya çalışırsak, bizi nasıl eleştirebilirsiniz?”
Sherman bu durumun ABD açısından “endişe verici” olduğunu ifade etti.
Asimetrik savaş ve İran örneği
Sherman, modern savaşın değişen doğasına dikkat çekerek, asimetrik savaş yöntemlerinin giderek “daha belirleyici” hale geldiğini söyledi.
İran örneği üzerinden değerlendirmede bulunan Sherman, İran’ın konvansiyonel olarak daha güçlü ordulara karşı “dengesizlik yaratabilen yöntemler” geliştirdiğini ifade etti.
Sherman’a göre Çin, bu gelişmeleri dikkatle takip ediyor ve benzer yöntemleri değerlendirme kapasitesine sahip.
Güney Çin Denizi ve Tayvan senaryosu
Sherman, Çin’in asimetrik savaş kabiliyetlerini kendi bölgesel stratejisinde kullanabileceğini belirtti.
Güney Çin Denizi’ndeki ada ve kayalıkların askeri üsse dönüştürülmesi gibi adımların bu stratejinin bir parçası olduğunu ifade etti.
Ayrıca, Tayvan üzerinden insansız hava araçları ve asimetrik savaş teknikleri konusunda yeni senaryoların değerlendirildiğini söyledi. Sherman, Çin’in ABD’nin bu alandaki tartışmalarının farkında olduğunu da belirtti.
ABD ordusu, mühimmat ve savaş kapasitesi
Sherman, mevcut savaşların ABD’nin askeri kapasitesini de test ettiğini ifade ederek, ABD’nin mühimmat stoklarında “azalma” yaşandığını ve üretimin artırılması yönünde çalışmalar yürütüldüğünü söyledi.
Buna rağmen ABD ordusunun yüksek kabiliyetini koruduğunu iddia etti.
Yapay zekâ ve yeni savaş dönemi
Sherman, modern savaşın artık yalnızca konvansiyonel araçlarla açıklanamayacağını belirterek yapay zekâ teknolojilerinin çatışma alanlarını “kökten” değiştirdiğini ifade etti.
Bu dönüşümün savaşın doğasında “dramatik değişimlere” yol açtığını söyledi.
Trump–Xi zirvesi ve gerilim ihtimali
Sherman, Donald Trump ile Xi Jinping arasında olası bir zirvenin gerçekleşmesini beklediğini ifade etti. Ancak ABD’nin İran gibi bölgelerde askeri gerilimi artırması durumunda bu sürecin zorlaşabileceğini belirtti.
Sherman’a göre mevcut ABD liderliği, hem iç politikada hem de dış politikada güç ve kontrol mesajı vermek istiyor.
Rusya ve savaşın ekonomik etkileri
Sherman, Rusya’nın mevcut küresel çatışmalardan “fayda” sağladığını ifade etti.
ABD’nin bazı yaptırımları gevşetme eğilimine girdiğini belirterek bunun enerji piyasalarını dengelemek ve petrol fiyatlarını kontrol altında tutmak amacıyla yapıldığını söyledi.
Sherman, ABD liderliğinin üç temel önceliğini şu şekilde özetledi: Piyasaların istikrarı, mühimmat ve askeri kapasite ve ara seçimler ve iç siyasi denge
ABD–İsrail ilişkileri ve iç politika etkisi
Wendy Sherman, Joe Biden yönetiminde görev yaptığı döneme ve ABD’nin Orta Doğu politikasına ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, Gazze savaşı, İsrail politikaları ve ABD’nin bölgedeki rolü hakkında kapsamlı açıklamalar yaptı.
Sherman, 7 Ekim 2023 öncesinde hükümetten ayrıldığı döneme atıfla, ABD’nin hem Demokrat hem Cumhuriyetçi yönetimlerinin Ortadoğu’da “istikrar ve barışın” sağlanmasına yeterince katkı sunmadığını ifade etti.
Bu çerçevede Sherman şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bence Amerika Birleşik Devletleri — hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler — Ortadoğu’da istikrar ve barışın sağlanmasına yardımcı olacak şekilde davranmadı.”
Sherman, Irak savaşını “felaket” olarak nitelendirirken, Obama yönetiminin İran’la diplomatik çözüm arayışlarının daha sonra Trump yönetimi tarafından kesintiye uğratıldığını ifade etti.
Ayrıca, Biden yönetiminin de geriye dönüp bakıldığında “daha fazlasını yapabileceğini” söyledi.
Sherman, ABD iç siyasetinin İsrail ile ilişkilerle “yakından bağlantılı” olduğunu belirterek bu durumun hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler açısından giderek daha tartışmalı bir konu haline geldiğini ifade etti.
Bu bağlamda şu ifadeleri kullandı:
“Ülkemizdeki siyaset, birçok açıdan İsrail ile olan ilişkimizle yakından bağlantılı. Bu zor bir karar ve hepimizin üzerinde düşünmesi gereken bir konu.”
İsrail’in müttefikliği ve “Yahudi devletinin” konumu
Sherman, “İsrail’in ABD’nin önemli bir müttefiki olmaya devam etmesi gerektiğini ve Yahudi devletinin varlığının korunmasının kritik olduğunu” ifade etti.
Sherman, “İsrail’in güvenlik ve varlık hakkına güçlü destek verdiğini” belirtti.
Gazze savaşı ve “soykırım”
Sherman, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu liderliğindeki politikaların Gazze’de yıkıcı sonuçlar doğurduğunu ifade ederek, bölgedeki durumun “çok ağır bir insani yıkıma” yol açtığını söyledi.
Sherman, İsrail’i “Gazze’de soykırıma yol açan ve Ortadoğu’yu istikrarsızlaştıran bir yola sürüklenmekle” ilişkilendiren eleştirel değerlendirmelerin bulunduğunu ifade etti.
“Gazze’yi soykırım olarak nitelendiren” söylemler hakkında yöneltilen soruya ise Sherman şu yanıtı verdi:
“Bunun tam anlamıyla bir soykırım olup olmadığı konusunda hukuki bir analiz yapamam, ancak Gazze’nin yerle bir edildiği konusunda hiçbir şüphe yok.”
Filistin ve İsrail’in “karşılıklı” hakları
Sherman, hem İsrail’in hem de Filistinlilerin “güvenlik ve yaşam hakkına” sahip olması gerektiğini vurguladı.
Bu kapsamda şu ifadeleri kullandı:
“Filistinliler bir yuva, onur ve barış hak ediyor. İsrail kesinlikle güvenlik ve barış hak ediyor.”
Sherman ayrıca herhangi bir halkın yok edilmesini desteklemediğini belirterek, “hangi rejimi ne kadar iğrenç bulursa bulsun” sivillerin hedef alınmasına karşı olduğunu ifade etti.
Bu değerlendirmeyi Filistinliler ve İran halkı için de geçerli gördüğünü söyledi.
Genel değerlendirme: Daha riskli ve karmaşık bir dönem
Sherman, mevcut sürecin geçmiş diplomatik krizlere kıyasla çok daha riskli, daha karmaşık ve stratejik açıdan hatalı hesaplamalara açık olduğunu ifade etti.
Genel tabloyu değerlendirirken Sherman’ın açıklamaları, İran’la yaşanan gerilimin yalnızca askeri bir çatışma değil; siyasi, ekonomik, bölgesel ve küresel güç dengelerini etkileyen çok katmanlı bir kriz haline geldiğine işaret etti.