
YDH - ABD Dışişleri Bakanlığı eski Özel Kalem Müdürü ve Emekli Albay Lawrence Wilkerson, Norveçli siyaset bilimci Glenn Diesen ile gerçekleştirdiği mülakatta, Amerika Birleşik Devletleri’nin küresel ölçekte yürüttüğü stratejik hamlelerin ve Ortadoğu’daki son gelişmelerin bir "imparatorluk çöküşüne" işaret ettiğini belirtti.
Vietnam Savaşı’ndan Irak’ın işgaline kadar Amerikan ordusu ve diplomasisinde kritik roller üstlenen, eski Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın en yakın çalışma arkadaşı olan Wilkerson, mevcut Washington yönetiminin ve Donald Trump ekibinin "akılsızca" bir strateji izlediğini vurguladı.
Wilkerson, mülakatın başında İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin Rusya ziyareti ve Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmesine değindi. Bu görüşmenin sembolik ve stratejik öneminin altını çizen Wilkerson, Putin’in görüşme sonrası yaptığı açıklamaları "imparatorluğun suratına atılmış bir tokat" olarak nitelendirdi.
Emekli Albay, Putin’in bu hamlesiyle Washington’a, "Bu işi sonuna kadar götüreceğinizi düşünebilirsiniz ancak hedef aldığınız ülkenin müttefikleri var. Bu müttefiklerden biri oldukça dişli ve o müttefik benim. Eğer konuşmak isterseniz ben varım, ancak bu savaşla pek bir mesafe kat edemeyeceksiniz" mesajını verdiğini aktardı.
Dünyada bugün "gerçek" anlamda sadece üç diplomat kaldığını ifade eden Wilkerson; Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin rüştlerini ispatladıklarını söyledi.
İranlı diplomatın Devrim Muhafızları Ordusu’nun kontrolünde olduğu yönündeki eleştirilere yanıt veren Wilkerson, "İyi bir diplomat tam olarak bunu yapar; liderliğinin talimatlarını zarafetle ve kusursuz bir diplomasi becerisiyle yerine getirir. O, sadece kendi çıkarını düşünen bir politikacı değil, devletinin hizmetinde olan bir diplomattır" ifadelerini kullandı.
Küresel jeopolitik manzarayı geniş bir perspektifle ele alan Wilkerson, dünyanın en tepesinden en altına kadar uzanan bir tiyatro sahnesinde büyük bir mücadelenin yaşandığını belirtti.
Kuzeyde Arktik bölgesinde Rusya’nın Çin’i kendi kıyı şeridini paylaşmaya davet ettiğini hatırlatan Wilkerson, Baltık ülkelerinin ise Rusya ile bir savaş başlatmak için ellerinden geleni yaptıklarını ifade etti. Bu mücadelenin merkezinde Ukrayna’nın, hemen yanında ise Kafkasya ve Orta Asya’nın yer aldığını söyleyen Wilkerson, stratejik yelpazenin en altında ise İran’ın bulunduğunu kaydetti.
Wilkerson, Donald Trump ve ekibinin arkasındaki isimlerin Çin ile vekiller üzerinden küresel bir çatışma yürüttüklerini belirterek şu analizi yaptı:
"Bu stratejik perspektifi, yaptığımız hatalar üzerinden takip etmezseniz, bu imparatorluğu beklediğimden çok daha kısa sürede ortadan kaldıracak asıl nedeni de kaçırırsınız. İmparatorluğun gücü hızla azalıyor. Donald Trump, Pete Hegseth ve Marco Rubio liderliğinde ne yaptıklarını biraz bildiklerini düşünmek zorundayım. Ancak yaptıkları şey, aptal insanların yapacağı türden. Clausewitz’in de belirttiği gibi, kaybettiklerinde yaptıkları şeyi iki katına çıkarıyorlar. Bizim durumumuzda bu iki şeyden ibaret: Yaptırımlar ve askeri güç."
Ukrayna’daki durumun vahametine dikkat çeken Wilkerson, Ukraynalı bir kaynağıyla yaptığı görüşmeye atıfta bulunarak, Ukrayna halkının yüzde 60 ila 80’inin Zelenskiy’nin gitmesini ve savaşın sona ermesini istediğini aktardı.
Wilkerson, "Ukraynalılar çocuklarının zorla cepheye götürülmesini istemiyor, ölmekten ve öldürmekten bıktılar. Ancak Zelenskiy direniyor çünkü Avrupa ve Amerika onu hâlâ destekliyor. Onlara şunu söylüyorum: Üzgünüm ama bu savaş bitmeyecek çünkü siz çok daha büyük bir küresel mücadelenin piyonusunuz ve İran bu mücadelenin sadece son faslıdır" dedi.
BRICS’in yavaş ama emin adımlarla alternatif bir güç merkezi olarak yükseldiğini ifade eden Wilkerson, Hindistan’ın geliştirdiği Agni-5 füzesine dikkat çekti.
Füzenin saatte 30 bin kilometre hıza ulaşabildiğini, karayoluyla taşınabilir olduğunu ve nükleer başlık taşıma kapasitesine sahip olduğunu belirten Wilkerson, "Bu, hiçbir hava savunma sisteminin durdurmayı hayal bile edemeyeceği inanılmaz bir füze. BRICS ülkeleri dünya nüfusunun yüzde 60’ından fazlasını temsil ediyor ve Washington bu ittifakla her gün aşık atsa da sonunda feci şekilde kaybedecek" uyarısında bulundu.
ABD’nin mevcut ekonomi ve dış politika rotasının felakete gebe olduğunu savunan Wilkerson, "Haziran ayına kadar resesyona, eğer bu saçmalığa devam edersek Eylül ayına kadar küresel bir ekonomik depresyona, yani büyük bir buhrana girebiliriz" dedi.
Washington’ın kendi sonuna doğru giden süreci hızlandırdığını ve içerideki sorunların derinleştiğini belirten Wilkerson, "Eğer bu stratejiyi sürdürmek istiyorsanız, en azından daha akıllı olmalısınız çünkü karşı taraf aptal değil ve Güneybatı Asya da dahil olmak üzere her yerde kazanıyorlar" ifadelerini kullandı.
İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’yu sert sözlerle eleştiren Wilkerson, Netanyahu’nun Lübnan hamlesinin bir "aptallık" olduğunu belirtti.
Wilkerson, "Onu her zaman akıllı, sinsi ve cani biri olarak düşünmüştüm ama kendisini yok edecek bir işe kalkışmayacak kadar zeki olduğunu sanıyordum. Lübnan’da bunu yapıyor ve biz de buna mühimmat desteğiyle yardım ve yataklık ediyoruz. İmparatorluk derin bir belada ve ne olup bittiğini anlayan, olaylarla akıllıca başa çıkabilecek bir liderliğimiz yok" dedi.
İsrail’in geleceğine dair karamsar bir tablo çizen Wilkerson, İsrail’in artık bir Yahudi devleti olarak varlığını sürdüremeyeceği öngörüsünde bulundu. İsrail’in bugünkü haliyle bir "apartheid" yani ırkçı bir ayrımcılık devleti olduğunu belirten Wilkerson, "İsrail artık güvenli bir sığınak değil. Avrupa’daki Yahudilere verilen söz buydu ama artık orası güvenli değil. Yaklaşık 1,5 milyon Yahudi’nin ülkeyi terk ettiğini duydum. Eğer sığınaklar olmasaydı bugün İsrail nüfusunun yarısı ölmüş olurdu. İsrail ancak tüm vatandaşlarını kucaklayan gerçek bir demokrasiye dönüşürse kalıcı olabilir, ancak Yahudi devleti projesi bitti" şeklinde konuştu.
Wilkerson, mülakatın son bölümlerinde uluslararası hukukun tamamen çöktüğünü ve dünyanın Hobbesçu bir orman kanunu dönemine geri döndüğünü ifade etti.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’i "cesaretsiz" olmakla suçlayan Wilkerson, "Onu seçmemizin sebebi tam olarak buydu; dişsiz ve yüreksiz olması. Uluslararası hukuk artık bir tüfeğin namlusundan çıkıyor ve bizler bu hukuku uygulamayı reddediyoruz" dedi.
ABD ve Rusya arasındaki ilişkilerin geleceğinin, Donald Trump ile Vladimir Putin arasında yapılması kaçınılmaz olan telefon görüşmesine bağlı olduğunu belirten Wilkerson, bu görüşmenin oldukça gergin geçeceğini öngördü.
Wilkerson, "Putin, Trump’a 'Ukrayna konusunda verdiğin sözleri tutmadın' diyecek. Trump ise 'En sert savaşta olduğum ülkenin dışişleri bakanıyla yan yana durup onun tarafında olduğunu söyledin' karşılığını verecek. Trump’ın kafasında paranın dışında ulusların ilişkilerine dair bir vizyon olup olmadığı şüpheli. Kabinesindeki isimlere, Marco Rubio’ya, Pete Hegseth’e baktığımda da herhangi bir tutarlılık göremiyorum" değerlendirmesinde bulundu.
Wilkerson, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ara seçimlerin Cumhuriyetçi Parti için tam bir felaket olacağını ve yönetimin tamamen iç sorunlara odaklanmak zorunda kalacağını belirterek sözlerini tamamladı.
Washington’ın hem küresel stratejide hem de iç siyasette bir çıkmaza girdiğini vurgulayan Wilkerson, mevcut gidişatın durdurulamaması halinde imparatorluğun çöküşünün kaçınılmaz olduğunu ifade etti.