
YDH- Suudi Arabistan’ın ev sahipliğinde Salı akşamı gerçekleşen zirve, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir yönetim krizine ve siyasi dağınıklığa sahne oldu.
Umman’ın ilk kez katılım sağlamadığı zirvede Birleşik Arap Emirlikleri de temsil düzeyini dışişleri bakanı seviyesinde tutmayı tercih etti; böylece altı üyeli konseyin sadece üç lideri (Suudi Arabistan Veliaht Prensi ile Bahreyn ve Katar Emirleri) masada kaldı.
Diplomatik fiyasko ve sonuçsuz bildiri
Şubat ayı sonunda İran’a karşı başlayan savaşın yarattığı zorlu bölgesel koşullara rağmen, zirvedeki başarısızlık sadece düşük katılımla sınırlı kalmadı.
Oturumun başlamasından on dakika bile geçmeden heyetlerin salonu terk etmesiyle sonuçlanan süreç, diplomatik bir fiyasko olarak kayıtlara geçti.
Medya organlarında kafa karışıklığına yol açan bu çekilme dalgası, bölgenin en büyük petrol üreticisi Suudi Arabistan liderliğindeki OPEC’ten BAE’nin ayrılma kararının hemen ardından yaşandı.
Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeler ile ABD-İsrail ekseninin İran’a yönelik savaş stratejilerinin ele alınması beklenen zirve, önceden hazırlanmış zayıf bir metnin ötesine geçemedi.
Körfez iş birliğinde sonun başlangıcı
Uzmanlar, bölgeyi kasıp kavuran vahim gelişmeler ışığında bu tabloyu Körfez iş birliğinin ilk büyük başarısızlığı olarak nitelendiriyor.
Petrol zenginliği sayesinde bölgeye on yıllardır hakim olan konseyin geleceği için bu zirve, "sonun başlangıcı" olarak değerlendiriliyor.
Çarşamba günü Suudi Arabistan’a karşı gerilimi daha da tırmandıran Birleşik Arap Emirlikleri, Körfez İşbirliği Konseyi’nden tamamen çekilme tehdidinde bulundu.
Savunma vizyonunda derin çatlak
Cidde’de düzenlenen ve ortak savunma vizyonu belirlemeyi amaçlayan istişare zirvesi, BAE’nin konseyi "giderek zayıflayan bir yapı" olarak tanımlamasıyla sarsıldı.
Reuters’ın kaynaklarına dayandırdığı bilgilere göre Abu Dabi yönetimi, kolektif savunma doktrinine katılmayı reddettiğini zirve bildirisindeki ifadelerle de dolaylı olarak teyit etti.
Körfez ülkelerinin kendilerini "toplu veya bireysel" savunma hakkına vurgu yapan bildiri, ortak askeri iradenin parçalandığını gösteriyor.
Stratejik eksen kayması ve İsrail faktörü
BAE, altı uluslu konseyin sonunu getirecek bir hamleyle bölgesel ve uluslararası ilişkilerini genişletme yoluna giderek İsrail savunma sistemlerini kullanmaya başladı.
Abu Dabi ile Riyad arasındaki gerilimin merkezinde, enerji piyasalarındaki kontrol mücadelesi ve bölgesel nüfuz rekabeti yer alıyor. OPEC’ten çekilme kararıyla fitili ateşlenen bu süreç, BAE’nin KİK’i dağıtma hedefiyle yeni bir boyuta evriliyor.