Eski CIA analisti Johnson: ABD ordusunun hassas füze stokları tükenme noktasında

30 Nisan 2026

Eski CIA analisti Larry Johnson, Norveçli siyaset bilimci Glenn Diesen ile gerçekleştirdiği mülakatta, ABD'nin İran'a yönelik "Ekonomik Öfke" stratejisinin sahadaki askeri ve lojistik gerçeklerle örtüşmediğini vurguladı.

YDH - Merkezi İstihbarat Teşkilatının (CIA) eski analistlerinden ve askeri strateji uzmanı Larry Johnson, Norveçli siyaset bilimci Profesör Glenn Diesen’a verdiği mülakatta, bölgedeki savaşı ve Washington’ın İran stratejisindeki derin boşlukları değerlendirdi.

Johnson, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) mevcut askeri kapasitesinin ve mühimmat stoklarının İran ile yüksek yoğunluklu bir savaşı sürdürmeye yetmediğini, Donald Trump yönetiminin ise gerçeklikten kopuk bir siyasi tiyatro sergilediğini ifade etti.

Mülakatın başlangıcında Profesör Glenn Diesen, modern savaşlarda anlatı kontrolü ve propaganda denizinin gerçekliği görmeyi zorlaştırdığına dikkat çekerek, ABD’nin silah stoklarının tükenmesi ve üretim kapasitesini artıramamasının Trump’ın İran’a yönelik hamlelerini kısıtladığını belirtti.

Diesen, Trump’ın ateşkes ilan etmesi ve ekonomik savaşa yönelmesinin bu askeri yetersizlikten kaynaklanıp kaynaklanmadığını sordu.

Johnson, ABD’nin İran’a yönelik uyguladığı "ekonomik savaş" modelinin yanlış varsayımlar üzerine inşa edildiğini kaydederek şu ifadeleri kullandı:

"Ekonomik savaş stratejisi, İran’ın petrol yüklemesinin yüzde 99 oranında Hark Adası’na bağımlı olduğu ve ABD blokajının her şeyi durdurabileceği gibi yanlış kabullere dayanıyor. Öncelikle bu miti çürütelim. İran bir petrol tankerini yükleyip Hürmüz Boğazı’ndan çıkardığında, bu gemiyi kıyılarından 120 kilometre mesafede tutarak doğuya doğru güvenle sevk edebiliyor."

"ABD donanması İran kıyılarına 320 kilometreden fazla yaklaşamaz"

Askeri gerçekliğin Washington’daki siyasi söylemlerden çok farklı olduğunu belirten Johnson, ABD Donanması’nın operasyonel sınırlarını şu sözlerle anlattı:

"ABD Donanması, İran kıyılarına 320 kilometreden fazla yaklaşmaya cesaret edemez. Çünkü İran, bu gemileri vurabilecek ve muhtemelen batırabilecek kısa menzilli balistik füzelere, seyir füzelerine ve insansız hava araçlarına sahip. Eğer daha fazla yaklaşırlarsa savunmasız kalırlar. Şu an tanık olduğumuz şey, ABD’nin 'şu gemiye el koyduk, bu gemiyi durdurduk' diyerek yürüttüğü bir siyasi tiyatrodur."

Johnson, ABD'nin bir blokaj uygulama kapasitesinin fiziksel sınırlarına da değinerek, İran'ın bir konvoyda 20 tanker yürüttüğü senaryoda, gemilerin Hint Okyanousu ve Umman Denizi'ne ulaştığında dağıldığını ifade etti.

ABD'nin her bir gemiyi durdurup el koyacak kadar gemiye sahip olmadığını vurgulayan Johnson, "Ele geçirilen her bir gemi için bir savaş gemisinin ona refakat etmesi gerekir. ABD'nin binlerce gemiyi durdurabilecek bir donanması yok. Bu durum, blokaj tiyatrosundan başka bir şey değildir" dedi.

İran’ın lojistik ağlarının sadece denizle sınırlı olmadığını, kara yollarının da aktif kullanıldığını belirten Johnson, Tahran’ın Pakistan ile olan açık sınırına dikkat çekti.

Pakistan’ın İran’a giren altı farklı kara yolu ve demir yolu rotası belirlediğini, normal şartlarda gemilerle taşınacak binlerce konteynerin bu yollarla İran’a ulaştığını kaydetti.

Johnson, "İran dünyadan koparılmış değil. Scott Bessent’in savunduğu tüm ekonomik savaş modeli imkansızdır, bunu başaramazlar" değerlendirmesinde bulundu.

"İran liderliği sarsılmaz bir savaş müktesebatına sahip"

Trump’ın sosyal medya paylaşımlarında iddia ettiği "İran liderliğinin çöktüğü ve kimsenin yönetimde olmadığı" yönündeki ifadeleri "tuhaf" olarak nitelendiren Johnson, İran’ın mevcut karar vericilerinin ortak bir tarihsel ve askeri bağla birbirine kenetlendiğini vurguladı.

Johnson, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pizişkiyan, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf gibi isimlerin tamamının İran-Irak Savaşı tecrübesine sahip eski Devrim Muhafızları mensupları olduğunu hatırlattı.

Johnson, İran liderliğinin niteliğini şu sözlerle tasvir etti:

"Mevcut İran liderliği, 1980’lerde ABD tarafından finanse edilen bir güce karşı varoluşsal bir savaş vermiş, cephede ateş altında bulunmuş insanlardan oluşuyor. Pizişkiyan o dönemde bir sıhhiyeciydi, Arakçi ve Galibaf ise Devrim Muhafızları saflarında bizzat savaştı. Bu adamlar savaşın maliyetini, fedakarlığı ve stratejiyi biliyorlar. Aralarında askeri bir dostluk ve ortak bir vizyon var. Buna karşılık ABD’nin elinde yalnızca Pete Hegseth gibi isimler var ve o, bu ligde yarışabilecek bir kapasiteye sahip değil."

"Çin, ABD'nin füze üretimi için gereken ham maddeleri vermiyor"

ABD’nin savunma sanayiindeki tıkanıklığın temel nedeninin ham madde bağımlılığı olduğunu ifade eden Johnson, hassas güdümlü füzelerin üretimi için elzem olan "nadir toprak elementleri" konusundaki krizin altını çizdi.

Patriot, THAAD ve Tomahawk füzelerinin üretimi için Çin’in kontrolündeki minerallere ihtiyaç duyulduğunu belirten Johnson, şu çarpıcı tespiti yaptı:

"Bir Tomahawk füzesi üretmek için samaryum, neodimyum ve disprozyum gibi en az dört ila altı çeşit nadir toprak elementine ihtiyacınız var. Peki, bu elementlerin tamamını kim kontrol ediyor? Çin. Çin, bu maddeleri ABD’ye özgürce satmıyor. Çünkü Pekin yönetimi, ABD’nin kendilerine saldırmaktan bahsettiğinin farkında. Çin neden kendisini vuracak füzelerin üretilmesi için gereken stratejik malzemeleri ABD’ye versin? Bu durum resmi tamamen değiştiriyor. Fabrikaları 24 saat çalıştırmak ya da daha fazla para harcamak sorunu çözmez; üretim için gereken materyal ellerinde yok."

"Hürmüz Boğazı uluslararası su değil, İran ve Umman'ın karasularıdır"

ABD'li siyasetçilerin Hürmüz Boğazı'nın uluslararası su yolu olduğuna dair iddialarını da eleştiren Johnson, bu söylemlerin hukuki bir dayanağı olmadığını ifade etti.

Johnson, "Marco Rubio ve diğerleri buranın uluslararası su olduğunu iddia ediyor ama bu gerçekle bağdaşmıyor. Burası İran ve Umman’ın karasularıdır. ABD, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni onaylamadığı için bu konuda bir hak iddia edecek zemine de sahip değildir" dedi.

Johnson, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin son diplomatik turunun önemine değinerek, Tahran’ın Rusya ve Umman ile koordinasyon içinde hareket ettiğini belirtti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Arakçi'yi kabul etmesinin sadece bir protokol meselesi değil, askeri ve istihbari bir destek mesajı olduğunu kaydeden Johnson, "Rusya, İran’ın arkasında yüzde yüz durduğunun mesajını verdi. Moskova, İran’a Kuzey Kore ile yapılana benzer bir güvenlik garantisi verebilir. Yani İran’a yapılacak bir saldırı, Rusya’ya yapılmış sayılabilir" ifadelerini kullandı.

"Trump elindeki kartların bittiğini görünce zafer ilan edip çekilmek isteyecektir"

Trump yönetiminin stratejik bir çıkmaza girdiğini ve kamuoyu desteğinin yüzde 33 seviyelerine gerilediğini belirten Johnson, ABD Başkanı'nın tek çıkış yolunun sahte bir zafer ilanı olduğunu dile getirdi.

Johnson, "Trump muhtemelen İran’ın hava kuvvetlerini, ordusunu ve nükleer kapasitesini yok ettiğimizi söyleyip zafer ilan edecek ve eve dönecektir. Geçen yıl Kızıldeniz’de yaptığı gibi, bir başarı hikayesi uydurup çekilmekten başka gerçekçi bir seçeneği kalmadı" dedi.

Johnson mülakatın sonunda, Washington’daki karar vericilerin savaşı bir bilgisayar oyunu gibi algıladığını, ancak İranlı liderlerin savaşın gerçek yüzünü cephede gördüklerini yineledi.

ABD’nin İran’ı hafife alma hatasını tarihsel bir perspektifle değerlendiren Johnson, Washington’ın 28 Şubat’ta İran yönetimini "başsız bırakma" planının ters teptiğini ve Tahran’ın şu an çok daha dirençli bir noktada olduğunu kaydederek sözlerini tamamladı.