İsrail'de dörtlü ittifak anketi: Likud seçmeni blok değiştiriyor

01 Mayıs 2026

İsrail Düşünce Enstitüsü tarafından yaptırılan kapsamlı kamuoyu araştırması, muhalefet partilerinin Naftali Bennett, Yair Lapid, Benny Gantz ve Avigdor Liberman liderliğinde dörtlü bir blok kurması durumunda Likud seçmeninin yüzde 11'inin blok değiştirebileceğini ortaya koydu.

YDH - İsrail kamuoyunda son dönemde muhalefet saflarında Naftali Bennett ve Yair Lapid liderliğindeki işbirliği arayışlarına dair tartışmalar sürerken, İsrail Düşünce Enstitüsü tarafından sipariş edilen yeni araştırma, siyasi denklemi değiştirebilecek veriler sundu.

Profesör Avner Ben-Zaken tarafından kurulan enstitü adına Geocartography Enstitüsü tarafından yürütülen araştırma, ülke genelinde yaklaşık 7 bin katılımcıyla gerçekleştirildi.

Standart anketlerden yaklaşık 14 kat daha geniş bir örnekleme dayanan çalışma, muhalefetin Bennett, Lapid, Gantz ve Liberman ekseninde dörtlü bir ittifak kurması senaryosunu test etti.

Maariv gazetesinin aktardığına göre araştırma bulguları, böyle bir ittifakın gerçekleşmesi durumunda, bugün Likud'a oy vereceğini beyan eden seçmen kitlesinin yaklaşık yüzde 11'inin blok değiştirerek muhalefet cephesine geçebileceğini gösterdi.

Bölgesel düzeydeki analizlerde bu oranın Hayfa gibi bölgelerde yüzde 14'e kadar yükseldiği kaydedildi.

Ankette sunulan modele göre, "Yeni İsrail" adı verilen bu muhtemel bloğun liderinin bölgesel ön seçimlerle belirlenmesi öngörülüyor.

Liberman ve Bennett faktörü

Muhalefet partilerinin liderlerinin söz konusu verilerden haberdar olduğu ve rakamları incelediği belirtiliyor. Avigdor Liberman'ın böyle bir formüle henüz net bir yanıt vermediği ifade edilirken, Liberman'ın başbakanlık adaylığı konusundaki kararlılığını sürdürdüğü biliniyor.

Diğer taraftan, Naftali Bennett ve Yair Lapid arasındaki ilişkinin 2013 yılına dayanan bir geçmişi olduğu ve ikilinin Bennett liderliğindeki bir yapıya sıcak bakabileceği değerlendiriliyor.

Yair Lapid'in kapalı toplantılarda Bennett'in başbakanlık, savunma ve eğitim bakanlığı gibi görevlerdeki tecrübesine dikkat çekerek, bu sürecin Bennett liderliğinde yürütülmesi gerektiğini ifade ettiği aktarılıyor.

Seçim Kurulu üzerindeki baskı iddiaları

Siyasi kulislerde muhalefet bloklarının birleşme senaryoları tartışılırken, Likud partisinin Merkez Seçim Kurulu üzerindeki baskıyı artırdığı yönünde değerlendirmeler de yapılıyor.

Avukat Ilan Bombach'ın Seçim Kurulu Genel Müdürü Orly Adas'ın görev süresinin uzatılmasına itirazlarını sürdürdüğü ve kurulun yeni hukuk danışmanının seçilme sürecinin tartışma konusu yapıldığı bildiriliyor.

Siyasi analistler, bu hamlelerin olası bir seçim yenilgisi durumunda sonuçların kabul edilmemesine yönelik bir zemin hazırlığı niteliği taşıyabileceği çekincesini dile getiriyor.

İsrail iç siyasetindeki bir diğer gerilim hattını ise Başbakanlık çevresindeki isimlerin dahil olduğu soruşturmalar ve güvenlik bürokrasisiyle ilişkiler oluşturuyor.

Mossad Başkanı David Barnea'nın bir medya kuruluşuna verdiği demeçte, Başbakanlık ofisinin Katar ile yürüttüğü temasların devlet güvenliğine zarar vermediği yönündeki ifadeleri tartışma yarattı. Mossad Başkanı'nın bu beyanının, Başbakan Netanyahu'nun yakın çalışma ekibinde yer alan ve çeşitli sızıntı iddialarıyla anılan isimlerin savunulmasında kullanıldığı gözlemleniyor.

Ancak güvenlik kaynakları, Mossad'ın Katar'ı stratejik bir varlık olarak görme yaklaşımının 7 Ekim süreciyle birlikte ağır bir sarsıntı geçirdiğine ve bu politikanın asıl sorumluluğunun siyasi iradeye ait olduğuna dikkat çekiyor.

Lübnan deniz sınırı anlaşması tartışması

Muhalefeti hedef alan eleştirilerin bir diğer noktasını ise Bennett-Lapid hükümeti döneminde Lübnan ile imzalanan ekonomik deniz sınırı anlaşması oluşturuyor.

Eski Şin Bet Başkanı ve mevcut hükümet üyesi Avi Dichter'in bu anlaşmayı "tarihi bir felaket" olarak nitelediği kaydedildi. Dichter, anlaşmayla İsrail'in egemenlik alanından feragat edildiğini ileri sürerken, askeri ve istihbarat kaynakları bu iddialara karşı çıkıyor.

Dönemin Genelkurmay Başkanı Aviv Kohavi, Mossad Başkanı David Barnea ve Ulusal Güvenlik Konseyi yetkililerinin, anlaşmanın imzalanmasının güvenlik açısından aciliyet ve hayati önem taşıdığı yönünde görüş bildirdiği mahkeme kayıtlarına yansıdı.

Güvenlik birimlerinin o dönemde, anlaşmanın imzalanmaması durumunda Hizbullah ile ciddi bir askeri gerilimin kaçınılmaz olduğu ve İsrail'in stratejik çıkarlarının zarar göreceği yönünde ortak bir kanaate vardığı belirtiliyor.

Analistler, hükümetin bu anlaşmayı hedef alırken, 7 Ekim Aksa Tufanı'ndki sorumluluğu güvenlik bürokrasisine yükleme stratejisiyle hareket ettiğini vurguluyor.