
YDH- İsrail i24 kanalında İsrail’in Lübnan sınırındaki işgalci askeri varlığı ve Hizbullah’a karşı yürütülen operasyonların etkinliği, önde gelen iki askeri uzmanı karşı karşıya getirdi.
[video]
i24 ekranlarında gerçekleşen tartışmada, ordunun bölgedeki pozisyonu "Rus ruleti" olarak nitelendirilirken, geçmişteki ''güvenlik bölgesi'' tecrübeleri üzerinden sert eleştiriler yöneltildi.
Operasyonel kazanımlara dikkat çeken Yossi Yehoshua, İsrail ordusunun sahada giderek daha fazla alan kazandığını ve tehdidi sınır hattından uzaklaştırdığını iddia etti.
Meselenin geniş bir perspektifle ele alınması gerektiğini belirten Yehoshua, "Sonuç olarak o büyük 'tasfiye' aşamasına geçmemiz gerekecek. Ancak bu tasfiye sadece ordunun tek başına yapabileceği bir şey değil; burada diğer aktörlerle birlikte kolektif bir yapı oluşturulmalı," ifadelerini kullandı.
Lübnan cephesinin kısa sürede kapanmayacağı uyarısında bulunan Yehoshua, İHA tehdidinin uzun süre devam edeceğini vurgulayarak şunları söyledi:
"Bunun hemen hallolacağını düşünenler yanılıyor, henüz yolun başındayız. Eğer biz oradan çekilirsek, bu İHA'lar birliklerimize değil, doğrudan sivil yerleşim yerlerimize düşecek."
Yehoshua’nın "kararlılık" vurgusuna sert yanıt veren Ronen Cohen ise kullanılan terminolojinin sahadaki gerçekliği yansıtmadığını ileri sürdü.
"İstediğimiz kadar 'tasfiye' veya 'kararlılık' diyelim, bu şekilde halkın gözünü boyuyoruz," diyen Cohen, Lübnan’ın Gazze gibi kapalı bir bölge olmadığını, bu nedenle kesin sonuç almanın mevcut güçle mümkün olmadığını savundu.
Bölgedeki yöntemin kökten değişmesi gerektiğini vurgulayan Cohen, mevcut durumu şu sözlerle eleştirdi:
"Orada adeta 'Rus ruleti' oynuyoruz; birer hedef gibiyiz ve her an büyük kayıplar verme riskimiz var. Operasyonel kazalar veya saldırılar sonucunda tamamen tesadüf eseri ayaktayız. Sonra bildiğimiz o malum süreç başlayacak: 'Ne yapacağız?', 'Alternatif ne?'... Bunları söylemek ne kadar doğru bilmiyorum ama Avivim'in, Metula'nın veya Misgav Am'ın vurulmasına seyirci mi kalalım?"
Tartışmanın en dikkat çekici noktası, geçmişteki "Güvenlik Bölgesi" dönemi ile günümüz arasındaki istatistiksel karşılaştırma oldu.
Cohen, mevcut askeri yöntemin ağır bedelleri olduğunu belirterek, "Güvenlik bölgesi döneminde yılda 20-25 kayıp verirdik. İstatistiklerden bahsettiğim için üzgünüm ama sadece bu ay 8 kaybımız var. Bu, eski dönemdeki 6 aylık kayba eş değerdir," dedi.
Cohen’nin "yöntem değişmeli" çıkışına itiraz eden Yehoshua, ordunun zaten her gece farklı taktikler denediğini savundu.
Geri çekilme senaryolarına karşı tarihsel bir hatırlatma yapan Yehoshua, "Ehud Barak bizi sınıra geri çektiğinde ne oldu? Hizbullah'ı devasa bir canavara dönüştürdü. Eğer 7 Ekim'de bize saldırmadılarsa bu tamamen bir mucizedir; aksi halde şu an burada bu tartışmayı yapıyor olamazdık," diyerek sözlerini noktaladı.
Gözlemcilere göre, Lübnan sınırındaki askeri varlığın sürdürülebilirliği ve yöntemi, İsrail askeri kamuoyunda en sıcak tartışma başlığı olmaya devam ediyor.
Tartışmanın en can alıcı noktası olan savunma zafiyeti, İHA tehdidiyle somutlaşıyor.
Üst düzey ordu yetkilileri, Hizbullah’ın özellikle FPV ve dört pervaneli (quadcopter) dronlarına karşı teknolojik bir çözüm üretilemediğini itiraf ediyor.
• İlkel Önlemler: Israel Hayom’un raporuna göre, dünyanın en gelişmiş ordularından biri olan İsrail ordusu, askerlerini korumak için balıkçı ağlarını andıran derme çatma düzeneklere mahkum kalmış durumda.
• Başarısız Testler: Yaklaşık iki hafta önce denenen yeni önleme sistemlerinin başarısız olması, orduda "direksiyon başında uyuyakalındı" eleştirilerini beraberinde getiriyor.
İsrail cephesinde itiraf edilen "teknolojik çaresizliği" Lübnan tarafı "yeni bir savaş doktrini" olarak tanımlıyor.
Tuğgeneral Münir Şehade’nin el-Nur Radyosu’na yaptığı açıklamalar, İsrail’in neden çözüm üretemediğini özetliyor:
• Fiber optik ve FPV gücü: Kablolu kontrol mekanizması sayesinde elektronik karıştırmaya (jammer) karşı tamamen bağışıklık kazanan bu araçlar, İsrail savunma sistemlerini işlevsiz bırakıyor.
• Gelişmiş gerilla savaşı: 2006 tecrübesinin üzerine inşa edilen; ormanlık alan, köy ve zorlu arazinin tanksavar füzeleriyle harmanlandığı bu strateji, kara operasyonlarının maliyetini İsrail için sürdürülemez bir noktaya taşıyor.
Ronen Cohen’in "bir aylık kayıp altı aya eş değer" çıkışı, Sağlık Bakanlığı’nın verileriyle daha korkutucu bir boyuta ulaşıyor.
28 Şubat’tan 1 Mayıs’a kadar hastanelere sevk edilen vaka sayısının 8 bin 564’e ulaşması, çatışmanın maliyetini gözler önüne seriyor.
Özellikle "İran ile ateşkes" sonrası sadece kuzey cephesinden sevk edilen yaralı sayısının 663 olması, sahadaki yıpranma savaşının İsrail aleyhine işlediğini kanıtlıyor.
İsrail merkezli Walla haber sitesinin askeri kaynaklara dayandırdığı raporlar, uzmanların "hedef gibiyiz" uyarısının sahadaki somut karşılığını gözler önüne seriyor.
Kağıt üzerinde var olan "geçici ateşkes", sahada Hizbullah’ın yeni bir savaş stratejisine dönüşmüş durumda. İsrail’in "sarı hat" oluşturma ve köyleri bombalama hamlelerine, direniş güçleri fiber optik kablolu tuzaklı dronlar ve pusu taktikleriyle yanıt veriyor.
Haaretz’in aktardığına göre, çatılarda pusuda bekleyen dronlar, sahada görev yapan müteahhitlerden piyade birliklerine kadar her türlü hareketliliği "ölüm kalım meselesine" dönüştürerek operasyonel akışı kilitliyor.
Uzmanlara göre, i24 ekranlarındaki sert tartışma, sadece iki uzmanın görüş ayrılığı değil; İsrail ordusunun Lübnan’da hem teknolojik hem de stratejik olarak "duvara çarptığının" bir ilanı.
Gözlemciler, geleneksel savunma sistemlerinin gerilla dronları karşısında çaresiz kalmasının, orduda "malum süreç" olarak adlandırılan büyük bir sorgulamayı çoktan başlattığına dikkat çekiyor.