
YDH - Özellikle son yıllarda ilan edilmemiş savaşların sıradan bir durum haline geldiği Ortadoğu coğrafyasında, Washington yönetiminin "önleyici savaş" adı altında yürüttüğü askeri faaliyetler ve bölge aktörlerinin bu hamlelere verdiği karşılıklar küresel sistemi yeni bir kırılmanın eşiğine getirdi.
Eski yargıç ve hukuk analisti Andrew Napolitano'nun hazırlayıp sunduğu programda değerlendirmelerde bulunan eski İngiliz diplomat Alastair Crooke, İran, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki savaşın sadece askeri bir çatışma değil, aynı zamanda köklü bir egemenlik ve gelecek tasavvuru savaşı olduğunu vurguladı.
Yargıç Napolitano’nun, "Müzakerelerin temel dayanağı geleceğe dair ortak özlemlerin bulunması değil midir? İsrail, ABD ve İran arasında böyle bir ortaklık var mı?" sorusuna yanıt veren Crooke, diplomasinin başlangıç noktasına dair çarpıcı bir tespitte bulundu.
Crooke, "Siyasetin veya müzakerelerin başlayabilmesi için en temel kural şudur: Karşı tarafın görüşlerine katılmasanız bile, onun bu vizyona sahip olma hakkını ve halkı için bu vizyonun meşru olduğunu kabul etmelisiniz. Eğer taraflar bunu söyleyemiyorsa, herhangi bir müzakere yürütmek neredeyse imkansızdır" ifadelerini kullandı.
Mevcut durumda İran’ın gelecek vizyonu ve tarihsel anlatısı ile İsrail’in vizyonu arasında hiçbir ortak nokta bulunmadığını belirten Crooke, ABD’nin de bu iki zıt kutup arasında tamamen farklı bir yerde durduğunu kaydetti.
İran'ın temel taleplerinin savaşın sona ermesi ve İsrail ile ABD’den gelecek yeni saldırganlık hamlelerine karşı garanti almak olduğunu hatırlatan Crooke, Trump yönetiminin bu talepleri karşılama noktasında ciddi bir güvenilirlik krizi yaşadığını aktardı.
"Trump'ın bu yönde samimi ve inandırıcı bir barış teklifi sunması pek olası görünmüyor" diyen Crooke, ABD hükümetinin sözüne artık kimsenin güvenmediğini ve mevcut Kongre yapısı içinde bir anlaşmanın onaylanma ihtimalinin oldukça düşük olduğunu ifade etti.
Haberin merkezinde yer alan bir diğer önemli başlık ise İran’ın egemenlik mücadelesi oldu. Crooke, İran’ın son 47 yıldır adeta bir kuşatma altında yaşadığını ifade ederek, ülkenin ekonomik savaştan gümrük tarifesi savaşlarına, Birleşmiş Milletler yaptırımlarına ve nükleer denetim baskılarına kadar pek çok koldan hedef alındığını belirtti.
"Bu süreçte İran’ın asıl istediği şey egemenliğini geri kazanmak, ciddi bir devlet olarak görülmek ve kendisine saygı duyulmasıdır" değerlendirmesinde bulunan Crooke, Tahran’ın her birkaç yılda bir tekrarlanan askeri ve ekonomik yıkım döngüsüne son vermek istediğini kaydetti.
İran'ın taleplerine karşılık İsrail'in stratejik hedeflerinin tamamen zıt bir istikamette ilerlediğini belirten Crooke, İsrail'in İran'ın yalnızca zayıflatılmasını değil, tamamen işlevsiz bir devlet haline getirilmesini arzuladığını dile getirdi.
Crooke'un analizine göre İsrail, "kendi içinde birbiriyle savaşan küçük etnik ve aşiret temelli alt devletlere bölünmüş bir İran" planlıyor. Bu planın temelinde, İsrail'e herhangi bir tehdit oluşturamayacak kadar parçalanmış bir yapı inşa etme arzusu yatıyor.
İsrail’in mevcut güvenlik politikasının 7 Ekim sonrasında köklü bir değişim geçirdiğini hatırlatan Crooke, Ben-Gurion dönemindeki "küçük profesyonel ordu" anlayışının terk edildiğini belirtti.
İsrail'in artık "önleyici nüfus kaydırma, kitlesel ölümler ve soykırım" gibi yöntemlerle bölgedeki hegemonyasını zorla dayatmaya çalıştığını ifade eden Crooke, İbrani basınında çıkan haberlerin bile bu genişlemeci stratejiyi sürdürmek için İsrail ordusunun kapasitesinin yetersiz kaldığına işaret ettiğini söyledi.
"İsrail ordusunun Lübnan, Suriye ve İran üzerinde aynı anda kontrol kurabileceği fikri çökmüş durumdadır" diyen Crooke, Netanyahu hükümetinin "Büyük İsrail" hayaliyle Nil'den Fırat'a kadar uzanan bir hegemonya kurma peşinde olduğunu, ancak bu projenin askeri olduğu kadar "mesihçi ve eskatolojik" (ahir zaman öğretisiyle ilgili) bir inatla yürütüldüğünü dile getirdi.
İsrail Dışişleri Bakanı’nın Lübnan’ın tamamını ele geçirme konusundaki açık ifadelerini şaşırtıcı bulan Napolitano’nun sorusu üzerine Crooke, "İsrail'in ABD desteği, finansmanı ve askeri mühimmatı olmadan bu dış politikayı yürütmesi imkansızdır. Ancak mesiyanik bir güç tarafından yönlendirilen bu yapı, Amerikan başkanının 'bu bizim çıkarımıza değil' uyarılarını bile dinlemeyecektir" tespitini yaptı.
Bölgedeki sıcak gelişmelere de değinen Crooke, Hürmüz Boğazı'ndaki son duruma ilişkin çarpıcı bilgiler paylaştı.
Tahran'ın Trump'a 30 günlük bir süre tanıdığını ve Hürmüz'ün ancak İran'ın kuralları ve şartları çerçevesinde açılabileceğini açıkça ilan ettiğini belirten Crooke, bu şartlar arasında ABD askerlerinin bölgeden çekilmesi, dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması, yaptırımların kaldırılması ve tazminat ödenmesi gibi ağır maddelerin bulunduğunu kaydetti.
Program sırasında Sky News ve Fars Haber Ajansı’na dayandırılan bir son dakika gelişmesini değerlendiren Crooke, İran’ın bir ABD devriye botuna Hürmüz yakınlarındaki Cask Adası açıklarında iki füze fırlattığı yönündeki iddiaları yorumladı.
Pentagon’un bu haberi reddetmesine rağmen, İran Devrim Muhafızları’nın boğazdaki kuralları yok sayan her türlü unsuru hedef alacağına dair açık bir telsiz yayını yaptığını belirten Crooke, "Tahminime göre bu füzeler doğrudan isabet için değil, bir uyarı atışı olarak fırlatıldı ve devriye botunun bölgeden uzaklaşmasını sağladı. Cask Adası aynı zamanda İran’ın önemli bir petrol terminalidir ve orada İran’a ait bir boru hattı bulunmaktadır; botun oraya yaklaşması bu yüzden engellenmiş olabilir" dedi.
Stratejik dengelerin küresel düzeyde değiştiğine dikkat çeken Crooke, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, Trump ile yaptığı telefon görüşmesinde çok net ve diplomatik bir dille uyardığını açıkladı.
Putin'in, "İran'a yönelik askeri harekatın yeniden başlaması durumunda krizin dramatik bir şekilde tırmanacağı, herkesi içine çekeceği ve dünya ekonomisinde tam bir kaos yaratacağı" mesajını verdiğini aktaran Crooke, Rus liderin "Eğer saldırırsanız İran da misilleme yapacaktır ve bu seferki savaş eski savaşların bir tekrarı değil, tamamen yeni unsurlar içeren bir çatışma olacaktır" dediğini belirtti.
Çin’in bu süreçteki rolünün ise "ezber bozan" nitelikte olduğunu vurgulayan Crooke, Pekin’in 2021 yılında çıkardığı ancak şimdiye kadar aktif olarak uygulamadığı "Yaptırımlara Karşı Engelleme Yasası"nı yürürlüğe koyduğunu duyurdu.
Çin’in bu hamleyle, İran petrolü ile ilgilenen Çinli ticari kuruluşların ve rafinerilerin ABD yaptırımlarına uymasını hukuken yasakladığını belirten Crooke, "Bu büyük bir adımdır. Çin yıllardır ABD yaptırımlarına sessizce uyuyordu ancak şimdi bu yaptırımları tanımamanın ötesine geçerek, onlara uyulmasını Çin yasalarına göre yasa dışı kıldı" dedi.
Ayrıca Panama Kanalı üzerinde de bir güç savaşı yaşandığını ifade eden Crooke, Trump yönetiminin kanalın her iki ucundaki Hong Kong sahipliğindeki limanları kontrol altına almasına yanıt olarak Çin’in yeni bir karar aldığını söyledi.
Çin hükümeti, bundan böyle Panama Kanalı’nı kullanan ticari gemilerin hiçbir Çin limanına kabul edilmeyeceğini duyurdu. Bu durumun ABD’nin Çin’e giden ticaret koridorunu fiilen tıkaması anlamına geldiğini belirten Crooke, "ABD Hazine Bakanlığı Çin’i sıkıştırdığını düşünürken, Çin’in hem yaptırımlar hem de teknolojik üretim için hayati öneme sahip nadir toprak elementleri üzerinden ABD’yi köşeye sıkıştırdığını göreceğiz" yorumunu yaptı.
Savaşın ekonomik maliyetinin yakında tüm dünyada hissedileceğini öngören Crooke, Avrupa'daki ticari envanterlerin, özellikle jet yakıtı ve petrol stoklarının sıfıra yaklaşmak üzere olduğu uyarısını yaptı.
"Hürmüz Boğazı’ndan Avrupa’ya yakıt taşıyan bir tankerin ulaşmasından bu yana iki haftadan fazla zaman geçti. Önümüzdeki iki hafta içinde bu çatışmanın maliyeti dünyayı vurmaya başlayacak" diyen Crooke, İran’ın bu süreçten ABD’den daha dayanıklı çıkabileceği değerlendirmesinde bulundu.
İran'ın elinde yeterli nakit kaynağı bulunduğunu, ABD ablukasına rağmen Çin'e petrol sevkiyatını sürdürdüğünü ve askeri bir çatışma için tam hazırlıklı olduğunu vurgulayan Crooke, "İran’ın elinde, bir sonraki çatışma dalgasında gün yüzüne çıkaracağı yeni savaş araçları var. Dünyanın geri kalanı gerilimin düşmesini umarken, manzara hiç de iç açıcı görünmüyor; hatta felaketin eşiğindeyiz" ifadelerini kullanarak sözlerini tamamladı.
Napolitano ise programı kapatırken El Cezire'nin geçtiği yeni bir son dakika bilgisine atıfta bulunarak, iki görgü tanığının ABD gemisinin gerçekten vurulduğunu iddia ettiğini ve İran Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri'nin bölgedeki tüm gemilere "izinsiz geçiş yapanlar yok edilecektir" uyarısını açık radyo kanallarından yapmaya devam ettiğini bildirdi.