
YDH - Amerika Katolik Üniversitesi'nde fahri profesör olan John Kenneth White, ABD Kongresi odaklı yayın yapan The Hill gazetesinde kaleme aldığı köşe yazısında, Donald Trump'ın Cumhuriyetçi Parti üzerindeki mutlak hakimiyetinin partinin tarihsel varlığını ve Amerikan demokratik kurumlarını ciddi bir tehdit altına soktuğunu ifade ediyor. 2026 ara seçimleri öncesinde Trump'ın ekonomi, dış politika ve anayasal normlar konusundaki başarısızlıklarının partiyi halk nezdinde zayıflattığına dikkat çeken White, Cumhuriyetçi elitlerin Trump’a gösterdiği sarsılmaz sadakatin partiyi bir hesaplaşma gününe sürüklediğini ifade ederek, bu sürecin sonunda partinin sağ kalıp kalamayacağının belirsizliğini vurguluyor.
İlk bakışta, Cumhuriyetçi Parti’nin bulunmadığı bir Amerika düşüncesi absürt görünür.
Cumhuriyetçi Parti, 1854'ten bu yana, adaylarının oy pusulalarına doğrudan erişimini sağlayan seçim yasalarıyla statüsü korunan ana partilerden biri olmayı sürdürüyor.
Cumhuriyetçiler, hem ulusal hem de eyalet düzeyinde son derece gelişmiş teşkilatlara sahip. Parti adeta para içinde yüzüyor; Amerikalıların üçte biri kendisini Cumhuriyetçi olarak tanımlıyor.
Dahası, "kazananın her şeyi aldığı" mevcut seçim sistemi, üçüncü yol adaylarını saf dışı bırakarak seçmenleri genellikle Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasında bir tercihe zorluyor.
Cumhuriyetçi Parti, zaman içinde hem başarılı hem de başarısız başkanlar çıkardı. Başkan Herbert Hoover’ın Büyük Buhran dönemindeki felaketle sonuçlanan politikalarına, Watergate skandalına, Başkan Richard Nixon’ın görevden azledilmesine, Başkan George W. Bush dönemindeki yıkıcı Irak Savaşı’na ve finansal krize rağmen ayakta kalmayı başardı. Cumhuriyetçi Parti zaman zaman halk nezdinde itibar kaybetse de varlığı hiçbir zaman bugünkü kadar tehlikeye girmedi.
Ta ki bugüne dek.
Başkan Trump ile birlikte çok daha farklı bir süreç işliyor. Trump'ın partiyi ele geçirmesi, partinin içinin boşalmış olmasından kaynaklandı. Trump; hükümetin zenginler için çalıştığını, üretimin ve mavi yakalı istihdamın altının oyulduğunu, azınlıkların sayısının ise giderek arttığını düşen isyankar bir popülist harekete liderlik etti.
Cumhuriyetçi Parti'yi kendi kimliğiyle yeniden şekillendirmesi, Trump'ın seçmenini doğru analiz etmesinden, buna mukabil Cumhuriyetçi elitlerin kendi tabanlarını küçümsemesinden kaynaklandı.
Trump, partiyi devralmasıyla birlikte içerideki tüm muhalefet odaklarını etkisiz hale getirdi. Dwight Eisenhower ve Ronald Reagan gibi önceki başkanlar, parti içindeki muhalif grupları yatıştırmak zorundaydı.
Eisenhower için bu kesim, Franklin D. Roosevelt’in "New Deal" (Yeni Düzen) programını andıran modern Cumhuriyetçilik girişimlerine hiçbir zaman güvenmeyen katı muhafazakarlardı. Reagan için ise bütçe ve vergi kesintilerinden hoşnut olmayan liberal Kuzeydoğu Cumhuriyetçileriydi.
Ancak bugün, Trump’a muhalefet eden seçilmiş Cumhuriyetçilerin sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. İtirazlarını dile getirenler ise ya partiden sürülüyor ya da tek vasfı Trump’a sarsılmaz sadakat göstermek olan MAGA (Amerika'yı Yeniden Harika Yap) odaklı isimlerin parti içi muhalefetiyle karşılaşıyor.
Bugün Amerikalıların çoğu Trump’ın politikalarını reddediyor. İran Savaşı, Trump’ın içinden çıkmakta zorlandığı bir batağa dönüştü. Trump’ın "Büyük ve Görkemli Tasarı" olarak adlandırdığı yasası halktan destek görmüyor; vergi kesintileri ise Trumpizmin herkesin aleyhine, sadece zenginlerin lehine çalıştığını düşünen bir karşı hareketin doğmasına yol açtı.
Trump’ın görev süresinin ilk 15 ayında enflasyonla, akaryakıt ve gıda fiyatlarıyla mücadeledeki başarısızlığı, 2024’te bu sorunları "ilk günden" çözeceğine dair verdiği sözlerle alay eder nitelikte.
Trump’ın hatalı politikaları, 2026 ara seçim anketlerinin ve Trump iktidara döndüğünden beri yapılan özel seçimlerde Demokrat Parti’nin sergilediği yüksek performansın da gösterdiği üzere, Cumhuriyetçileri halk nezdinde gözden düşürüyor. Fakat bu durum tek başına partinin varlığını tehdit etmiyor.
Cumhuriyetçi Parti’nin uzun vadeli geleceğini asıl tehdit eden unsur, Trump’ın Cumhuriyetin bekasını ve güvenliğini tehlikeye atan demokratik normları altüst etmesidir.
Tarihçiler; 2020 seçimlerinin çalındığına dair asılsız iddialarla 6 Ocak 2021 Kongre baskınını kışkırtanın ve ardından bu baskına katıldıkları için hüküm giyen herkesi affedenin Trump olduğunu unutmayacak.
ABD Anayasası’nın "kazanç yasağı" maddesini hiçe sayan, kendisini ve ailesini -şimdilik- 4 milyar dolar civarında bir servetle zenginleştiren kişi Trump'tır. Adalet Bakanlığı’nı şahsi hukuk bürosuna dönüştüren; eski FBI Direktörü James Comey ve New York Başsavcısı Letitia James gibi "düşman" olarak gördüğü isimlerden intikam almaya odaklanan yine odur.
İç Güvenlik Bakanlığı’na bağlı maskeli göçmenlik yetkililerine hem belgesiz göçmenleri hem de beyaz olmayan ABD vatandaşlarını tutuklama ve kitle imha merkezlerine -bazen de otoriter diktatörlerin yönettiği ülkelere- gönderme yetkisi veren Trump'tır.
Elon Musk’ın da desteğiyle, federal hükümeti on yıllar süren bir birikime sahip uzman kadrolardan arındıran Trump'tır. Kongre’den onay almadan, ödenekleri keserek ve çalışanları kovarak federal daireleri ve ajansları tek başına fesheden odur.
NATO’nun altını oyan, öte yandan Vladimir Putin gibi diktatörleri Ukrayna’da kendi tercih ettiği savaşı sürdürmeleri için cesaretlendiren de yine Trump'tır.
Tüm bunlar yaşanırken, seçilmiş Cumhuriyetçilerden neredeyse tek bir itiraz yükselmedi.
Tarihçiler muhtemelen Trump’ı Amerika’nın en kötü başkanları arasında konumlandıracak. 2025 yılında C-SPAN tarafından yapılan bir araştırma, Trump’ı en alttan dördüncü sıraya; James Buchanan, Andrew Johnson ve Franklin Pierce’ın hemen üzerine yerleştirdi.
Trump başkanlığı elbet sona erecek ve o gün geldiğinde, kamu binalarının çatılarında asılı duran Trump portreleri indirilecek.
Trump ve hepimiz için bir hesaplaşma günü yaklaşıyor. Tarih, onun başkanlığı hakkındaki nihai hükmünü verecek. Asıl soru, Cumhuriyetçi Parti’nin bu sert devralma sürecinden sağ çıkıp çıkamayacağı ve Demokratların, Trump’ı iktidara taşıyan temel sorunlarla nasıl başa çıkacağıdır.
Çeviri: YDH