
YDH- Uganda parlamentosu, merkez bankası ve uluslararası kuruluşlardan gelen ekonomik risk uyarılarının ardından “egemenliğin korunması” yasa tasarısının sulandırılmış bir versiyonunu onayladı.
Yapılan değişikliklerle bazı maddelerde geri adım atılırken, düzenleme üzerindeki tartışmalar devam ediyor.
Parlamentonun kabul ettiği yasa, uzun süredir siyasi rakiplerini yabancı destek almak ve ülke içinde dış gündemleri ilerletmekle suçlayan Cumhurbaşkanı Yoweri Museveni’nin imzasını bekliyor.
Yasa tasarısının ilk halinde, yurtdışından fon alan herkesin “yabancı ajan” olarak kayıt yaptırması ve finansman kaynaklarını açıklaması zorunlu tutuluyordu.
Bu düzenleme, ekonomi çevreleri ve insan hakları kuruluşları tarafından geniş çapta eleştirilmişti. Yapılan değişiklikle birlikte söz konusu zorunluluk, yalnızca yabancı çıkarlarla bağlantılı siyasi faaliyetler için fon alan kişi ve kuruluşlarla sınırlandırıldı.
Buna karşın yasa, hükümet onayı olmaksızın “yabancı çıkarlar” adına faaliyet gösterenler için on yıla kadar hapis cezası öngörmeye devam ediyor.
Ayrıca “Uganda’nın çıkarlarına aykırı” şekilde yabancı çıkarları desteklemek de suç kapsamına alınıyor. İnsan hakları örgütleri, bu ifadelerin muğlak yapısı nedeniyle muhalefet ve sivil toplum faaliyetlerinin sınırlandırılmasında kullanılabileceği uyarısında bulunuyor.
Uganda Merkez Bankası Başkanı Michel Atenge Ego, tasarının ilk halinin döviz girişlerinde ciddi düşüşe ve rezervlerin hızla erimesine yol açabileceğini belirterek, bunun “ekonomik bir felaket” riski taşıdığına dikkat çekmişti.
Ego, ayrıca yerel para birimindeki değer kaybının enflasyonu artırabileceği uyarısında da bulunmuştu.
Dünya Bankası ise tasarının bazı hükümlerinin kalkınma faaliyetlerini sekteye uğratabileceğini ve uluslararası kuruluşları, kamu politikalarının tartışıldığı toplantılar da dahil olmak üzere, hukuki sorumlulukla karşı karşıya bırakabileceğini belirterek projeye itiraz etti.
Yasanın kabul edilmesi, Uganda’da hükümetin “ulusal egemenlik” vurgusu ile düzenlemenin siyasi ve sivil alanı daraltabileceği, yatırımlar ile uluslararası işbirliğini olumsuz etkileyebileceği yönündeki ekonomik ve insan hakları kaygıları arasındaki gerilimin derinleştiğini ortaya koyuyor.