
YDH- İsrailli gazeteci Itamar Eichner, işgal varlığının önde gelen yayın organlarından Yediot Ahronot gazetesinde kaleme aldığı analizinde, ABD ile İran arasında şekillenen yeni mutabakat taslağının İsrail’in stratejik hedefleriyle ciddi biçimde çeliştiğini ve savunma teşkilatında derin bir endişe yarattığını bildirdi.
Eichner’in aktardığı bilgilere göre, İsrailli yetkililer masadaki anlaşmanın İran’ın balistik füze envanterine dokunmadığı gibi, Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı hafifleterek ''rejime nefes aldıracağını'' savunuyor.
Haberde, ''İsrail kaynaklarının, İran’ın masadaki vaatlerine rağmen en başından beri "hile peşinde" olduğunu vurguladığı ve Tahran’a yönelik kuşatmanın tavizsiz bir şekilde sürdürülmesi gerektiğini düşündüğü'' belirtiliyor.
Yediot Ahronot, ''siyasi düzeyde başlangıçtaki iyimserliğin İran’ın direnişinin anlaşılmasıyla ve ABD Başkanı Trump’ın savaş hedeflerini karşılamayan bir anlaşmaya yönelmesiyle yerini karamsarlığa bıraktığını'' vurguluyor.
Gazete ayrıca Likud içindeki üst düzey isimlerin, İsrail’in İran karşısında kayda değer bir kazanım elde edememesi halinde İsrail Başbakanı Netanyahu’nun seçimleri kaybedebileceği uyarısını yaptığını ve İran’ın nükleer ile balistik füze kapasitesini koruyarak direnmeyi başardığını aktarıyor.
Analiz haberde, mutabakatın İsrail ordusunun Lübnan’daki hareket alanını daraltabileceği ve orduyu bölgeden geri çekilme baskısıyla karşı karşıya bırakabileceği uyarısı öne çıkıyor.
Diplomatik kaynaklara dayandırılan bilgilere göre, anlaşmanın hayata geçmesi durumunda İsrail ordusunun Lübnan’da adeta "eli kolu bağlı" bir duruma düşmesinden endişe ediliyor.
Yazar, İsrail kamuoyunda en çok tartışılan konulardan birinin de İran’ın dondurulmuş milyarlarca dolarlık fonunun serbest bırakılacak olması olduğuna dikkat çekiyor.
İsrail tarafı, bu devasa kaynağın nihayetinde bölgedeki vekil güçlerin tahkimi ve yeniden silahlanma hamleleri için kullanılacağını öngörüyor.
Eichner, taslak anlaşmadaki uranyum zenginleştirme faaliyetlerine getirilen 15 yıllık kısıtlamanın, Donald Trump’ın "İran asla nükleer silah edinemeyecek" vaadiyle örtüşmediğini savunan İsrailli yetkililerin sert tepkilerini şu şekilde aktarıyor:
"Bu, İsrail için tam bir kabus. Ayetullahların iktidarını perçinleyen çok kötü bir pazarlık bu. Rejimin her geçen gün çöküşe yaklaştığı bir dönemde, onlara uzatılan bir can simidinden farkı yok."
Haberde ayrıca, İsrailli bir yetkilinin mevcut durumu eski nükleer anlaşmaya benzeterek şu ifadeleri kullandığı aktarıldı:
"Bunun Obama dönemindeki nükleer anlaşmadan ne farkı var? O anlaşmanın da bir 'son kullanma tarihi' vardı, bunun da var. İran zaten sabıkalı; pusuda bekleyip Trump gittiği an nükleer bombaya giden yolu sonuna kadar açacaktır"
Makalede sunulan verilere göre, İsrail’in harekatın başında belirlediği nükleer programın tasfiyesi, balistik füzelerin imhası ve ''rejimin devrilmesi'' gibi temel amaçlara henüz tam anlamıyla ulaşılamadığı görülüyor:
• Nükleer Kapasite: İran'ın 11 ton zenginleştirilmiş uranyum biriktirdiği ve Fordo gibi tesislerin yerin derinliklerinde olması nedeniyle imhasının zorlaştığı vurgulanıyor.
• Füze Tehdidi: Tahran’ın yaklaşık bin 500 balistik füzeye sahip olduğu ve üretimi hızlandırdığı bilgisi paylaşılıyor.
• Direniş Ekseni: Hizbullah’ın yönetim kademesi darbe alsa da drone gibi yeni teknolojilerle tehdit olmayı sürdürdüğü, Ensarullah'ın ise saldırı kapasitesini koruduğu ifade ediliyor.
Eichner, sonuç olarak İsrail işgal bürokrasisinin, ''rejimin ekonomik darboğaz ve iç çatlaklar nedeniyle çökmeye yaklaştığı bir evrede bu anlaşmanın imzalanmasını, Tahran’a sunulan bir "yaşam süresi" olarak değerlendirdiğini'' aktarıyor.