
YDH - ABD’li emekli Tuğgeneral Randy Manner, tanınmış yayıncı Mario Nawfal ile gerçekleştirdiği mülakatta, ABD’nin Ortadoğu’da içine düştüğü stratejik kördüğümü ve İran ile yaşanan savaşın perde arkasını değerlendirdi.
Manner, Washington yönetiminin bölgedeki etkisinin her geçen gün aşındığını vurgularken, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenlik iddiasından hiçbir koşulda vazgeçmeyeceği uyarısında bulundu.
Askeri teknolojiler ve savunma stratejileri üzerinden kapsamlı bir değerlendirme sunan Manner, "İranlıların bile, ABD’nin gemiden atılan bir avuç füzeyi imha etme olasılığının son derece yüksek olduğunu bildiğini düşünüyorum" ifadelerini kullandı.
Meselenin Çin örneğindeki gibi bir nicelik savaşına dönüşeceğine işaret eden Manner, değerlendirmelerini şu sözlerle sürdürdü:
"Eğer Çinliler Tayvan açıklarındaki bir uçak gemisinin peşine düşecek olsalardı, buna aynı anda yüzlerce füzeyle saldırırlardı. Bu durum savunma mekanizmalarını felç ederdi. O uçak gemisinin maliyetinin çok küçük bir kısmına mal olan yüzlerce füzeden bahsediyoruz. Buradaki farka dikkat edin. İran’ın burada bir yoklama yaptığı kanısındayım. Kasıtlı olarak ıskalayıp ıskalamadıklarından ziyade, ABD’nin iki füzeyi bertaraf edebileceğini bilerek ne olacağını görmek istediklerini düşünüyorum. Aslında 'muhtemelen' de değil, ABD'nin bu füzeleri yenme ihtimali son derece yüksek."
Randy Manner, mülakat boyunca ABD’nin bölgedeki siyasi ve askeri konumunun iki ay öncesine kıyasla çok daha kötü bir noktaya evrildiğini defaatle kaydetti.
Washington’ın hem bölgede hem de küresel ölçekte müttefiklerini kaybettiğine dikkat çeken Manner, "Savaş Bakanı ve Başkan, Birleşik Devletler’deki muhaliflere saldırıyorlar. Ancak Birleşik Devletler şu anda tam bir kaosun içinde. İki ay öncesine göre çok daha kötü durumdayız. Petrol ve gaz için daha fazla ödüyoruz. Bölgede ve dünyada daha az dostumuz var" şeklinde konuştu.
Bölgedeki çatışma ikliminden tek kazançlı çıkan tarafın İsrail olduğunu savunan Manner, bu durumu "Herhangi bir kazanım elde eden tek ulus İsrail oldu; çünkü ABD’nin İran hedeflerine karşı gönderdiği milyarlarca dolarlık mühimmatı esasen bedavaya aldılar. Mevcut yönetim gerçekten sıkışmış durumda ve bu durumdan nasıl çıkacaklarını bilmiyorlar" sözleriyle dile getirdi.
Manner'ın bu tespitlerine ekleme yapan Mario Nawfal ise İsrail ordusunun Lübnan’ın güneyindeki birliklerine, Hizbullah’ın kullandığı insansız hava araçlarına karşı ABD’den satın alınan parçalı mühimmatları sevk etmeye hazırlandığı bilgisini paylaştı.
Mülakatın en kritik bölümlerinden birini İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki stratejik hamleleri oluşturdu.
Nawfal, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenlik ve kontrol yetkisini, taviz verilmediği sürece müzakere edilemez bir kırmızı çizgi olarak belirlediğini ifade etti. Bu görüşe katılan Manner, ABD’nin bölgedeki varlığının İran tarafından bir test alanı olarak kullanıldığını belirtti.
İran’ın Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) yönelik son füze saldırılarını da analiz eden Manner, bu eylemlerin askeri bir stratejiden ziyade siyasi bir mesaj kaygısı taşıdığını söyledi.
"Bölgedeki ve BAE’deki insanları çok zor bir durumda bırakıyorlar. İsrail’in geçtiğimiz birkaç gün içinde ek F-35 ve F-15 alımlarını duyurarak Birleşik Devletler’e nasıl teşekkür ettiğini fark etmişsinizdir. Bu Trump’a bir teşekkürdü. Bunun tek söylenme biçimi şudur: 'Bizim için bunu yaptınız, biz de sizden daha fazla silah alacağız.' Bu üzücü ama gerçek bu" ifadelerini kullanan Manner, İran'ın BAE'yi hedef alarak Trump yönetimi üzerindeki baskıyı artırmaya çalıştığını savundu.
Nawfal'ın, İran’ın neden doğrudan ABD üslerini değil de BAE’yi hedef aldığına dair sorusuna Manner, stratejik bir perspektifle yanıt verdi.
Manner, İran’ın Amerikan varlıklarına saldırması durumunda Trump’ın askeri bir yanıt için iç kamuoyunda çok daha fazla meşruiyet bulacağını, ancak bir Körfez ülkesine saldırıldığında Amerikalıların bu durumu o kadar önemsemediğini kaydetti.
Manner, "İran’ın BAE’ye saldırması, BAE’ye olan memnuniyetsizliklerini ifade ettikleri ve BAE’nin Trump yönetimi üzerindeki nüfuzunu kullanmasını sağlamaya çalıştıkları anlamına geliyor" dedi.
Mülakatta ayrıca Trump yönetiminin "koşulsuz teslimiyet" söyleminden geri adım atmasına da dikkat çekildi.
Nawfal, Pentagon yetkililerinin İran’ın nükleer programdan vazgeçmesi karşılığında rejim değişikliği hedefinden sapan bir çizgiye kaydığını öne süren raporlara değindi.
Manner ise bu durumu, Başkan’ın imajını kurtarmaya yönelik bir çaba olarak nitelendirerek, "Başkan başlangıçta koşulsuz teslimiyet dedi, şimdi ise demiyor. Bu, Başkan’ın yüzde yüz geri adım attığı anlamına geliyor. Bu bir fikir değil, bir gerçektir. Başkan bu durumda yüzünü kurtarmanın bir yolunu bulmaya çalışıyor ve İranlılar bunu biliyor" değerlendirmesinde bulundu.
İran’ın BAE saldırılarını reddeden resmi açıklamasına değinen Manner, savaş zamanlarında "saldır ve reddet" stratejisinin sıkça uygulandığını hatırlattı.
Tahran'ın propaganda ve psikolojik harp tekniklerini ustalıkla kullandığını belirten emekli general, gerçeklerle iddialar arasındaki çizginin bu tür çatışma ortamlarında kasıtlı olarak bulanıklaştırıldığını sözlerine ekledi.