
YDH - Lübnan’daki siyasi yönetim, İsrail’le temas dosyasında önceki döneme kıyasla daha temkinli çizgiye yönelmiş görünüyor.
Son dönemde ortaya çıkan bazı siyasi işaretler, daha önce yasak kabul edilen eşiklerin aşılabileceği yönünde yorumlara yol açmış, hatta Cumhurbaşkanı Jozef Aun ile İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu arasında olası görüşmenin “ulusal çıkar” gerekçesiyle savunulabileceği değerlendirmeleri gündeme gelmişti.
Ancak son gelişmeler, yönetimin bu hatta geri adım attığına işaret ediyor.
Bu değişimde, yalnızca teknik ya da diplomatik hesapların değil, sahadaki güvenlik risklerinin ve Lübnan iç siyasetindeki karmaşık dengelerin etkili olduğu değerlendirmeleri öne çıkıyor.
El Cezire’ye konuşan resmi kaynak, “Lübnan Cumhurbaşkanlığı, İsrail Başbakanı ile mevcut aşamada yapılacak görüşmenin istikrar arayışlarını akamete uğratabileceğini Washington’a bildirdi” ifadesini kullandı.
Aynı kaynak, ABD tarafının Lübnan’ın tutumunu anladığını aktardı.
Kaynak ayrıca Lübnan’ın yaklaşımının, “müzakerelerle başlayıp saldırıların nihai biçimde durdurulmasına uzanan bir anlaşmayı” esas aldığını söyledi.
Bu sürecin ön koşulu olarak “tam çekilmenin” görüldüğünü belirten kaynak, Lübnan’ın İsrail’le barış anlaşmasına yönelmediğini, bunun yerine “hakların geri alınmasını temel alan bir saldırmazlık anlaşması” hedeflediğini ifade etti.
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri daha önce, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi tarafından kendisine iletilen mesajda, Lübnan’ın ateşkes anlaşmasının parçası olacağının teyit edildiğini söylemişti.
Berri ayrıca, İsrail’in taahhütlerine bağlı kalmadığını belirterek, İsrail’le yapılacak herhangi bir anlaşmanın güvence mekanizmalarına ihtiyaç duyduğunu ifade etmişti.
Cumhurbaşkanı Jozef Aun da dün yaptığı açıklamada, “ateşkesin sağlanmasına katkı sunacak her İran girişimi için Lübnan teşekkür eder” dedi.
Aun daha sonra “hassas mesele” diye tanımladığı silah dosyasına değinerek, İran’ın yürüteceği herhangi bir girişimin Lübnan kurumları üzerinden ilerlemesi ve “silahın devlet tekeline alınmasına katkı sağlaması” gerektiğini söyledi.
Aynı Aun’un daha önce İran’ın Lübnan’daki büyükelçisi Rıza Şeybani’nin güven mektubunun kabul edilmemesi yönündeki kararın arkasında yer aldığı ve Şeybani’den Lübnan’ı terk etmesinin istendiği de hatırlatıldı.
Buna rağmen resmi kaynağa dayandırılan son açıklamaların önem taşıdığı belirtiliyor. Bunun nedeni, açıklamaların doğrudan devletin en üst makamının tutumunu yansıtması ve Netanyahu ile olası görüşmeye meşruiyet zemini oluşturma çabalarının ardından gelmesi olarak gösteriliyor.
El-Ahbar gazetesinde yer alan değerlendirmede; Lübnan yönetiminin daha önce Lübnan dosyasını İran’dan ayırmaya çalışmasının ve İran’ın ateşkes girişimlerine katkısını reddetmesinin hata olarak değerlendirildiği kaydedildi. Aynı yaklaşımın, Lübnan’ın ateşkes kapsamına dahil edilmesine yönelik çabaların da geri çevrilmesine yol açtığı ifade edildi.
Öte yandan ABD’nin Aun ile Netanyahu arasında görüşme organize edilmesi yönündeki baskıları arttıkça, fikir hem Beyrut’ta hem de dış çevrelerde ciddi ihtiyatla karşılandı.
Birçok çevre, İsrail saldırılarının sürdüğü ve bölgesel dengelerin hızla değiştiği ortamda böyle bir görüşmenin “siyasi intihar” anlamına gelebileceğini dile getirdi.
Bu geri çekilmenin arkasında, söz konusu görüşmenin Netanyahu’nun uluslararası düzeyde yeniden meşruiyet kazanmasına zemin oluşturabileceği yönündeki kaygıların da bulunduğu belirtildi.
Netanyahu hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından çıkarılan yakalama kararı nedeniyle bazı Arap ve Avrupalı liderlerin kendisiyle görüşmekten kaçındığına dikkat çekildi.
Aynı değerlendirmelerde, İsrail’in hedeflerinin yalnızca klasik anlamda bir barış anlaşmasıyla sınırlı olmadığı ifade edildi.
Siyonist rejimin, Lübnan yönetimiyle Hizbullah’a karşı güvenlik ortaklığı kurmaya çalıştığı, çatışmayı iç cepheye taşımayı hedeflediği ve ülkeyi zaman içinde İsrail nüfuz alanına dönüştürmek istediği belirtildi.
Ayrıca, Lübnan yönetiminin yeniden ABD güvencelerine dayalı ateşkes beklentisine yöneldiği kaydedildi. Buna karşılık İsrail’in, Beyrut’un güney banliyölerine yönelik saldırıyla bu tür beklentileri boşa çıkardığı ifade edildi.
Lübnan’ın aynı zamanda hassas bölgesel dengelerin kesişim noktasında bulunduğu değerlendirmesi de öne çıktı.
ABD ile İran arasında olası anlaşmaya ilişkin haberlerin arttığı dönemde, İsrail’in kademeli askeri tırmanışı Beyrut’un güney banliyölerine kadar ulaştı.
Bu süreçte Netanyahu’nun, “Beyrut’ta İsrail’i tehdit eden hiç kimse dokunulmaz değil” açıklaması yaptığı hatırlatıldı.
El-Ahbar gazetesi, İsrail’in son askeri hamlelerini ABD ile İran arasındaki müzakere hattından bağımsız değerlendirmenin zor olduğunu belirtti.
Buna göre İsrail, olası siyasi uzlaşmadan önce sahada askeri gerçeklik oluşturmak ve gelecekteki müzakereleri mevcut askeri denge üzerinden yürütmek istiyor.
Bu çerçevede dikkatler, Lübnan ile İsrail arasında Washington’da yapılacak üçüncü tur görüşmelere çevrilmiş durumda. Görüşmelerde ABD’nin hangi düzeyde temsil edileceği ve Washington’un gerilimi düşürme konusunda ne kadar ciddi davranacağı izleniyor.
Jozef Aun’un da ziyaretçilerine, ABD tarafından İsrail gerilimini düşürmeye dönük temaslar yürütüldüğünü söylediği aktarıldı. Bu girişimlerin, ateşkesin kalıcı hale getirilmesi ve sonraki müzakere aşamasına geçilmesi amacı taşıdığı belirtildi.
Ancak Aun’un, ABD’nin İsrail’i frenleyeceğine dair açık güvence açıklamalarından kaçındığı da vurgulandı.
İsrail’in önceki gün Haret Hureyk’e düzenlediği hava saldırısı ise ayrı bir dönüm noktası olarak değerlendirildi. Saldırının yalnızca güvenlik operasyonu olmadığı, aynı zamanda Beyrut’un hedef listesinin dışında olmadığını gösteren siyasi mesaj taşıdığı ifade edildi.
Söz konusu saldırının, ateşkesin uygulanmaya başlamasından bu yana Beyrut’a yönelik ilk saldırı olduğu belirtildi.
Operasyonun, Netanyahu’nun doğrudan öncülüğünde ve İsrail Savaş Bakanı Israel Katz ile birlikte 24 saate yayılan görünür koordinasyonla yürütülmesinin de dikkat çektiği kaydedildi.
Bu yaklaşımın, İsrail kamuoyuna “başarı” görüntüsü vermeyi amaçladığı ve ABD’nin İsrail ordusunun hareket alanına sınırlama getirmediği mesajını taşımayı hedeflediği ifade edildi.
Operasyonun zamanlamasının da Washington’daki müzakere turundan birkaç gün önceye denk geldiğine dikkat çekildi. Bunun, İsrail’in müzakere sürecine kendi şartlarını yeniden dayatma girişimi olarak değerlendirildiği belirtildi.
Bazı çevreler ise saldırıyı, ABD ile İran arasındaki müzakere hattına baskı kurma ve bu süreci sekteye uğratma çabası olarak yorumladı.