
YDH- Gazze İnsan Hakları Merkezi, Gazze Şeridi’nden Filistinlilerin ayrılmasını hedefleyen, “gizli ve ilan edilmemiş bir İsrail yerinden etme politikasının” varlığına işaret eden artan göstergeler konusunda ciddi endişelerini dile getirdi.
Merkez, bu politikanın “şeffaflıktan yoksun kolaylaştırmalar ve düzenlemeler” yoluyla, açık ve ilan edilmiş bir çerçeve dışında yönetildiğini, bu sırada hastaların ve acil vakaların seyahat hakkından mahrum bırakıldığını belirtti.
Merkez, yayımladığı açıklamada, İsrail hükümet işlerinin koordinatörünün, farklı kara sınır kapıları üzerinden 44 bin kişinin Gazze Şeridi’nden üçüncü ülkelere ayrıldığını duyurduğunu, buna karşılık Refah Sınır Kapısı üzerinden ayrılanların yaklaşık 2 bin hasta ve refakatçileriyle sınırlı kaldığını takip ettiğini bildirdi.
Bunun, bir yandan hastaların seyahatlerinin sistematik biçimde engellendiğini ve bu kişiler arasında seyahatlerinin engellenmesi ile geciktirilmesi nedeniyle günlük ölüm vakalarının kaydedildiğini gösterdiğini ifade etti.
Diğer yandan ise şeffaf olmayan, belirli ölçütlere dayanmayan ve bağımsız denetime tabi olmayan mekanizmalarla bazı birey ve ailelerin üçüncü ülkelere çıkışının organize edildiğini ortaya koyduğunu belirtti.
Sağlık sistemi ve hasta durumu
Merkez, Gazze’de yaklaşık 18 bin hasta ve yaralının tedavi için acil şekilde yurt dışına çıkışa ihtiyaç duyduğunu, ayrıca sağlık sisteminin İsrail saldırıları ve devam eden abluka nedeniyle çökmesi sonucu binlerce kişinin “ileri düzey” tedaviye ihtiyaç duyduğunu vurguladı.
İsrail makamlarının, karmaşık güvenlik ve idari prosedürler yoluyla hastaların seyahatini engellemeye devam ettiğini, bunun da her gün yalnızca sınırlı sayıda kişinin çıkışına izin verilmesine yol açtığını ve bunun kritik vakaların ve acil tıbbi ihtiyaçların ölçeğiyle hiçbir şekilde uyumlu olmadığını belirtti.
Uluslararası hukuk ve yerinden edilme
Gazze İnsan Hakları Merkezi, insanın seyahat ve hareket özgürlüğü hakkının uluslararası insan hakları hukuku kurallarıyla güvence altına alındığını ve keyfi şekilde kısıtlanamayacağını teyit etti.
Aynı zamanda bu hakkın seçici ve şeffaf olmayan düzenlemelerle, yıkıcı bir soykırım ve boğucu abluka bağlamında yönetilmesinin, meselenin insani boyutun ötesine geçerek baskı ve mahrumiyet yoluyla yeni bir “demografik gerçeklik” inşa edilmesi şüphesini doğurduğunu ifade etti.
Merkez, İsrail’in saldırının ilk günlerinde Gazze Şeridi sakinlerinin bölge dışına çıkarılmasını hedeflediğini açıkladığını hatırlattı. Bugün ise altyapı, evler, hastaneler ve yaşam olanaklarının geniş çaplı yıkımı, nüfusun Gazze’nin yüzde 36’sını geçmeyen bir alana sıkıştırılması ve yakın ya da orta vadede yaşanamaz koşulların oluşturulmasıyla birlikte, “insani kolaylıklar” adı altında sunulan herhangi bir çıkış söyleminin ahlaki ve hukuki anlamını yitirdiğini belirtti.
Zorla yerinden edilme değerlendirmesi
Merkez, güvenlik eksikliği, barınma, tedavi ve çalışma imkânlarının yokluğu koşullarında vatanı terk etmenin özgür bir tercih olmadığını, aksine işgalci güç tarafından dayatılan zorunlu bir gerçekliğin doğrudan sonucu olduğunu ifade etti.
Sivillerin yaşam koşullarının, onları topraklarını terk etmeye zorlayacak şekilde oluşturulmasının, uluslararası insancıl hukuk ve Soykırım Suçunun Önlenmesi Sözleşmesi hükümleri uyarınca yasaklanmış bir davranış olduğu, bunun idari düzenlemeler veya üçüncü ülkelere geçiş koridorlarıyla örtülse dahi zorla yerinden etme düzeyine ulaştığı vurgulandı.
Talepler ve çağrı
Gazze İnsan Hakları Merkezi, Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıların derhal durdurulmasını ve kapsamlı ablukanın kaldırılmasını talep etti. Bunu, mevcut insani krizin temel nedeni olarak değerlendirdi.
Tüm hasta ve yaralıların herhangi bir keyfi kısıtlama veya karmaşık prosedür olmaksızın acil ve güvenli şekilde tedavi için seyahat hakkının garanti altına alınmasını istedi.
Ayrıca Gazze’den herhangi bir çıkış mekanizmasının şeffaf ve açık kriterlere bağlanmasını ve bunun bölgenin nüfusunun boşaltılmasına araç olarak kullanılmamasını sağlamak üzere uluslararası denetime tabi tutulmasını talep etti.
Merkez, uluslararası toplumu sivillerin korunması, kendi topraklarında kalma haklarının güvence altına alınması, yıkılanların yeniden inşası ve hareket ile geri dönüş haklarının hukuki statülerine zarar verilmeden korunması konularındaki yasal sorumluluklarını yerine getirmeye çağırdı.
Açıklama, Gazze’deki insani felaketin çözümünün savaş ve abluka altında göç kapılarının açılmasıyla değil, bu felaketin nedenlerinin ortadan kaldırılması ve insanların kendi topraklarında güvenli ve onurlu bir yaşam sürmesinin sağlanmasıyla mümkün olduğu vurgusuyla sona erdi.