
YDH - Amerikan ordusundan emekli Albay Douglas Macgregor, Yargıç Andrew Napolitano’ya verdiği mülakatta, Washington’ın son dönemde yürüttüğü askeri ve siyasi stratejileri değerlendirerek, ülkenin hem askeri hem de ekonomik anlamda bir yol ayrımında olduğunu belirtti.
Macgregor, "Önleyici savaş" olarak adlandırılan saldırganlık politikalarının Amerikan halkı tarafından sorgulanmadan kabul edilmesinin trajik sonuçlar doğurduğunu vurguladı. Hükümetin meşru olmayan güç kullanımına alışıldığını ifade eden Macgregor, özgür bir toplum inşa etmek için güç kullanma girişiminin reddedilmesi gerektiğini kaydetti.
Mülakatın başında Yargıç Napolitano, ABD’nin İran’a yönelik yürüttüğü ve isimleri "Destansı Öfke" ile "Özgürlük Operasyonu" olarak belirlenen projelerin tam bir başarısızlıkla sonuçlandığını ve iptal edildiğini ifade etti.
Bu değerlendirmeye katılan Macgregor, ABD tarihinin bu döneminin ciddi bir analiz ve planlama yapılmadan, olası sonuçlar düşünülmeden başlatıldığını dile getirdi.
Macgregor, "Planlarımızı, tüm koşulların bizim memnuniyetimize uygun şekilde hızla sonuçlanacağı ve anlık bir zafer kazanacağımız varsayımı üzerine kurduk" ifadelerini kullandı.
Macgregor, General Dan Caine'nin Başkan Donald Trump’ın kıdemli askeri danışmanı olarak atanma sürecine değinerek, bu atamanın arkasındaki niyetlerin açık olduğunu belirtti.
Caine'nin, özellikle finans dünyasıyla olan ilişkileri üzerinden bu göreve getirildiğini söyleyen Macgregor, "General Caine, İran ile bir savaşın kaçınılmaz olduğunu ve bunun nihai sonucunun ne olacağını en başından beri biliyordu. Ancak olası sonuçlara dair ciddi bir inceleme yapılmadı; bekledikleri tek sonuç, elde edemeyecekleri tek sonuçtu" dedi.
Başkan Trump’ın şu anda başarısızlığı itiraf etmekten kaçınmak için kaçınılmaz olanı mümkün olduğunca ertelemeye çalıştığını kaydeden Macgregor, Washington’ın İran’da ulaşmak istediği hiçbir hedefe varamadığını aktardı.
Rejim değişikliğinin gerçekleşmediğini, nükleer malzemenin imha edilemediğini ve İran’ın balistik füze kapasitesinin geriletilemediğini belirten Macgregor, Tel Aviv ile birlikte belirlenen bu üç temel hedefin de çöktüğünü ifade etti.
Hürmüz Boğazı’ndaki kontrolün tamamen İran’ın eline geçtiğini vurgulayan Macgregor, Washington’daki strateji uzmanlarının askeri teknolojideki devrimsel değişimi anlayamadıklarını söyledi.
Macgregor, "Washington’da hala 19. yüzyılın sonu veya 20. yüzyılın başındaki gibi düşünen çok sayıda isim var. Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmek için oraya asker dikmek veya topçu yerleştirmek gerektiğini sanıyorlar. Ancak Rusya’nın Ukrayna’da açıkça gösterdiği üzere, savaşın doğası değişti" değerlendirmesinde bulundu.
İstihbarat, gözetleme, keşif ve vuruş yeteneği olarak tanımlanan yeni savaş konseptinin önemine dikkat çeken Macgregor, İran’ın yüzlerce mil alana yayılmış, uzay tabanlı varlıklarla bağlantılı füze sistemlerine sahip olduğunu belirtti.
Yer altı tesislerinde saklanan bu sistemleri bulmanın ve imha etmenin son derece zor olduğunu kaydeden Macgregor, "Düşmanımızı büyük ölçüde hafife aldık. İranlılar acı çekiyor olabilir ancak bu çatışmayı kazanmak için daha uzun süre acı çekmeye razılar" dedi.
Macgregor, ABD’nin içinde bulunduğu ekonomik krizin küresel boyutlarına değinerek, yönetimin enerji ve üretim gerçeklerinden koptuğunu ifade etti.
"Para basabilirsiniz ama enerji ve malzeme basamazsınız. Kamyonlarınızı hareket ettirecek dizel yakıtı, ekinlerinizi büyütecek gübreyi veya fabrikalarınızı çalıştıracak doğal gazı matbaada çoğaltamazsınız" diyen Macgregor, ekonomik krizin önümüzdeki aylarda ABD’yi çok sert vuracağını, Afrika ve Asya’nın birçok bölgesinde ise kıtlığa yol açacağını öngördü.
Senatör Lindsey Graham gibi isimlerin, halkın çektiği acıyı "küçük bir bedel" olarak nitelendirmesini eleştiren Macgregor, Güney Karolina halkının ve genel olarak Amerikan çiftçisinin bu bedeli iflaslarla ödediğini aktardı.
Çiftçilerin yüzde 70’inden fazlasının gübre alamadığını ve yaklaşık yarısının iflasın eşiğinde olduğunu belirten Macgregor, bu durumun bir akıl tutulması olduğunu dile getirdi. Macgregor, "Körfez’deki sözde müttefiklerimiz artık onları koruyamadığımızı fark ettiler ve bizden uzaklaşıyorlar. Suudi Arabistan ve Kuveyt’te yaşanan durum tam olarak budur" dedi.
İran’ın nükleer silah kapasitesine dair tartışmalara da değinen Macgregor, ABD istihbarat topluluğunun İran’ın nükleer silah üretmediği ve buna yakın olmadığı konusunda hemfikir olduğunu ancak Başkan Trump’ın bu verileri görmezden geldiğini belirtti.
Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard ve diğer 18 istihbarat servisinin bu yöndeki raporlarına rağmen, Trump’ın İsrail’in iddialarına inanmayı seçtiğini söyleyen Macgregor, "Başkan kendisini iktidara getiren milyarderleri ve İsrail lobisini dinliyor. Onlar Trump’ın bu konudaki ana destekçileri" ifadelerini kullandı.
İsrail lobisinin Trump üzerindeki etkisinin sadece siyasi değil, belki de daha derin şahsi gerekçeleri olabileceğini belirten Macgregor, Trump’ın Amerikan askeri gücünün her türlü dış politika sonucuna ulaşmak için yeterli olduğu yönündeki temel inancının yanlış olduğunu kaydetti.
Macgregor, "Trump bu kibriyle sadece Amerikan halkını değil, tüm dünyayı kendisinden bıktırdı. Eğer haftaya Çin’e gittiğinde orada nezaket ve alçakgönüllülük göstermezse, Çinliler onun yüzüne gülecektir" dedi.
Dünya genelinde servet ve gücün kalıcı olarak Doğu’ya, özellikle Çin’e kaydığını dile getiren Macgregor, bu durumu 1492 yılındaki tarihi kırılmaya benzetti. 1492’de ticaretin Çin ve Hindistan’dan Batı’ya, Avrupa ve Amerika kıtasına kaydığını hatırlatan Macgregor, bugün bu dalganın tersine döndüğünü ifade etti.
Macgregor, "Çin artık dünyanın atölyesi konumunda. Her şeyi bizden daha hızlı ve daha iyi üretiyorlar. Elektrikli araçları bizim sahip olduğumuz her şeyden daha üstün performans sergiliyor" dedi.
Macgregor, küresel sermayenin güvenli liman olarak artık Amerikan bankaları yerine Çin bankalarını tercih etmeye başladığını belirtti.
ABD’nin, bankalarındaki paralara el koyabileceğini veya erişimi engelleyebileceğini dünyaya kanıtladığını söyleyen Macgregor, "İnsanlar artık Çin’i daha güvenilir bir stratejik ortak olarak görüyor. Meksika’dan Tayland’a kadar herkes parasını nereye koyacağı konusunda bir seçim yapmak zorunda kaldığında Çin’i seçiyor" değerlendirmesinde bulundu.
Trump’ın askeri gücü sorunları çözmek için bir araç olarak görmesinin en kötü seçenek olduğunu belirten Macgregor, ABD’nin birçok konuda diğer ülkelere bağımlı hale geldiğini vurguladı.
Çin’in nadir toprak elementleri ve kritik mineraller üzerindeki kontrolünü sıkılaştırdığını, ihracat kontrollerini artırdığını ve kendi tedarik zincirlerini güçlendirdiğini aktaran Macgregor, "Trump askeri gücün çoğu sorunu çözmek için iyi bir tercih olmadığını yaşayarak öğreniyor" dedi.
Çin’in ABD yaptırımlarını tanımayacağını açıkça ilan etmesinin bir dönüm noktası olduğunu ifade eden Macgregor, Çinli şirketlerin İran petrolüyle olan işbirliklerini sürdüreceğini ve Washington’ın ne düşündüğünü umursamadıklarını kaydetti.
Macgregor, "Kendi müttefiklerimize bile saldırdık, bu stratejik bir akıl dışılıktır. Çinliler artık bizimle bu oyunları oynamayacaklar. Onlar enerji ve hammadde stoklarını doldurdular, bizden çok daha iyi bir konumdalar" dedi.
Olası bir yeni bombalama kampanyasının Körfez bölgesindeki Amerikan varlığını tamamen sona erdireceğini kaydeden Macgregor, İran’ın bu üsleri imha etmesi durumunda ABD’nin bölgeye bir daha asla geri dönemeyeceğini dile getirdi.
Bölgeye yatırım yapacak ve ilişkileri yeniden kuracak gücün Çin olacağını belirten Macgregor, "Çin zaten Suudi Arabistan ve İran arasındaki ilişkileri düzeltmek için başarılı bir aracılık yaptı. İran hem Çin’in hem de Rusya’nın müttefiki ve bu gerçekler bölgedeki boşluğu onların dolduracağını gösteriyor" ifadelerini kullandı.
Çin’in dış politika yaklaşımının ABD’den temelden farklı olduğunu söyleyen Macgregor, Pekin’in ülkelerin iç işlerine karışmadığını ve sadece iş yapmaya odaklandığını belirtti.
Macgregor, "Afrikalılar neden Çin’i seçiyor? Çünkü biz gittiğimizde onlara siyasi sistemlerini değiştirmelerini veya insan hakları kayıtlarını düzeltmelerini söylüyoruz. Çinliler ise 'Nasıl yönetildiğiniz sizin işiniz, biz sadece ticaret yapmak istiyoruz' diyor. Bu devasa bir fark yaratıyor" dedi.
Mülakatın sonunda İkinci Dünya Savaşı’ndan tarihi bir benzetme yapan Macgregor, 1942 yılındaki Dieppe Baskını’nı hatırlattı.
O dönemde Kanadalıların hazırlıksız bir şekilde Fransa’ya çıkarma yaptığını ve Almanlar tarafından ağır bir yenilgiye uğratıldığını belirten Macgregor, İngilizlerin tüm uyarılarına rağmen bu felaketin yaşandığını anlattı.
Macgregor, "Sanırım Başkan Trump’a da aynı şeyler söylendi. İran’a askeri gücün doğru cevap olmadığı, başka yolların aranması gerektiği anlatıldı ancak o dinlemedi" dedi.
Macgregor, Trump yönetiminin artık sona erdiğini ve bu stratejik hatadan geri dönüşün olmadığını belirtti.
Sorumluluğun sadece Trump’ta değil, onu ayakta alkışlayan Kongre’de de olduğunu ifade eden Macgregor, "Milyarderler yakında bir toplantı yapacak ve kabineye değişim zamanının geldiğini söyleyeceklerdir. Yerine getirmek istedikleri ikinci adayları JD Vance’in bu krizi yönetip yönetemeyeceği ise büyük bir tartışma konusu" dedi.
Macgregor, mevcut yönetimin içinde yer alan herkesin bu başarısızlığın bedelini ödeyeceğini belirterek sözlerini tamamladı.