Hizbullah: Washington’daki müzakere süreci Taif’e aykırıdır

09 Mayıs 2026

Hizbullah Milletvekili Hasan Fadlullah, Lübnan hükümetinin Washington’da izlediği müzakere çizgisinin Taif Anlaşması ve anayasadan bir kopuş teşkil ettiğini belirterek, İsrail saldırganlığının tüm ülke için varoluşsal bir tehdit olduğunu vurguladı.

YDH - Hizbullah’ın Lübnan parlamentosundaki grubu Direnişe Vefa Bloku üyesi Milletvekili Hasan Fadlullah, Lübnan’daki siyasi süreç ve İsrail saldırganlığına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.

Şehit Yahya Muhammed Hadrac için Gubeyri bölgesinde düzenlenen anma töreninde konuşan Fadlullah, direnişin artık yeni bir aşamada olduğunu ve köyler ile Beyrut’un güney banliyösüne (Dahiye) yönelik saldırılar karşısında 2 Mart öncesindeki statükoya dönülmesinin mümkün olmadığını ifade etti.

El-Ahbar gazetesinin aktardığına göre Fadlullah, İsrail’in saldırılarına karşılık vermenin direnişin doğal bir refleksi olduğunu ve düşmanın bu yanıtları beklemesi gerektiğini kaydetti.

Lübnan içindeki siyasi bölünmeye dikkat çeken Fadlullah, Siyonist saldırganlığa karşı ülkede iki farklı yaklaşımın bulunduğunu ve bu durumun Lübnanlılar arasında bir kopukluk yarattığını belirtti.

Bu tablonun bilinçli ve sorumlu bir ulusal duruşla ele alınması gerektiğini vurgulayan Fadlullah, ülkenin tehlikeli labirentlere sürüklenmemesi adına tüm tarafları ortak bir zeminde buluşmaya çağırdı.

Fadlullah, iç çekişmelerin dondurulması gerektiğini belirterek, İsrail saldırganlığının yalnızca bir bölgeyi veya mezhebi değil, Lübnan’ın varlığını hedef alan bir tehdit olarak görülmesi gerektiğinin altını çizdi.

Ulusal önceliklerin başında saldırıların durdurulması, toprakların özgürleştirilmesi, yerinden edilenlerin geri dönmesi ve esirlerin kurtarılmasının geldiğini ifade eden Fadlullah, ulusal koruma yöntemleri üzerine ancak bu aşamalardan sonra mutabakata varılabileceğini söyledi.

Lübnan’ın güçsüz bir ülke olmadığını dile getiren Fadlullah, sınır köylerinde cesaret ve bilgelikle savaşan direnişçilerin ülkenin gücünü temsil ettiğini, bu güç unsurlarından feragat edilmesinin kabul edilemeyeceğini vurguladı.

Anayasa ve Taif Anlaşması tartışmalarına da değinen Fadlullah, metinlerin bağlamından koparılarak seçmeci bir şekilde okunmaması çağrısında bulundu.

Taif Anlaşması’nın, silahlı kuvvetlerin İsrail saldırganlığına karşı koyabilecek şekilde hazırlanmasını emrettiğini hatırlatan Fadlullah, birbirini izleyen hükümetlerin bu maddeyi uygulamadığını dile getirdi.

Anlaşmanın toprakları özgürleştirmek için "tüm araçların kullanılmasını" öngördüğünü ve direnişin bu araçların en önemlilerinden biri olduğunu kaydeden Fadlullah, Taif sonrası kurulan hükümetlerin programlarında direnişe verilen desteğin yer almasının bu durumun anayasal ve meşru kanıtı olduğunu belirtti.

Fadlullah, İsrail’e düşmanlık fikrinin aşılmasının Taif ve anayasa için asıl tehdidi oluşturduğunu ekledi.

Washington’da yürütülen müzakere sürecini sert bir dille eleştiren Fadlullah, düşmanla doğrudan müzakere yolunun bir taviz süreci olduğunu kaydetti.

Güce dayalı diplomasiye karşı olmadıklarını belirten Milletvekili, 1996 yılındaki Nisan Mutabakatı’na, esirlerin kurtarılmasına ve koruma denklemlerinin tesis edilmesine bu sayede ulaşıldığını hatırlattı.

Belirli prosedürler çerçevesinde hedeflere ulaştıracak dolaylı müzakereleri desteklediklerini ifade eden Fadlullah, hükümetin Washington’da sığındığı mevcut yöntemin Taif ve anayasadan bir sapma olduğunu belirterek bu yoldan dönülmesi çağrısında bulundu.

Amerikan yönetimine güvenmenin yanlış bir strateji olduğunu dile getiren Fadlullah, bölgesel müzakereler tamamlandığında mevcut iktidar bloğunun yalnız kalacağını da sözlerine ekledi.

Mevcut yetkililere içine düştükleri durumdan çıkmaları için bir fırsat sunduklarını ifade eden Fadlullah, halkın dayatmalara ve teslimiyet çağrılarına boyun eğmeyeceğini, sahada ve toplumsal düzlemde yeterli güce sahip olduklarını vurguladı.

Zamanın değiştiğini belirten Fadlullah, İran’a yönelik saldırılara anında karşılık verildiği gibi Lübnan’a yönelik saldırıların da yanıtsız kalmayacağını, "sarı hattın" ve güvenlik kuşağı iddialarının boşa çıkarılarak toprakların düşman işgalinden kurtarılacağını sözlerine ekledi.