
YDH- Washington Enstitüsü bünyesinde çalışmalarını sürdüren savunma ve güvenlik araştırmacısı Farzin Nadimi, International kanalına verdiği özel röportajda stratejik değerlendirmelerde bulunuyor.
[video]
İnsansız Hava Araçlarının (İHA) Devrim Muhafızları için her zaman düşük maliyetli araçlar statüsünde yer aldığını vurgulayan Nadimi, mücadelenin artık Fars Körfezi sularına taşındığını ifade ediyor.
Sürat teknelerinin de benzer bir operasyonel rol üstlendiği bu yeni süreçte, durumun ABD için oldukça yıpratıcı ve maliyetli bir mücadeleye dönüşeceğini kaydediyor.
Fars Körfezi, Umman Denizi ve Hürmüz Boğazı'nın kuzey kıyılarının tamamen İran'ın kontrolü altında olduğunu hatırlatan Farzin Nadimi, bu coğrafi üstünlüğün askeri sonuçlarına dikkat çekiyor.
Söz konusu kıyı şeridinin büyük bir bölümünün oldukça dağlık ve sarp kayalıklardan oluştuğunu belirten araştırmacı, bu doğal yapının askeri mühimmatın ve operasyonel faaliyetlerin gizlenmesi noktasında eşsiz bir avantaj sunduğunu söylüyor.
Nadimi ayrıca, bu bölgelerden su yollarının son derece derinlemesine ve etkili bir biçimde gözetlenebildiğini vurguluyor.
Stratejik denkleme bölgedeki adaların da dahil edilmesi gerektiğini belirten Farzin Nadimi, sürat teknelerinin Devrim Muhafızları için yeni bir unsur olmadığını hatırlatıyor.
Nadimi, bu araçların üretim ve kullanım sürecinin 1985'li yıllara, yani Irak ile girilen nehir savaşları dönemine kadar uzandığını dile getiriyor.
Başlangıçta oldukça basit ve fiberglastan üretilen bu teknelerin, zamanla nasıl birer sofistike silah platformuna dönüştüğünü anlatıyor.
Tanker savaşları sırasında Suudi Arabistan ve Kuveyt tankerlerine düzenlenen saldırılarda bu teknelerin aktif görev aldığını belirten uzman, bu durumun Amerika'nın bölgedeki askeri varlığını artırmasına temel oluşturduğunu not ediyor.
Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri'nin resmileşmesinin ardından teknelerin hem nicelik hem de nitelik bakımından büyük bir gelişim kaydettiğini ifade eden Nadimi, güncel kapasiteyi detaylandırıyor.
Artık sadece ağır makineli tüfek taşıyan basit yapılarla yetinilmediğini söyleyen analist; 40 kilometre menzilli gemisavar füzelerle donatılan, deniz mayını dökme kabiliyetine sahip, torpido ve gelişmiş radar sistemleri taşıyan platformların sahada olduğunu belirtiyor.
İHA'ların bir saldırı aracı olarak Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri envanterine dahil edilmesini son on yılın en kritik gelişmesi olarak nitelendiren Nadimi, bu araçların menzili ciddi oranda artırdığını vurguluyor.
İHA'ların sürat teknelerinden fırlatılabilecek bir teknolojiye ulaştığını kaydeden Nadimi, bu araçların uçak gibi havadan ya da patlayıcı yüklü tekneler olarak denizden operasyon yapabildiğini ifade ediyor.
Tüm bu unsurların birleşiminin bölgedeki deniz trafiği ve gemicilik faaliyetleri için uzun vadeli ve derin bir sorun teşkil ettiğini savunan araştırmacı, bu kapasitenin askeri üslerden sivil limanlara kadar her noktaya yayıldığını ve her an operasyona sürülebileceğini belirterek sözlerini tamamlıyor.