Hürmüz ve İran'ın ekonomik caydırıcılık stratejisi

10 Mayıs 2026

"Tahran, Körfez’deki enerji akışını bozarak bunu küresel ekonomiye ve bilhassa ABD’ye bedel ödeten bir iktisadi cebir aracına dönüştürmeyi, böylelikle bir ateşkesi zorunlu kılmayı ve muhtemelen savaş sonrası lehine bir anlaşma koparmayı amaçlıyor."

YDH - İran ile ABD-İsrail rejimleri arasındaki savaş, geleneksel savaş meydanlarından taşarak küresel ekonomiyi hedef alan bir "iktisadi cebir" stratejisine evrildi. Pakistanlı akademisyen Hamdan Han, Rusya'nın önde gelen düşünce kuruluşlarından Valday Tartışma Kulübü için kaleme aldığı makalede, konvansiyonel askeri kapasitesi kısıtlı olan Tahran'ın, Hürmüz Boğazı üzerindeki coğrafi üstünlüğünü ve bölgedeki ticari altyapıyı bir silaha dönüştürerek küresel enerji arzını ve yatırımcı güvenini sarsmayı hedeflediğini anımsatıyor. ABD tarafında ise hava bombardımanının taktiksel başarısı, İran'ın hayatta kalması ve küresel ekonomik krizin derinleşmesi durumunda stratejik bir yenilgiye dönüşme riski taşıyor. Sonuç olarak kriz, askeri bir zaferden ziyade, ekonomik dayanıklılık ve siyasi sürdürülebilirlik üzerinden şekillenen yeni bir "yıpratma savaşı" niteliği kazandı.

İran ile ABD ve İsrail arasındaki savaş, çatışmaların geleneksel yürütülme biçimlerinden köklü bir kopuşu temsil ediyor. Her ne kadar ABD ve İsrail’in İran’ın kara ve deniz hedeflerine yönelik harekâtları ile Tahran’ın İsrail’e ve Körfez geneline verdiği karşılıklar tüm dikkatleri üzerine çekse de, kinetik operasyonlar artık süregelen bu savaşın asli sahasını teşkil etmiyor.

Aksine İran, çatışmayı geleneksel savaş meydanının ötesine taşıyarak; enerji tesislerini, ticari altyapıyı ve küresel müşterek alanların [1] işleyişini hedef alan bir "iktisadi cebir" stratejisiyle genişletti.

Savaşın askeri alandan iktisadi küreye bu denli sirayet etmesi, konvansiyonel savaşta başarı şansı kısıtlı olan İran’ın, savaştan galip çıkabilmek adına titizlikle kurguladığı bir stratejiyi yansıtıyor.

İran’ın bu gayri-konvansiyonel yaklaşımının merkezinde, askeri asimetrinin dayattığı stratejik zorunluluk yatıyor. Gelişmiş istihbarat ağlarını ve yıkıcı ateş gücünü kullanan iki ezici ve üstün hasmın varoluşsal tehdidiyle karşı karşıya kalan İran için geleneksel savaş, caydırıcılık sağlayacak bir bedel ödetme imkânı sunmuyor.

Bu sebeple Tahran, çatışma sahasını iktisadi alana yaymayı daha uygulanabilir bir yöntem olarak benimsedi. İran bu yolla, küresel ekonomi ve bilhassa Amerikalı tüketiciler üzerindeki maliyeti, savaşın Trump yönetimi için siyasi ve ekonomik açıdan sürdürülemez hale geleceği bir raddeye ulaştırmayı hedefliyor.

Dünyanın kuşkusuz en kritik enerji darboğazı olan Hürmüz Boğazı’nın abluka altına alınması, İran’ın iktisadi cebir stratejisinin temel sütununu oluşturuyor.

Küresel enerji sevkiyatının yaklaşık yüzde 20’sine imkân tanıyan bu dar su yolundaki deniz trafiğini aksatan Tahran, coğrafyasını etkili bir silaha dönüştürerek küresel bir "enerji şoku dalgası" yarattı.

Ayrıca Körfez’deki temel enerji tesislerine yönelik saldırılar, yakın gelecekte üretimin yeniden başlamasını imkânsız kılabilir. Bu durumun küresel ekonomi üzerindeki yansımaları ani ve sarsıcı oldu: Enerji piyasalarında keskin bir dalgalanma yaşanırken, fiyatlar hızla yükseldi ve tedarik zincirindeki kırılmalar Körfez ithalatına bağımlı ülkelerde enerji kıtlığına yol açtı.

Netice itibarıyla, farklı gelir gruplarından ülkeler zincirleme bir ekonomik kriz riskiyle karşı karşıya; enflasyonist baskının yoğunlaşması, sanayi üretiminin daralması ve mali kırılganlıkların derinleşmesi bekleniyor.

Kırılgan ekonomik koşullarla mücadele eden orta ve düşük gelirli ülkeler bu duruma karşı savunmasız olsa da, Avrupa ve Kuzey Amerika’daki yüksek gelirli ülkeler de kapıdaki bu ekonomik şok dalgasından muaf değil.

Eş zamanlı olarak, İran’ın Körfez genelindeki saldırıları, bölgenin gelişen ticaret, transit ve turizm merkezlerindeki ticari faaliyetleri durma noktasına getirdi.

Körfez devletlerinin hayranlık uyandıran başarı modelleri, temelde bu istikrarsız bölge içindeki "garanti edilmiş güvenlik" vaadine dayanıyordu.

Ancak enerji altyapısının, lojistik merkezlerin ve ticaret noktalarının hedef alınması, dünyanın bu en önemli iş duraklarına dair yaygın bir güvensizlik ve öngörülemezlik duygusu aşıladı.

Körfez’in uzun vadede "yüksek riskli bölge"ye dönüşmesi, sermayenin dünyanın daha güvenli bölgelerine kaçmasına yol açabilir.

Kinetik operasyonlar bir yıpratma savaşına [2] evrilirken, ABD’nin Körfez müttefikleri üzerindeki yük de artıyor; bu yük yalnızca fiziksel altyapı hasarıyla değil, aynı zamanda yatırımcı güvenindeki düşüş ve uzun vadeli ekonomik istikrarsızlık potansiyeliyle de ağırlaşıyor.

Hürmüz Boğazı üzerindeki bu stratejik boğum noktasını [3] kullanarak ve Körfez’deki ticaret ve turizmi felç ederek çatışmayı uluslararası bir boyuta taşıyan İran, küresel bir ekonomik kargaşa için gerekli koşulları oluşturdu.

Amerikalılar arasında İran savaşına yönelik yaygın hoşnutsuzluk ve yaklaşan ara elections göz önüne alındığında, tüketiciler için artan yaşam maliyeti, Başkan Trump’ı bir "çıkış yolu" aramaya iten en büyük saik olabilir.

Madalyonun diğer yüzünde ise ABD ve İsrail iki çetin görevle karşı karşıya: İlki, hava bombardımanıyla İran üzerindeki askeri baskıyı sürdürmek; ikincisi ise başarının geleneksel ölçütlerle ölçülemediği bu yeni savaş biçimiyle baş etmek.

Şiddetli hava harekâtı İran’ın askeri ve sivil altyapısına ağır hasar verip misilleme kapasitesini önemli ölçüde sakatlamış olsa da, Tahran, gerilimi tırmandırma merdiveninin [4] her basamağında ABD ve İsrail’e karşılık verebilecek askeri kabiliyete sahip olduğunu kanıtladı.

Durumu daha da karmaşık hale getiren husus ise, yalnızca hava harekâtıyla İran’daki mevcut siyasi düzenin devrilme ihtimalinin son derece düşük olmasıdır.

Diğer seçenek olan, coğrafi açıdan geniş ve anatomik olarak karmaşık bir yapıya sahip olan İran’a yönelik kara harekâtı ise ciddi riskler barındırıyor ve Washington için ucu bucağı görünmeyen bir "ebedi savaş" [5] bataklığına dönüşme tehlikesi taşıyor.

Savaş meydanındaki tüm olumsuzluklara rağmen İran yönetiminin stratejisi, hava bombardımanına direnirken her aşamada hasımlarına yanıt vermek üzerine kurulu görünüyor.

Tahran, Körfez’deki enerji akışını bozarak bunu küresel ekonomiye ve bilhassa ABD’ye bedel ödeten bir iktisadi cebir aracına dönüştürmeyi, böylelikle bir ateşkesi zorunlu kılmayı ve muhtemelen savaş sonrası lehine bir anlaşma koparmayı amaçlıyor.

ABD için ise, eğer İran savaştan sağ çıkarsa ve daha da önemlisi, krizin küresel ekonomik yansımaları kontrol altına alınamazsa, hava harekâtıyla elde edilen taktiksel kazanımlar stratejik açıdan hükümsüz kalabilir.


[1] Uluslararası hukukta hiçbir devletin egemenliği altında olmayan, tüm insanlığın kullanımına açık olan açık denizler, hava sahası ve uzay gibi alanları ifade eder. (ç.n.)

[2] Tarafların birbirini doğrudan yok etmekten ziyade, kaynaklarını, personelini ve moralini tüketerek çökertmeyi hedeflediği uzun süreli savaş aşaması. (ç.n.)

[3] "Choke" (boğmak) kökünden gelir. Jeopolitikte, geçişin zorunlu ve dar olduğu, kontrol altına alındığında tüm akışı durdurabilecek noktaları (boğazlar, kanallar) niteler. Metinde hem "chokehold" (boğazını sıkma, kıskaca alma) hem de "chokepoint" (darboğaz) kelimeleri kullanılmıştır. (ç.n.)

[4] Herman Kahn tarafından Soğuk Savaş döneminde geliştirilen bu kavram, krizlerin düşük yoğunluklu çatışmadan topyekûn nükleer savaşa kadar yükseldiği basamakları temsil eder. (ç.n.)

[5] Özellikle ABD’nin Afganistan ve Irak müdahaleleri sonrası literatüre giren, net bir bitiş stratejisi olmayan, on yıllarca süren ve devasa kaynak tüketen operasyonları eleştirmek için kullanılır. (ç.n.)

Çeviri: YDH