Trump İsrail'e Lübnan konusunda anlaşma mı dayatıyor?

11 Mayıs 2026

"İnsanları yaptıklarının faydasına ikna etmeden siyasi ağırlık kazanılamaz. Lübnan hükümetinin bugün İsrail'le müzakereleri yürütme biçimi ise bunu sağlamaktan uzak; çünkü yönetim, müzakerenin en temel gereklerini ve işleyiş mekanizmalarını bile henüz oluşturabilmiş değil."

YDH - El-Ahbar gazetesinin genel yayın yönetmeni İbrahim Emin, İran'ın ABD'ye ilettiği yeni çerçevenin merkezine bölgesel ateşkesi yerleştirdiğini aktarıyor. Tahran'a göre İran'la anlaşma yapılabilmesi için yalnızca İran'daki değil, Lübnan ve bölgedeki savaşların da sona ermesi gerekiyor. Emin, ayrıca ABD'nin, İran'la kalıcı uzlaşının İsrail'in Lübnan operasyonlarını durdurmadan mümkün olmayacağını giderek daha fazla kabul ettiğini ifade ediyor. Bununla birlikte yazar, Washington'ın olası ateşkesi Lübnan içinde Hizbullah'a karşı siyasi ve güvenlik eksenli yeni düzen kurmak için kullanmaya çalışabileceğini de ekliyor.

Çeyrek asır öncesine dönelim. Mahmud Derviş, Güney Lübnan'ın kurtuluşu vesilesiyle Ramallah'ta düzenlenen törende kürsüye çıkmıştı.

Ondan kısa süre önce dönemin İsrail başbakanı Ehud Barak, askerlerini geri çekerken "Onları yendik ve görevi tamamladık" demişti. Derviş ise kendine özgü üslubuyla İsrail hükümetine şöyle karşılık vermişti: "Peki, bizi yendiniz ve çekildiniz!"

Bugün ise bütün dünya, ABD Başkanı Donald Trump'ın devam eden savaş dosyasında ne yapacağını görmek için bekliyor. Ne Trump'ın ne de İran'ın manevra alanı artık fazla geniş.

Diplomatik girişimler mümkün olan son sınıra kadar zorlandı. Bu nedenle İran'ın Pakistanlı arabulucu üzerinden ABD'ye ilettiği mesaj, geçmişte olduğu gibi pazarlığa açık bir taslak değildi.

İslamabad'daki arabulucular, her maddeyi tek tek ele alıyor, iki tarafın da hareket alanını daraltmaya çalışıyordu. Bu yüzden arabulucular İran'ı acele ettirmeye yönelmedi; Tahran'dan istenen şey, önümüzdeki dönemin niteliğini belirleyecek açık ve kesin bir yanıttı.

Bu sırada Lübnan'daki çatışma sürüyor; İran da ABD ve İsrail'le daha sert yeni bir savaş turuna dönülmesi ihtimaline karşı hazırlıklarını devam ettiriyor.

Tarafların durum değerlendirmelerinde farklılıklar bulunsa da İran ile Hizbullah artık geri dönüş olmadığı varsayımıyla hareket ediyor. Çatışma sürer ya da genişlerse, önce askeri operasyonları başarısızlığa uğratmak, ardından savaşın siyasi alanda kullanılmasını önlemek için ellerinden geleni yapmaları gerektiğine inanıyorlar.

İsrail'in bombardıman, öldürme ve yıkım kapasitesine rağmen direniş hareketi meydan okuma düzeyini yükseltirken İran da bedeli zaten ödediği düşüncesiyle hareket ediyor.

Bu nedenle Tahran, şimdiye kadar sunduğu çerçevenin dışında kalan hiçbir uzlaşmaya hazır görünmüyor. Savaş yeniden başlarsa İran'ın son saatlerde arabuluculara ilettiği çizgide kalması da zorlaşacak; o durumda bütün bölge farklı bir tabloyla karşı karşıya kalacak.

Suudi Arabistan ile Katar'ın, Türkiye ve Mısır'la koordinasyon halinde ABD yönetimiyle yürüttüğü temasların nedeni de bu noktada daha iyi anlaşılıyor.

Amaç, savaşı sona erdirecek bir çerçeve anlaşmasına ulaşmak. Körfez ülkeleri artık şunu biliyor: Savaş yeniden başlar ve ABD ile İsrail İran'ın altyapısını hedef alırsa Tahran, bölgedeki Amerikan askeri varlığını ortadan kaldırmayı stratejik hedef haline getirecek; Washington'ın siyasi ve ekonomik kazanım elde etmesini engellemeye çalışacak.

Bu yaklaşım fiilen, İran'ın Fars Körfezi'ndeki deniz ulaşımını durdurabilecek adımlar atabileceği, hatta daha ileri hamlelere yönelebileceği tehdidini de içeriyor.

İran: Son yanıtlar

Ortaya çıkan tabloya göre İran'ın Amerikan önerilerine verdiği yanıt, Tahran'ın şu yaklaşımıyla uyumlu: Şubat sonundan bu yana ABD ve İsrail'le yaşanan çatışmaların sonuçları, Washington'ın herhangi bir çözümü kendi şartlarıyla dayatmasına izin vermiyor.

İran'a göre savaşın ortaya çıkardığı gelişmeler artık silinemez somut gerçekler haline geldi. Savaşın insanlar ve altyapı üzerindeki etkileri nasıl görmezden gelinemiyorsa, yeni siyasi ve askeri dönüşümler de hiç yaşanmamış gibi değerlendirilemez.

Bu nedenle İranlılar, çözümü iki aşamaya ayıran bir formülü kabul etti. İlk aşama savaşın tüm sonuçlarıyla sona erdirilmesine ve çatışmanın yarattığı etkilerin yönetilmesine odaklanıyor. İkinci aşama ise savaş öncesinden kalan sorunlu başlıkların ele alınmasını öngörüyor.

İranlılara göre mantıklı, gerçekçi ve adil olan şey; yalnızca İran'da değil, Lübnan, Irak ve bölgenin tamamında kapsamlı bir ateşkes ilan edilmesi. Çünkü bu cephelerin tamamı aynı bağlam içinde ve aynı dönemde açıldı.

ABD, İsrail'in İran'a karşı savaşta kendine ait hedefleri bulunduğunu ve Tel Aviv'in amaçlarının Washington'la tamamen örtüşmediğini savunurken; Tahran da Hizbullah'ın İsrail'e karşı savaşta kendine özgü hedefleri olduğunu, İran'ın da bunları anlayışla karşıladığını söylüyor.

Bu nedenle İran'a göre bölgedeki savaş halinin tamamen sona ermesi, kalıcı bir çözümün zorunlu giriş kapısı haline geldi.

İran açısından savaşın sona erdiğinin ilan edilmesinin açık mekanizmaları bulunuyor. İlk adım, çatışmanın tüm taraflarının bütün askeri operasyonları tamamen durdurması.

Ardından Körfez'deki askeri yığınakların geri çekilmesi ve buna paralel biçimde İsrail'in Güney Lübnan'dan çekilmesi gerekiyor. Aynı süreçte savaşın ortaya çıkardığı yeni başlıklar da ele alınacak.

Buna göre ABD, İran limanlarına uygulanan ablukayı kaldıracak; İran da Basra Körfezi'ndeki deniz ulaşımına koyduğu askeri kısıtlamaları sona erdirecek.

Taraflar ayrıca Hürmüz Boğazı'nın yönetimine ilişkin yeni protokolü kabul edecek. İran ile Umman Sultanlığı arasında şekillenen bu protokol, boğazdaki deniz trafiğinden yararlanan devlet ve aktörlerle de müzakere ediliyor.

Bu model hayata geçirilirse çözümün ilk aşaması, ABD ile İran'ın ilişkilerini düzenleyecek kalıcı bir anlaşmaya ulaşma iradesini ilan ettikleri ortak niyet açıklamasıyla tamamlanacak.

Tahran'a göre bu açıklama, ikinci aşamanın başlangıcı olacak. İkinci aşamada nükleer dosya, taraflar arasındaki bölgesel sorunlar ve ikili ilişkilerin geleceği üzerine kapsamlı müzakereler yürütülecek. Görüşmelerin bir aylık belirli süre içinde tamamlanması öngörülüyor.

Lübnan ve "altın fırsat"

Bu çerçevede Lübnan bir kez daha müzakerelerin merkezinde yer alıyor. Konuyla ilgili çevrelerde dolaşan bilgilere göre Lübnan'ın adı her müzakere oturumunda, gönderilen her belgede ve hazırlanan her yanıtta geçiyor.

Gerçekçilikten uzak siyasi hesaplara rağmen Lübnan, İran ile ABD arasındaki görüşmelerin temel başlıklarından biri olmayı sürdürüyor.

Tahran; Pakistan, Katar, Umman ve diğer arabuluculara, ilk ateşkes anlaşmasının Lübnan'ı da kapsadığını ve İsrail işgal güçlerinin Lübnan topraklarından tamamen çekilmesini öngördüğünü iletti.

Pakistan başbakanı da geçen 8 nisanda ilan edilen ateşkesten saatler önce bunu doğrulamış, ardından resmi açıklamasında yeniden vurgulamıştı.

İranlılara göre İsrail'in bu anlaşmaya uymamasının sorumluluğu ABD yönetimine ait. Washington, İsrail'i ateşkese zorlayacağını önceden taahhüt etmedikçe hiçbir yeni anlaşmaya güvenilemez.

Direniş güçleriyle İsrail ordusu arasındaki çatışmanın sahadaki sonuçları da İran'ın elini güçlendirdi. Arabulucular Amerikalılara defalarca, İsrail'in Lübnan'da başarısız olduğunu; İran konusunda yaptığı yanlış hesapların benzerini Lübnan'da da tekrarladığını hatırlattı.

Hizbullah sahada etkili sonuçlar üretmeyi sürdürürken İsrail'in başvurduğu temel yöntem öldürme ve yıkım oldu. ABD Başkanı Donald Trump da "Kanlı Çarşamba" katliamının ardından İsrail'den Beyrut ile güney banliyölerini hedef almamasını isteyerek bunu dolaylı biçimde kabul etmişti.

Ancak tablo değişmedi. İsrail'e Amerikan baskısı uygulandığı yönündeki söylemler de anlamlı görülmüyor; çünkü İsrail'in yaşadığı sorun siyasi baskıdan değil, sahadaki gelişmelerden kaynaklanıyor. İsrail'in en iyi yaptığı şey ise öldürmeye ve yıkıma devam etmek.

Beyrut'a ulaşan ilk bilgilere göre İran'ın Washington'a yanıt göndermesinden önce yürütülen temaslar, ABD'nin artık şu sonuca yaklaştığını gösteriyor: İran'la savaşı durdurmak, Lübnan'daki savaşı durdurmadan mümkün değil. Trump yönetimi bir yandan İsrail hükümetiyle Başbakan Benyamin Netanyahu'yu ateşkese ikna etmenin zorluğundan söz ederken diğer yandan meseleye farklı açıdan bakıyordu.

Bir aşamada Trump, İran dosyasından bağımsız biçimde Lübnan'da uzlaşma sağlanabileceğini düşünmüş; kendi üslubuyla Cumhurbaşkanı Jozef Aun ile Netanyahu arasında hızlı bir görüşme yapılabileceğinden ve bunun savaşı bitirecek ciddi müzakerelerin önünü açabileceğinden söz etmişti.

Ancak Amerika'nın yaklaşımı, savaşın Lübnan'da sona ermesinin yolunun Hizbullah'ın tasfiye edilmesinden geçtiğini savunan İsrail çizgisiyle aynı kaldı.

Bugün Washington büyük bir eşikle karşı karşıya. İran'la gerçekten bir anlaşmaya varmak istiyorsa İsrail'in Lübnan'a yönelik savaşını durdurmaya mecbur kalabilir. Ancak ortada yine geleneksel Amerikan siyasi cambazlığı da olabilir. Amaç, Lübnan'daki olası ateşkesi ülke içindeki siyasi projeyi güçlendirmek için kullanmak olabilir.

Bu nedenle bugün, İran'la anlaşma sağlanacağı varsayımı üzerinden yürütülen çabalar Lübnan'a bu adımın bedelini ödetecek bir mekanizma kurmaya yoğunlaşıyor.

Amerikalılar, Hizbullah'ın onayı olmadan Lübnan'la yapılacak hiçbir anlaşmanın yaşayamayacağını biliyor. Buna rağmen Washington'ın beklentisi, savaşın sona ermesini Jozef Aun, Nevaf Selam hükümeti ve Beyrut'taki Amerikan yanlısı çevrelere sunulacak siyasi hediyeye dönüştürmek.

Bu çevrelerin de ortaya çıkan momentumu kullanarak siyasi, askeri ve güvenlik alanında yeni gerçeklikler dayatması hedefleniyor. Bu yaklaşım, Lübnan yönetiminin kimi unsurlarıyla ABD ve İsrail'in ortak düşüncesinde birleşiyor: Direnişin sona erdirilmesi ve silahsızlandırılması.

Eğer anlaşma sağlanır ve ABD, İsrail ile Lübnan'daki iktidar çevreleri "Savaşı biz durdurduk" propagandasına ihtiyaç duyarsa, direniş cephesiyle tabanının muhtemelen çeyrek asır önce Mahmud Derviş'in söylediği sözleri hatırlatacağı düşünülüyor: "Peki... savaşı durdurun ve zaferinizi ilan edin!"

Ancak bu gösteride rol alan Lübnanlı figüranların dikkat etmesi gereken bir nokta var: Gerçek anlam taşıyan bir rol üstlenmek isteyenlerin önünde yalnızca ciddi ve sürekli çalışma yolu bulunuyor.

İnsanları yaptıklarının faydasına ikna etmeden siyasi ağırlık kazanılamaz. Lübnan hükümetinin bugün İsrail'le müzakereleri yürütme biçimi ise bunu sağlamaktan uzak; çünkü yönetim, müzakerenin en temel gereklerini ve işleyiş mekanizmalarını bile henüz oluşturabilmiş değil.

Bu bağlamda Lübnan hükümetinin, Lübnan'ın Washington büyükelçisi Nida Hammade'nin ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun huzurunda İsrail büyükelçisiyle yaptığı görüşmelerin tutanaklarını yayımlaması da yararlı olabilir.

Mesleki açıdan ağır skandal niteliği taşıyan bölümler çıkarılsa bile Lübnanlılar yine de müzakerecilerinin "becerilerini", "kapasitelerini" ve sahip oldukları "güç unsurlarını" görme imkanı bulabilir.

Çeviri: YDH