
YDH- El-Meyadin’de yer alan analizde, Hizbullah’ın kullandığı dronlar ve insansız hava araçlarının oluşturduğu tehdidin, İsrail’in bu tehdide yaklaşımını, tehdidin boyutlarını anlama çabalarını, yaşanan başarısızlıkların nedenlerini ve İsrail güvenlik ile askerî kurumunun çözüm arayışlarını yeniden gündemin merkezine taşıdığı belirtildi.
Analizde, özellikle Hizbullah’ın fiber optik güdümlü patlayıcı dronlarla gerçekleştirdiği saldırılar sonucu meydana gelen ölü ve yaralıların ardından, İsrail’de tehdidin niteliğine ilişkin değerlendirmelerin yoğunlaştığı ifade edildi.
El-Meyadin’in aktardığı analizlerde, İsrail’in konuya yaklaşımının her geçen gün daha kapsamlı hale geldiği kaydedildi. Bu çabaların, özellikle fiber optik sistemle çalışan Hizbullah dronlarının oluşturduğu tehdidi anlamaya yönelik temel bir yaklaşımı şekillendirdiği belirtildi.
Söz konusu yaklaşımda, Lübnan cephesindeki krizin yalnızca teknolojik bir kriz olmadığı, aynı zamanda “yapısal, operasyonel ve kavramsal” bir kriz olduğu ifade edildi.
İsrail’in çözümlerin yokluğundan değil, sahip olduğu teknolojik üretim kapasitesi ile bu kapasiteyi zamanında sahada etkili bir askerî güce dönüştürme arasındaki sürekli uçurumdan kaynaklanan bir sorun yaşadığı kaydedildi.
“Teknoloji ile saha uygulaması arasında ölümcül uçurum”
Analizde, İsrail’in dron devrimi karşısındaki başarısızlığına ilişkin tekrar eden değerlendirmelerin öne çıktığı belirtildi.
Önce Hamas’ın, ardından Hizbullah’ın gerçekleştirdiği operasyonların, İsrail’de geliştirildiği veya önerildiği belirtilen gelişmiş sistemlerin zamanında muharip birliklere entegre edilmediğini ya da sahaya dağıtılmadığını gösterdiği ifade edildi.
Ayrıca, İsrail güvenlik ve askerî kurumunda, dronlara karşı savunma sorumluluğunu üstlenecek belirli bir askerî birimin bulunmamasının da yapısal bir sorun olarak ortaya çıktığı kaydedildi.
Uzman değerlendirmelerine yer verilen analizde, sonuç olarak bir yanda bilgi ve erken uyarı, diğer yanda operasyonel uygulama arasında “ölümcül bir uçurum” oluştuğu ifade edildi.
Bu başarısızlığın özellikle İsrail ordusundaki bürokratik yapıdan kaynaklandığı belirtilirken, önceliği belirlemedeki eksiklik ve dron savunması dosyasını yönetecek merkezi bir yapının bulunmamasının, “önceden hazırlık yapmak yerine şok sonrası öğrenme” modeline yol açtığı kaydedildi.
“Klasik hava üstünlüğü mantığı aşıldı”
El-Meyadin’de yer alan analizde, mevcut tehdidin artık geleneksel olmadığı ifade edildi. Fiber optik güdümlü dronların savaş alanını klasik hava üstünlüğü mantığından çıkararak “düşük maliyetli, yüksek etkili silah” mantığına taşıdığı belirtildi.
Bu dönüşümün hedef tespitini zorlaştırdığı, elektronik karıştırmayı daha az etkili hale getirdiği ve müdahaleyi daha maliyetli ve daha yavaş bir sürece dönüştürdüğü kaydedildi.
Analizde, İsrail yaklaşımındaki en önemli noktalardan birinin, coğrafyanın geleneksel değerini kaybettiğinin ve mesafenin artık önceki ölçüde belirleyici olmadığının anlaşılması olduğu ifade edildi.
Askerî yorumculara dayandırılan değerlendirmelerde, kuzey yerleşimlerini korumayı amaçlayan “yeni güvenlik kemeri”nin etkinliğinin artık sorgulandığı belirtildi. Bu güvenlik kuşağının ne bombalı dronlara, ne füzelere ne de tanksavar füzelere karşı yeterli koruma sağlayabildiğine dair şüphelerin arttığı kaydedildi.
İsrail analizlerinde, iç cephenin artık doğrudan savaş alanının bir parçası haline geldiği ifade edildi. Düşük maliyetli tehditlerin, pahalı koruma sistemlerini hedef alabildiği belirtildi.
“Ukrayna laboratuvarı”ndan çıkarılan dersler
Analizde, özellikle Ukrayna savaşının, hava muharebelerindeki dönüşümü ortaya koyan “canlı bir laboratuvar” olarak değerlendirildiği belirtildi.
Bu savaşın, dronların ağ tabanlı kitlesel silahlara dönüşüm hızını ortaya koyduğu ifade edildi.
İsrail’in, Ukrayna’daki savaşın ortaya çıkardığı dersleri yeterince hızlı biçimde özümseyemediği kaydedilirken, Rusya ve Hizbullah gibi aktörlerin bilgi ve deneyim aktarımından daha hızlı faydalandığı belirtildi.
Sonuç olarak İsrail’in “dengesiz bir yarışın” içine sürüklendiği ifade edildi. Rakiplerin küresel savaş alanlarından hızla öğrenirken, İsrail güvenlik kurumunun bilgiyi sahaya yaymakta geciktiği kaydedildi.
Çok katmanlı savunma mimarisi arayışı
El-Meyadin’in aktardığı değerlendirmelerde, İsrail’in gecikmiş biçimde bir “çok katmanlı savunma mimarisi” oluşturmaya çalıştığı belirtildi.
Bu mimarinin üç temel unsur üzerine kurulduğu ifade edildi:
Radar, optik sistemler, akustik sistemler ve yapay zekâ destekli çoklu tespit mekanizmaları,
Kinetik önleme sistemleri ve lazer sistemleri,
Karşı-dron sistemleri ile koruyucu ağlar ve fiziki tahkimatlar gibi pasif savunma yöntemleri.
Ancak analizde, bütün bu katmanların hâlâ tam anlamıyla yaygınlaştırılmadığının örtülü biçimde kabul edildiği belirtildi.
Geliştirme ile sahaya dağıtım arasındaki zaman farkının temel zayıflık olmaya devam ettiği ifade edildi.
Ayrıca, bazı değerlendirmelerde, dronlarla mücadelede kullanılan bazı yöntemlerin “ilkel” olarak nitelendirildiği kaydedildi.
“Sürü savaşları” dönemi
Analizde, dronların artık yalnızca taktik bir tehdit olmadığı, savaşın doğasında yaşanan kapsamlı dönüşümün bir parçası haline geldiği ifade edildi.
Bu dönüşümün şu unsurlarla karakterize edildiği belirtildi:
Cephe ile derin iç bölge arasındaki ayrımın aşınması, insanlı savaş uçaklarının rolünün azalması, küçük, yoğun ve düşük maliyetli insansız sistemlerin ön plana çıkması ve “sürü savaşları”nın ortaya çıkması.
“Sürü savaşları”nda sayısal yoğunluğun, bireysel silah kalitesinden daha belirleyici hale geldiği ifade edildi.
Bu çerçevede savaşın, sürekli ve hızlı öğrenme gerektiren bir ortama dönüştüğü kaydedildi. Üstünlüğün yalnızca teknolojik kapasiteye değil, “adaptasyon hızına” bağlı hale geldiği belirtildi.
Gelecekteki tehditler
El-Meyadin’de yer alan analizde, mevcut dron tehdidinin daha karmaşık bir dönemin yalnızca başlangıcı olduğu uyarısında bulunuldu.
Gelişmekte olan yeni tehditler arasında şunlar sayıldı: Geleneksel yayın sistemleri yerine cep telefonu iletişim ağlarını kullanan “mobil dronlar” ile ortak ve koordineli biçimde hareket eden “koordineli dron sürüleri”.
Bu sistemlerin tespit ve elektronik karıştırmayı zorlaştırdığı, aynı zamanda yıkıcı kapasiteyi artırdığı ifade edildi.
“İsrail’in asıl kaygısı çözümün geç kalması”
Analizin sonunda, İsrail’in yapısal bir paradoksla karşı karşıya olduğu belirtildi.
Bir yandan İsrail’in savunma ve saldırı teknolojileri üretiminde ileri düzeyde olduğu, diğer yandan ise bu teknolojileri sahada yaygın ve etkili bir hazır bulunuşluğa dönüştürmekte geciktiği ifade edildi.
Buna karşılık Hizbullah başta olmak üzere rakip aktörlerin düşük maliyetli ve yüksek esnekliğe sahip modeller geliştirdiği, özellikle Ukrayna savaşından edinilen deneyimleri Lübnan ve Gazze sahalarına uyarladığı kaydedildi.
El-Meyadin’de yer alan değerlendirmede, İsrail’deki temel kaygının artık “İsrail’in çözümü var mı?” sorusu olmadığı ifade edildi.
Bunun yerine asıl kaygının, “Tehdide karşı geliştirilen çözüm, savaş alanına zamanında ulaşabilecek mi, yoksa çok geç ve yetersiz mi kalacak?” sorusu etrafında şekillendiği belirtildi.