İran dosyası Netanyahu'ya musallat oldu

12 Mayıs 2026

❝İran meselesine kesin bir nokta konulamaması, iç siyasi baskının merkezinde yer alıyor.❞

YDH- Lübnan merkezli el-Ahbar yazarı Yahya Dabbuk, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun siyasi kariyerinin “en büyük varoluşsal krizlerinden biriyle” karşı karşıya olduğunu belirttiği analizinde, Netanyahu’nun giderek daralan siyasi manevra alanını İran dosyasındaki sonuçsuzluğa bağlıyor. Dabbuk’a göre İran, Netanyahu açısından yalnızca çözülemeyen bir güvenlik ve strateji başlığı değil; aynı zamanda iktidarını sürdürebilmek için sürekli diri tutulmasına ihtiyaç duyduğu gerilimin merkezinde yer alan paradoksal bir denklem niteliği taşıyor.

✱✱✱


İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, ekim ayında yapılması planlanan Knesset seçimlerindeki şansını tehlikeye atan ve giderek tırmanan bir iç siyasi baskıyla karşı karşıya.

Bu baskının temelinde, Netanyahu'nun bölgesel çatışmalarda elde ettiği güvenlik başarılarını siyasi ranta dönüştürememesi ve bilhassa İran meselesine kesin bir nokta koyamaması yatıyor.

Başlangıçta savaşa dair beklentiler oldukça yüksekti; ne var ki gelinen aşamada elde edilen sonuçlar bu beklentilerin çok uzağında ve oldukça sönük kaldı.

Anketler, Netanyahu liderliğindeki mevcut bloğun 120 sandalyeli mecliste en fazla 49 ila 51 sandalye kazanabileceğine işaret ediyor. Hâl böyle olunca, hükümet kurmak için şart olan 61 vekil sayısına ulaşmak son derece zorlaşıyor.

Öte yandan, İsrail vatandaşı Filistinlileri temsil eden partiler (1948 Arapları) denklem dışı bırakıldığında dahi, muhalefet partilerinin 59 ila 61 sandalye bandına oturması bekleniyor.

Bu tablo, en iyimser senaryoda muhalefetin, Filistinli vatandaşların da desteğini arkasına alarak bir hükümet kurabileceği anlamına geliyor.

Sürecin belki de en çarpıcı gelişmesi, Naftali Bennett ile Yair Lapid'i aynı çatı altında buluşturan yeni siyasi ittifak "Birlikte"nin sahneye çıkması oldu.

Bazı anketlerde ipi göğüsleyen bu ittifakın 25-26 sandalye kazanarak Likud'u yakalaması, hatta geride bırakması kuvvetle muhtemel.

Esen bu yeni rüzgâr, siyasi atmosferi geleneksel sağ-sol çekişmesinden çıkarıp; hem merkezdeki hem de sağdaki kararsız seçmeni cezbetmeye dayalı, çok daha karmaşık bir denkleme sürüklüyor.

Haliyle seçim hesapları kördüğüme dönerken, sandıktan çıkacak sonucu sadece anketlere bakarak öngörmek de imkânsızlaşıyor.

Netanyahu’nun yaşadığı bu kan kaybının en temel nedeni, İran ile yürütülen çatışmalarda net bir zafer tablosunun ortaya konulamaması.

Yaratılan bu belirsizlik, sağ kanadın sırtını dayadığı ve savaş öncesinde hararetle savunduğu güvenlik söyleminde derin bir çatlak oluşturuyor.

Dahası, 7 Ekim 2023 olaylarının yıkıcı sarsıntısı, başta Koruyucu Kalkan Operasyonu döneminde de iktidarda olan Netanyahu olmak üzere tüm siyasi ve askeri figürlere duyulan toplumsal güveni temelinden sarsmayı sürdürüyor.

Bir diğer kritik faktör ise, birden fazla cephede eşzamanlı yürütülen mücadelenin hem devlet kurumlarında hem de halk nezdinde giderek artan bir tükenmişliğe yol açması; nitekim savaşın üç yıldır sürekli genişleyerek hiçbir hız kesme belirtisi göstermemesi bu yıpranmışlığı iyice perçinliyor.

Buna karşılık muhalefet ittifakı; hükümetin kriz yönetimindeki zafiyetlerine, havada kalan vaatlere ve sahadaki başarısızlıklara odaklanarak, yeni bir alternatif arayan seçmen gözündeki cazibesini artırıyor.

Netanyahu her ne kadar sağ kanatta kemikleşmiş bir tabana sahip olsa da, bu destek iktidarını ayakta tutacak istikrarlı bir çoğunluğa bir türlü dönüşemiyor.

Koalisyonun bütünlüğünü koruyamaması veya parti içi çatlakların derinleşmesiyle erken seçim ihtimalinin ufukta belirmesi, Netanyahu için çemberin giderek daraldığını gösteriyor.

İçinde bulunduğu bu cenderede Netanyahu, siyasi konumunu tahkim etmek ve eriyen seçmen tabanını geri kazanmak için önümüzdeki süreci kusursuz bir şekilde yönetmek zorunda. Hâl böyleyken, önümüzdeki döneme dair üç muhtemel senaryo beliriyor:

Birincisi senaryo: Kırılgan koalisyonun ayakta kalması ve siyasi çıkmazın devam etmesi

Böylesi bir tabloda Netanyahu, içeride alınması gereken zorlu kararları ertelemek veya gündemi saptırmak için bölgesel gerilimleri kendine kalkan yapma eğiliminde olacaktır. Bu hamle siyasi söylemi sertleştirse de sahada topyekûn bir şiddet sarmalına dönüşmeyebilir. Zira bu senaryoda sahadaki dinamikler, nispi bir istikrar arayışındaki Washington'un çizdiği sınırlar içinde kalmayı sürdürecektir.

İkinci senaryo: Muhalefetin, anketlerin de teyit ettiği yükseliş ivmesini sürdürmesi

Böyle bir durum, Netanyahu'nun mevcut oy dağılımını altüst etmek için bölgesel tırmanışı dizginleyen "Amerikan bariyerini" aşma arayışını tetikleyecektir. Ne var ki böyle bir girişim dahi, sadece Amerikan freni nedeniyle değil, kesin bir zafer getirecek somut askerî imkânların kısıtlı olması yüzünden de hüsranla sonuçlanabilir.

Üçüncü senaryo: Seçimlerin yaklaşması ve Netanyahu'nun erimeye devam etmesi 

Böylesi bir senaryoda, Likud içindeki kopuşların veya bazı sağcı grupların muhalefet saflarına geçmesinin kaçınılmaz bir hâl alacaktır. 

İktidar bloğundan yükselen çatlak sesler ve bazı milletvekillerinin kritik oylamalarda hükümete omuz vermekten kaçınması, yaklaşan bu fırtınanın ilk sinyallerini veriyor ve mevcut çoğunluğun dağılma sürecini hızlandırıyor.

Sonuç itibarıyla, seçimlere gidilen bu kritik virajda İsrail'in iç dinamikleri, bölgesel meselelerdeki manevra alanını belirleyen en temel unsur olmaya devam ediyor. Bununla birlikte Netanyahu'nun gidişata yön verme becerisi; elindeki kısıtlı seçeneklere ve halk desteğini eriten peş peşe dış politika fiyaskolarına rağmen, dış güvenlikteki adımlarını içeride siyasi kazanca dönüştürebilmesine bağlı.

Dolayısıyla Netanyahu'nun "harekete geçme arzusu" ile bunu "hayata geçirme kapasitesi" arasındaki derin uçurum, bugünkü siyasi denklemin en belirgin özelliği olarak karşımıza çıkıyor. Ve bu denklem büyük ölçüde; çoklu cephelerde diplomatik bir uzlaşı arayan ve bu çözüm ısrarıyla Netanyahu'nun seçeneklerini giderek daha da daraltacak olan Amerika Birleşik Devletleri'nin stratejik adımlarıyla şekilleniyor.


Çeviri: YDH