ABD’nin yeni Venezuela stratejisi: Tam ablukadan ‘idari’ ablukaya

15 Mayıs 2026

ABD’nin Venezuela’ya yönelik politikasının tam ekonomik abluka yerine, yaptırımların sürdüğü ancak petrol ve finans kanallarının lisanslarla kontrollü şekilde açıldığı “idari abluka” modeline dönüştüğü bildirildi.

YDH- El-Ahbar’da yayımlanan analizde, Venezuela’nın bu yılın başından bu yana modern tarihinin en karmaşık dönemlerinden birini yaşadığı bildirildi.

Ülke yönetiminin, Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores’in (Ulusal Meclis üyesi) 3 Ocak sabahı erken saatlerde Amerika Birleşik Devletleri tarafından New York’a “terörizm ve uyuşturucu kaçakçılığı” suçlamalarıyla yargılanmak üzere kaçırılmasının ardından, Delcy Rodríguez’in vekaleten başkanlığı altında faaliyetlerini sürdürdüğü aktarıldı.

ABD askeri varlığı ve ekonomik abluka

Analizde, “halen çok sayıda ABD savaş gemisinin Karayip Denizi çevresinde konuşlanmış olduğu” ve “ekonomik ablukanın tüm yasal yapısıyla devam ettiği, bazı kısıtlamaları hafifleten istisnai lisanslar verilmiş olsa bile” ifadelerine yer verildi.

Ayrıca, son dört ayda hızlanan ekonomik ve hukuki dönüşüm sürecinin, Venezuelalı yetkililer tarafından “olağanüstü bir duruma pragmatik yanıt” olarak tanımlandığı belirtildi.

Yakıt yasasında köklü değişiklik ve af düzenlemesi

Bildirildiğine göre, 29 Ocak’ta Ulusal Meclis, yakıt yasasında köklü bir değişikliği onayladı. Söz konusu değişiklikle, “Ulusal petrol şirketi ile yabancı şirketler arasında ortak girişim kurma şartı aranmaksızın doğrudan sözleşmelere kapı açıldığı, royalti oranının yüzde 30’a çıkarıldığı, yüzde 15’e varan entegre bir vergi mekanizması oluşturulduğu ve uyuşmazlıkların çözümünde referans olarak uluslararası tahkimin yeniden yürürlüğe konduğu” ifade edildi.

Bunun yanı sıra, 19 Şubat’ta çıkarılan af yasasının, önceki darbe girişimlerine katılanları kapsadığı bildirildi. Ancak Venezuela parlamentosunun, bu yasanın muhalif María Corina Machado ve ona bağlı bazı kişilere uygulanmasını reddettiği ve “ekonomik açılımın devletin anayasal yapısından siyasi taviz anlamına gelmediğini” vurguladığı aktarıldı.

Diplomatik ilişkiler ve yatırım anlaşmaları

Analizde, 5 Mart’ta Washington ile diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edildiği, mayıs başında Miami ile Caracas arasında doğrudan uçuşların yeniden başlatıldığı ifade edildi.

Ayrıca petrol, doğalgaz ve madencilik sektörlerinde Amerikan ve Avrupa şirketleriyle toplam değeri 2 milyar doları aşan yatırım anlaşmaları imzalandığı belirtildi.

Jeopolitik bağlam: İran savaşı ve enerji dengesi

Analizde, petrol dosyasındaki gelişmelerin daha geniş jeopolitik bağlamdan bağımsız okunamayacağı vurgulandı.

“ABD’nin Venezuela petrol akışlarını kontrol altına aldığı anda, iki aydan kısa bir süre sonra İran’a savaş açmaya hazırlandığı” ifade edilirken, bu sürecin Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasına ve Washington’un İran limanlarına karşı deniz ablukası uygulamasına yol açtığı belirtildi.

Bunun küresel enerji arzında ciddi bir kırılma yarattığı, “dünya piyasasının günde 4,5 ila 5 milyon varil arasındaki kaybı telafi edememesi nedeniyle küresel petrol fiyatlarını yükselttiği” ifade edildi.

Bu çerçevede Venezuela’nın, dünyanın en büyük rezervlerine sahip ülke olarak ABD hesaplarında “vazgeçilmez bir koz” haline geldiği aktarıldı.

Trump’ın petrol anlaşması ve yürütme kararı

Bildirildiğine göre, Trump 6 Ocak’ta Caracas ile ABD’ye teslim edilmek üzere 30 ila 50 milyon varil petrol (2 ila 3 milyar dolar değerinde) konusunda bir anlaşma imzaladığını duyurdu.

Ardından üç gün sonra yayımlanan yürütme emriyle, “Venezuela petrol gelirlerinin ABD Hazine Bakanlığı’nın denetimindeki hesaplara yatırıldığı” ve bu gelirlerin alacaklılar ile Hugo Chávez dönemindeki kamulaştırmalar nedeniyle açılan tahkim davalarına karşı koruma altına alındığı ifade edildi.

Analizde, ilk sevkiyatların pazarlanmasını Vitol ve Trafigura şirketlerinin üstlendiği, bu şirketlerle ABD yönetimine yakın çevreler arasında bağlantılara dair raporlar bulunduğu kaydedildi.

ABD Enerji Bakanı Chris Wright’ın 28 Ocak’ta Venezuela’nın aylık 1,5 milyar dolara kadar gelir elde edebileceğini doğruladığı, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun ise Caracas’ın fonlarının bir kısmını geri alabilmesi için Washington’a resmi bütçe talebi sunmasının şart olduğunu söylediği aktarıldı.

Yeni yasal mimari: “İdari abluka”

Analizde, ABD’nin yalnızca petrol akışlarını yeniden düzenlemekle kalmadığı, aynı zamanda Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisi (OFAC) tarafından yayımlanan çok sayıda genel lisansla yeni bir yasal çerçeve oluşturduğu belirtildi.

Bu lisansların, “Venezuela’ya Amerikan seyreltici tedarikine, şartlı sözleşme müzakerelerine, altı büyük yabancı petrol şirketinin faaliyetlerinin düzenlenmesine, ABD şirketlerinin PDVSA’dan doğrudan alım yapmasına ve yedi yıl sonra Venezuela Merkez Bankası ile mali işlemlere izin verdiği” aktarıldı.

Bu çerçevede Washington’un “kapsamlı ablukadan idari abluka” aşamasına geçtiği, OFAC’ın Caracas’ın uyum düzeyine göre her bir kanalı ayrı ayrı açıp kapatma yetkisini elinde tuttuğu ifade edildi. Ayrıca, yaptırım mimarisinin, Trump’ın 18 Şubat’ta bir yıl uzattığı yürütme emrine dayandığı belirtildi.

Yakıt yasasında yeni düzenlemeler

Bu süreçte Venezuela hükümetinin, Hugo Chávez tarafından 2001’de oluşturulan ve petrol egemenliği politikasının temelini oluşturan yakıt yasasında değişikliğe gittiği bildirildi.

Değişiklik kapsamında, “cumhurbaşkanına ‘ekonomik denge’ gerekçesiyle royalti oranlarını düşürme yetkisi verildiği, 25 yıla kadar uzayabilen, 15 yıl eklenebilen imtiyaz sözleşmelerinin öngörüldüğü, bakir sahalar için özel teşvikler getirildiği ve yabancı şirketlerin ekipman ve personel ithalatındaki kısıtlamalardan muaf tutulduğu ifade edildi.

Hükümet, yer altı kaynaklarının mülkiyetinin devlette kaldığını ve gelirlerin sosyal refah ile altyapı fonlarına aktarıldığını iddia etti. Buna karşın, yapılan değişiklikle Chávez döneminde kapatılan uluslararası tahkim mekanizmasının yeniden açıldığı ve bunun büyük enerji şirketleri tarafından sıklıkla kullanılan bir hukuki çerçeve olduğu belirtildi.

Chevron’un yükselişi ve enerji ortaklıkları

Analizde, Chevron’un Venezuela sahalarında yeniden öne çıktığı aktarıldı. Şirketin üretiminin Aralık’ta 100 bin varilden Mart’ta 300 bin varile yükseldiği bildirildi.

13 Nisan’da Chevron’un PDVSA ile yaptığı varlık takasıyla Petroindependencia projesindeki payını yüzde 35,8’den yüzde 49’a çıkardığı ifade edildi. Bu oran, yabancı ortak için izin verilen yasal tavan olarak aktarıldı.

Anlaşmanın 386 yeni kuyu açmayı ve üretimi 110 bin varilden 150 bin varile çıkarmayı hedeflediği, buna karşılık Chevron’un Delta Terminali’ndeki bazı gaz sahalarındaki paylarından feragat ettiği belirtildi. Bu sahaların geliştirilmesi için Venezuela şirketinin British Petroleum ile anlaşma imzaladığı aktarıldı.

Diğer şirketlerin dönüşü

Bildirildiğine göre, Baker Hughes, Schlumberger ve Halliburton gibi şirketler Venezuela pazarına geri döndü.

İspanyol Repsol’ün 16 Nisan’da Petroquiriquiri projesinde operasyonel kontrolü yeniden devraldığı ve üretimi 45 binden 135 bin varile çıkarma planı açıkladığı ifade edildi. Ancak Repsol’ün Venezuela’ya yönelik yaklaşık 4,5 milyar euroluk borç iddialarını çözecek bir mekanizmanın anlaşmada yer almadığı kaydedildi.

İtalyan Eni’nin 28 Nisan’da Orinoco kuşağındaki Junín 5 sahasında büyük bir anlaşma imzaladığı, Hindistan merkezli Reliance’ın doğrudan ithalat için lisans aldığı ve Exxon Mobil’in geri dönüş ihtimalinin gündemde olduğu belirtildi.

Petrol ihracatında yükseliş

PDVSA verilerine göre ihracatın aralıkta 498 bin varil/gün, ocakta 800 bin varil/gün, martta 1,08 milyon varil/gün ve nisanda 1,23 milyon varil/gün seviyesine yükseldiği ve 2019’dan bu yana en yüksek düzeye ulaştığı aktarıldı.

İhracatın 445 bin varilinin ABD’ye, 375 bin varilinin Hindistan’a, 165 bin varilinin Avrupa’ya yöneldiği ifade edildi.

Yeni Petrol Bakanı Paula Henao’nun üretimi yıl sonuna kadar 1,4 milyon varile çıkarmayı hedeflediği belirtildi.

Ekonomik görünüm ve sosyal tablo

Ecoanalítica verilerine göre, Venezuela ekonomisinin bu yıl yüzde 15,2 büyüyebileceği, petrol sektörünün büyümeye yüzde 20,8 katkı sağlayacağı ifade edildi.

Devlet gelirlerinin 11 milyar dolardan 37 milyar dolara çıkmasının beklendiği, ülke risk priminin ise yaklaşık yüzde 50 gerilediği aktarıldı.

Rodríguez’in 1 Mayıs’ta asgari entegre geliri yüzde 26 artırarak 240 dolara çıkardığı, emekli maaşlarında ise yüzde 40 artış yaptığı bildirildi. Ancak temel tüketim sepetinin 670 doları aştığı, gelir ile yaşam maliyeti arasındaki farkın sürdüğü belirtildi.

Siyasi tartışmalar ve toplumsal hareketler

Rodríguez’in “yaptırımlara karşı büyük yürüyüş” başlattığı ve bu sürecin 1 Mayıs’ta Caracas’ta sona erdiği aktarıldı.

Analizde, petrol politikalarındaki değişimlerin Bolivarcı hareket içinde tartışma yarattığı ifade edildi. Bir kesimin bunun Chávez’in egemenlik modelinden geri dönüş anlamına geldiğini savunduğu, diğer kesimin ise bunu “devam eden askeri tehdit karşısında taktiksel bir geri çekilme” olarak değerlendirdiği aktarıldı.

Son değerlendirme: Gelirler ve komünler

Tartışmalarda, Caracas’ın gelirleri ABD Hazine denetimindeki hesaplara yatırmasının ve yabancı yatırımlara açılmasının, devletin egemen kontrolünü sürdürdüğü gerçeğini ortadan kaldırmadığı savunuldu.

Ayrıca, Bolivarcı sosyalizmin toplumsal tabanının, binlerce “komün” içinde faaliyetlerini sürdürdüğü ve bu yapının hareketin sosyal omurgasını oluşturmaya devam ettiği ifade edildi.