Sinvar'ın Nasrallah'a mektubu

15 Mayıs 2026

İbranice yayın yapan Maariv gazetesinden analist Ben Caspit, 7 Ekim 2023 sabahı Hamas liderleri tarafından Hizbullah Genel Sekreteri Şehit Seyyid Hasan Nasrallah’a gönderildiği iddia edilen bir mektubu inceledi.

YDH- İsrailli analist Ben Caspit, Maariv'deki incelemesinde Hamas liderleri Muhammed Dayf, Yahya Sinvar, Mervan İssa'nın 7 Ekim'de merhum Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Nasrallah'a yazdıkları bir mektubun Gazze’deki bir Hamas karargâhında İsrail güçleri tarafından ele geçirildiğini idda ediyor.

''Karşımızda hem büyüleyici hem de dehşet verici bir belge duruyor.'' diye yazan Caspit'in iddiasına göre mektup 7 Ekim 2023 sabahı saat 06:30’da Seyyid Hasan Nasrallah'a iletildi.

Aşağıda İsrail medyasının ele geçirdiğini iddia ettiği ve yayınladığı mektubun tam hali sunuluyor:
 

✱✱✱


Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,

''İnanıp yurtlarından göçenler, mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda savaşanlar, bunları yeryurt sahibi edip barındıranlar ve yardımda bulunanlarsa işte bunlar, mirasta birbirlerinin velileridir. İnandıkları halde yurtlarından göçmeyenlere gelince, göçünceye dek onların miraslarında bir hakkınız yoktur. Dine ait bir hususta sizden yardım isterlerse, aranızda bir ahit bulunan topluluğa karşı olmamak şartıyla onlara yardım etmeniz gerektir ve Allah, ne yaparsanız hepsini de görür. Kafir olanlarsa birbirlerinin dostudur, yardımcısıdır. Birbirinize yardım etmezseniz yeryüzünde bir fitne belirir, büyük bir bozgun meydana gelir.''  [Enfâl: 72-73]

Kardeşim, Cihat Önderi, Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah (Allah seni korusun ve muhafaza eylesin),

Es-selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühü. Yüce Allah’tan bu mektubun size ulaştığı anda sıhhat ve afiyet üzere olmanızı niyaz ederiz.

Siz bu satırları okurken, el-Kassam Tugayları’na mensup binlerce mücahit; işgalci Siyonistlerin hedeflerini yerle bir etmek, işgal altındaki Filistin’in güneyindeki düşman mevzilerini, yerleşim birimlerini, askeri hava üslerini ve lojistik kavşakları bombalamak üzere harekete geçmiş olacaktır. Ayrılık duvarını aşarak işgal güçleriyle göğüs göğüse çarpışacak olan savaşçılarımız; askeri ve sivil stratejik noktaları ele geçirecek, çok sayıda işgal askerini esir alacaktır. Bu kutsal yürüyüşe diğer direniş gruplarından binlerce mücahit de omuz verecektir.

Allah’ın izniyle savaşçılarımız, işgal altındaki topraklarımıza sel gibi akarken; son on yılların en ağır darbesini bu suç şebekesi işgalciye indirmek için Rabbimizin inayetine sığınıyoruz. Bu harekat, özellikle son haftalarda Mescid-i Aksa’ya yönelik tırmanan saldırılara karşı verilmiş en haklı cevaptır. Zira kutsal mabedimiz, Müslümanlardan arındırılmak istenmekte; fanatik Yahudi gruplar Eski Şehir sokaklarında halkımıza saldırmakta, insanlarımızı darp edip yerlerde sürüklemektedir. Mescid-i Aksa’nın avlularında çalınan şofarlar, sergilenen Talmudik ritüeller ve kurban kesme girişimleri, mabedimizin kutsiyetini alenen çiğnemek ve kirletmektir.

Artık Mescid-i Aksa’yı yıkarak yerine sözde "Tapınak" inşa etme niyetlerini gizlemiyorlar; avluya getirilen "kızıl düveler" bu niyetin en somut kanıtıdır. Bizler ve tüm dünya şahit olduk ki; işgal güçleri ilk kıblemiz ve üçüncü haremimiz olan Mescid-i Aksa’ya defalarca baskın düzenlemiş, ibadethanenin kalbine gaz bombaları yağdırmış, Müslüman kadınların feryatları arasında ibadet edenlerin üzerine cop ve mermilerle saldırmıştır. Yüzlerce insanımızı yaralayıp kelepçeleyerek aşağılayıcı konvoylarla götürmüşler; inancıyla ve milletiyle onur duyan her başı eğmeye çalışmışlardır.

Sizler de gördünüz, bizler de gördük, tüm dünya şahit oldu: İşgalci askerler, Müslüman kadınları mahremiyetlerini hiçe sayarak yerlerde sürüklediler. Dünya, Allah’ın huzurunda kıyama duranların namazlarının nasıl barbarca bölündüğünü izledi. Yerleşimci çetelerin Mescid-i Aksa’yı istila edip kutsal avluda sergiledikleri o saygısız ayinleri, dansları ve kapılardaki küstah tavırlarını hep birlikte gördük.

Müslüman grupların Mescid-i Aksa’ya erişiminin engellenmesi, kontrol noktalarında ve kapılarda durdurulmaları, saldırıya uğramaları ve gözaltına alınmaları; Kudüs’ü Müslümanlardan arındırarak o meşum Talmudik planları hayata geçirmek için yüzlerce kardeşimizin şehirden uzaklaştırılması, basit birer hak ihlali değil, topyekûn bir savaş ilanıdır. Evlerin yıkılmasını, Kudüs halkının sürgün edilmesini, şehri ve çevresini Yahudileştirmeye yönelik o sinsi yerleşim planlarını asla unutmayacağız.

Aynı şekilde; son dönemde Cenin, Nablus ve el-Halil’de işlenen işgal suçları, yüzlerce canımızın şehit edilmesi, şehir ve köylerin istilası, evlerin sahiplerinin başına yıkılması, bitmek bilmeyen tutuklama ve saldırı dalgaları da malumunuzdur.

Düşmanın suç siciline en iyi sizler vakıfısınız: Suriye ve Irak’a yönelik mükerrer hava saldırıları, stratejik hedeflerin, havaalanlarının ve sivil yerleşimlerin art arda bombalanması ve düzenlenen suikastlar... Bunlara ek olarak, İran’daki bilim insanlarına ve komutanlara yönelik operasyonlar ile hayati tesisleri hedef alan saldırılar da bu suç zincirinin parçalarıdır.

Siyonist kabinenin 22 Ağustos’taki toplantısından çıkan kararlar ve bunların uygulanması için sözde başbakan ve savunma bakanına verilen geniş yetkiler, düşmanın niyetini bir kez daha teyit etmiştir. Askeri ve siyasi analistlerin de vurguladığı üzere düşman şu taktiği izlemektedir: Bölgeyi bir bütün olarak ateşe verecek "Aksa’yı Savunma Birleşik Harekâtı"na bizi zorlamak yerine; taktiksel bir geri çekilmeyle her birimizi kendi özel meselelerimize hapsedip, diğerlerinin müdahale motivasyonunu kırarak bizi tek tek hedef almayı amaçlamaktadırlar.

Düşman; işgal altındaki topraklarda yaşayan kardeşlerimize karşı "silah, suç ve ruhsatsız yapı" bahanesiyle bir baskı ve sindirme operasyonu başlatacak; Kudüs’te ise statükoyu kendi lehine yontmak, evleri yıkmak ve şehri kademeli olarak Yahudileştirmek için saldırılarını yoğunlaştıracaktır. Batı Şeria’da direniş mensuplarına yönelik bir tasfiye süreci yürütecek; Suriye’de ise "İran’ın kuzey sınırındaki varlığını engelleme" bahanesiyle havaalanlarını ve lojistik hatları vurmaya, suikastlar düzenlemeye devam edecektir.

Lübnan’da ise Hizbullah’ı, hassas füze teknolojilerini ve direnişin tüm faaliyetlerini hedef alan hamleler yapacak; kuzey sınırında direnişe destek verebilecek her türlü Filistinli unsuru baskı altına almaya çalışacaktır. En büyük tehdit olarak gördüğü İran’ın nükleer programına ve askeri kabiliyetlerine karşı saldırganlığını sürdürecek; Gazze’yi ise bazen suikastlarla bazen de ekonomik tavizlerle oyalayarak mücadeleden koparmaya çalışacaktır.

Aşikârdır ki; Kudüs ve Mescid-i Aksa davası hepimizin ortak davasıdır. Bu sancak altında tüm ümmeti birleştirebilir, düşmana destek verenleri bu gafletten döndürebiliriz.

''Birbirinize yardım etmezseniz yeryüzünde bir fitne belirir, büyük bir bozgun meydana gelir.''

Mescid-i Aksa’ya, orada ibadet edenlere ve onurumuz olan kadınlarımıza yönelik bu alçak saldırılar karşısında, ödeyeceğimiz bedel ne olursa olsun sessiz kalamayız. Bizler, Rabbimizin şu çağrısına icabet ettik:

''Ne oluyor size ki zayıf ve aciz erkeklerle kadınlar ve çocuklar, Rabbimiz bizi ahalisi zalim olan şu şehirden çıkar, bize katından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla deyip dururlarken siz, Allah yolunda savaşmıyorsunuz? İnananlar, Allah yolunda savaşırlar, kafir olanlar, Şeytan yolunda savaşırlar. Savaşın Şeytan'ın dostlarıyla ve şüphe yok ki Şeytan'ın hilesi zayıftır.'' [Nisa: 75-76]

Bu suçlu işgalciye karşı yürütülecek ortak eylem planı üzerine sizinle ve heyetinizle daha önce istişarelerde bulunulmuş; harekâtın adının "Kudüs ve Mescid-i Aksa" olması hususunda mutabakata varılmıştı. Keza operasyonun, düşmanın Mescid-i Aksa’daki saldırılarının bardağı taşırdığı o kritik eşikte başlatılması kararlaştırılmıştı. Bölgedeki güvenlik şartlarının zorluğunu ve düşmanın istihbarat kapasitesini takdir edersiniz; bu sebeple en büyük önceliğimiz, düşmanı hazırlıksız yakalamak ve sürpriz unsurunu kullanmaktı.

Bu durum, gerek yurt dışındaki gerekse içerideki komuta zincirimizde dahi en üst düzeyde gizliliği mecburi kıldı. Operasyonel emirleri, düşmanın niyetimizi sezip önleyici bir saldırı başlatması riskine karşı son dakikaya kadar en dar kadroyla sınırlı tuttuk; zira düşmanın imkânları malumunuzdur.

Böylelikle onlara kapıyı ansızın açmayı ve içeri girdiğimizde Allah’ın izniyle onları bozguna uğratmayı hedefledik. Nitekim ayette buyurulduğu gibi: 

''İçlerinden, korkan ve Allah tarafından nimetlere mazhar olmuş bulunan iki kişi, kapıdan girip saldırın üstlerine demişti; oraya girerseniz şüphe yok ki üst olursunuz siz ve ancak Allah'a dayanın inanmışsanız.'' [Maide: 23]

Sizi tanıdığımız kadarıyla, bu mutlak gizlilik kararımızdan ötürü bizi anlayışla karşılayacağınızdan eminiz.

Bugün Mescid-i Aksa, oradaki mazlum kadınlar ve mukaddesatımıza saldıran fanatik yerleşimciler size haykırıyor; Cenin, El-Halil ve şehitlerin kanı sizi bu kutlu safta birleşmeye çağırıyor. Siyonistlerin hain elleriyle katledilen Suriye, Lübnan ve İran topraklarındaki tüm şehitlerin kanı yardım feryatları yükseltiyor ve sizi Yüce Allah’ın şu çağrısına davet ediyor: 

''Yeminlerinden dönen ve Peygamberi, ülkesinden çıkarmaya çabalayan ve size karşı ahitlerini ilkin bozan bir toplulukla savaşmaz mısınız, korkar mısınız onlardan? İnanmışsanız kendisinden korkulmaya daha layık olan Allah'tır. Savaşın onlarla da Allah, ellerinizle onları azaplandırsın, aşağılatsın onları, onlara karşı yardım etsin size ve inanan topluluğun göğüslerini ferahlatsın.'' [Tevbe: 13-14]

Sizler o meşhur "örümcek ağı" benzetmesini yaparken yerden göğe kadar haklıydınız; karşımızdaki yapı, içten içe çürümüş ve parçalanmış bir örümcek yuvasıdır.

Yüce Allah şöyle buyurmuştur: 

''...onları bir topluluk sanırsın ama gönülleri dağınıktır, ayrıayrıdır; bu da akıl etmez bir topluluk olmalarındandır.'' [Haşr: 14]

İşgal rejimi; yakıp yıkarak, kutsallarımızı çiğneyerek ve saldırganlığını artırarak kendi iç krizlerinden kaçmaya ve "caydırıcılık" dediği o sahte algıyı yeniden kurmaya çalışacaktır. Ancak bu örümcek ağı, siz ve Direniş Ekseni’nin diğer güçleri Allah’a tevekkül edip tam bir kararlılıkla bu sürece dahil olursanız çökmeye mahkûm bir kurgudan ibarettir.

Mevlâ şöyle buyurur: 

''Musa'nın içine bir korku düştü. Korkma dedik, hiç şüphe yok ki sen, daha üstünsün. At sağ elindeki sopanı, onların meydana getirdikleri şeyleri yutsun, çünkü onlar, ancak büyücülük düzeniyle yaptılar bu işi ve büyücü, Nerede olursa olsun, eremez umduğuna.'' [Tâ-Hâ: 67-69]

Allah’ın izniyle bu harekât, bölgedeki tüm denklemleri ve yerleşik kuralları değiştirecektir. Ne Oslo Anlaşması kalacak ne de "güvenlik iş birliği" adı altındaki ihanetler; normalleşme peşindeki rejimler ise birer birer çökecektir. Suudi Arabistan ile işgal rejimi arasındaki normalleşme trafiğinin ne denli hızlandığı ve somut adımlara dönüştüğü gizli değildir. Yakın gelecekte varılması planlanan böyle bir anlaşma, birçok Arap ve İslam rejiminin savrulmasına yol açacak, Direniş Ekseni’nin stratejik kazanımlarını ve hedeflerini kısıtlayacaktır.

Bölgeyi esir alan bu çatışma evresini Allah’ın izniyle kökten değiştireceğiz. Geçmişte körüklenmeye çalışılan mezhepçiliği tarihe gömerek, İslam tarihinin en büyük kırılma noktasını gerçekleştirecek ve İmam Humeyni’nin (rahmetullahi aleyh) Büyük İslam Devrimi vizyonunu ete kemiğe büründüreceğiz. Eğer bu süreçte taktiksel bir başarı kazanırsak bölgede yeni siyasi kurallar yazılacaktır; ancak Allah’ın yardımı ve inayetiyle bu Siyonist yapının çöküşünü başlatacak stratejik bir zafer elde etme ihtimalimiz de oldukça yüksektir.

Yüce Allah’ın şu emrine ram olmamız bize kâfidir:

''Gayrı savaş Allah yolunda, kendinden başkasından sorumlu değilsin sen ve teşvik et inananları. Olur da Allah kafirlerin zararını ve zulmünü defedip giderir ve Allah'ın azabı da pek çetindir, cezası da.'' [Nisa: 84]

Kıymetli kardeşim; herhangi bir tereddüdün bedeli, gerek genel planımız gerekse zatıaliniz ve İslam Cumhuriyeti için tahammül edilemez derecede ağır olacaktır. Zira düşman, İran ve Suriye karşısında bir "zafer görüntüsü" servis ederek kaybettiği caydırıcılığını yeniden tesis etmeye çalışmakta; her zamanki saldırgan yöntemlerini çok daha yoğun ve konsantre bir şekilde devreye sokmaktadır. Üstelik bu devletlerin tabi olduğu diplomasi ve savaş kuralları, bizim gibi direniş hareketlerinin esnek yapısından farklıdır. Dolayısıyla, bu kritik eşikte yaşanacak bir kararsızlığın sonuçları, hayal gücünün ötesinde bir felakete yol açabilir.

Allah’a tevekkül ederek ve O’nun vaat ettiği zafere tam bir inançla, vakit kaybetmeksizin bu sürece dahil olmanız gerektiğine inanıyoruz.

''Ey inananlar, siz yardım ederseniz Allah'a, o da yardım eder size ve ayaklarınızı diretir, size sebat verir.'' [Muhammed:7]

Harekât başladığında; bombardıman, işgal rejiminin can damarlarını hedef alan devasa roket salvolarıyla yoğunlaştırılacak; Demir Kubbe sistemi yoğun atışlarla doygunluğa ulaştırılarak felç edilecektir. Eş zamanlı olarak askeri karargâhlar, stratejik tesisler ve hava üsleri vurularak düşmanın hava hakimiyeti kırılacak ve Demir Kubbe’nin mühimmatı tüketilecektir. Düşmanı derin bir şok ve korku dalgasına hapsedecek olan bu tablo; topraklarımızı özgürleştirmek ve kontrolü ele geçirmek için başlatacağımız büyük kara harekâtına uygun bir zemin hazırlayacak, Allah’ın izniyle işgalin hızla çöküşünü getirecektir.

Daha önce de istişare edildiği üzere; (ilk aşamada) İslam Cumhuriyeti ve Suriye’nin doğrudan müdahale etmesine gerek duyulmadan, Direniş Ekseni’nin tüm unsurlarının ve sahadaki tüm grupların azami güçle iş birliği yapması esastır. İki veya üç gün sürecek olan, insansız hava araçlarıyla desteklenmiş o yoğun ve konsantre bombardıman süreci, Allah’ın izniyle hedeflediğimiz sonuca ulaşmamızı sağlayacaktır.

Dünya devletlerinin İsrail’in yanında saf tutmasını engellemek adına; siyasi söylemimizde "İsrail’in haritadan silinmesi" vurgusundan ziyade, "uluslararası kararlara bağlılık ve hukuk" vurgusu ön planda tutulmalıdır. Bu stratejik dil, baskıcı küresel güçlerin savaşa müdahil olmasını zorlaştıracak; askeri harekâtın en yüksek başarıyla icrasına ve Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın inayetine vesile olacaktır.

Yüce Allah; bizlerin ve sizlerin yolunu O’nun sancağını yükseltme davasında muvaffak kılsın. Düşmanlarını zelil ve mağlup eylesin; bizlerin ve sizlerin eliyle mümin gönüllere ferahlık versin. 

''...ve Allah, yaptığı işte üstündür daima, fakat insanların çoğu, bunu bilmez.'' [Yusuf: 21]

Kardeşleriniz,

Muhammed Dayf, Yahya Sinvar, Mervan İssa


Çeviri: YDH