
YDH - Kıdemli askeri stratejist ve savunma analisti Anthony Aguliar, küresel yayıncı Mario Nawfal ile gerçekleştirdiği mülakatta, İran savaşını, ABD iç güvenliğine yönelik siber tehditleri ve İsrail’de meydana gelen son patlamaları analiz etti.
Küresel güvenlik mimarisinin ve bölgesel ittifakların masaya yatırıldığı görüşmede, tarafların asimetrik harp kabiliyetleri ve olası bir askeri harekatın yaratacağı jeopolitik riskler ayrıntılarıyla ele alındı.
Mülakatın açılışında, ABD genelinde akaryakıt istasyonlarında yer altı yakıt tanklarını izlemek amacıyla kullanılan otomatik depo ölçüm sistemlerine yönelik siber sızma girişimleri değerlendirildi.
ABD siber güvenlik ve iç güvenlik kurumlarının raporlarına atıfta bulunan Anthony Aguliar, İran bağlantılı siber aktörlerin sistemlerdeki zafiyetleri yokladığını belirtti.
Aguliar, "İran’ın siber alandaki bu girişimleri, yakıt sistemlerimizin siber güvenlik altyapısına yönelik bir arka kapı testi niteliği taşıyor" ifadesini kullandı.
Söz konusu sızma girişimlerinin akaryakıt istasyonlarındaki dijital altyapıyı hedef aldığını kaydeden Aguliar, şu değerlendirmede bulundu:
"Otomatik depo ölçüm sistemleri, yakıt seviyelerini ve sızıntıları takip eden sensör okuyucularından oluşuyor. Artık yakıt tankerlerinin yanaşıp panolara elle not aldığı dönemler geride kaldı; her şey dijital altyapıya entegre edilmiş durumda. İran, şifre koruması bulunmayan ya da zayıf olan bu sistemlerde bir arka kapı keşfetti. Bilgi savaşı kapsamında bu verileri Amerikan kamuoyunda bir yakıt krizi algısı yaratmak üzere kullanabilirler. İran, konvansiyonel askeri güç unsurları bakımından zayıf kalsa da oldukça güçlü bir asimetrik savaş kabiliyetine sahip. Siber altyapıyı hedef alan bu hamleler de onların asimetrik avantajlarından birini oluşturuyor."
Mario Nawfal ise siber saldırıların konvansiyonel bir çatışmanın uzantısı olabileceğine işaret ederek, "Savaşın yeniden başlaması durumunda bu sistemleri tamamen kapatarak Amerikan altyapısını felç edebilirler" dedi.
Çin ve Rusya’nın siber kabiliyetleriyle kıyaslandığında İran’ın daha sınırlı imkanlara sahip olduğunu ancak buna rağmen Amerikan enerji şebekesinin kırılgan noktalarını tespit edebildiklerini belirten Nawfal, askeri mühimmat depolarına yönelik operasyonların da bu denklemin bir parçası olduğunu vurguladı.
Mülakatta, Ortadoğu’daki askeri harekatların seyri ve tarafların lojistik kapasiteleri de tartışıldı. Batı medyasında yer alan, İran’ın askeri mühimmatının tükendiğine ve füze kabiliyetinin büyük ölçüde yok edildiğine dair iddialara değinen Nawfal, güncel istihbarat raporlarının bu iddiaları yalanladığını ifade etti.
Nawfal, "Gelen veriler, İran’ın füze kabiliyetinin yalnızca yüzde 10’unun zarar gördüğünü ortaya koyuyor. Bu durum, İran’ın elinde hala büyük bir askeri güç bulunduğunu ve kartlarını savaşın sonraki aşamaları için sakladığı tezini güçlendiriyor" diye konuştu.
Anthony Aguliar, bu tespiti onaylayarak, Pers askeri doktrininin Batı’nın askeri yaklaşımından tamamen farklı olduğunu vurguladı.
Afganistan’daki askeri deneyimlerine atıfta bulunan Aguliar, şu ifadeleri kullandı:
"Afganistan’dan çekildiğimiz dönemde Taliban unsurlarının bize söylediği kilit bir söz vardı: ‘Sizin saatleriniz olabilir, ama bütün zaman bizim.’ Bu mantık İran için de geçerlidir. Onlar iki veya on haftalık kısa vadeli bir savaş öngörmüyor; uzun soluklu, yıpratıcı bir çatışma stratejisi izliyorlar. Tüm askeri kapasitelerini tek bir seferde harcamak yerine, derinlemesine stratejik savunma mekanizmasını devreye sokuyorlar. Askeri unsurlarını, zaman ve mekan bakımından maksimum fayda sağlayacakları anlarda sahaya sürüyorlar. Savaşın ilk aşamasında ağır darbeler aldıkları ve füze mevzilerinin vurulduğu bir gerçek; ancak askeri stoklarını süratle yeniledikleri de bir o kadar açık. Ellerindeki hipersonik füzeler ve insansız hava araçları, hala caydırıcı bir asimetrik güç unsuru olarak duruyor."
Küresel jeopolitik dengelerin de ele alındığı mülakatta, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf’ın, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in "Yüzyıldır görülmemiş bir değişim küresel ölçekte hızlanıyor" sözüne yaptığı atıf değerlendirildi.
Galibaf’ın, İran’ın gösterdiği direncin bu küresel dönüşümü hızlandırdığı ve geleceğin küresel güneyin olacağı yönündeki açıklamalarını yorumlayan Aguliar, tek kutuplu dünya düzeninin sonuna gelindiğini ifade etti.
Aguliar, ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin ziyaretinin ardından yaşanan diplomatik gelişmelere ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
"Tek bir hegemonik gücün zayıfladığı ve çok kutuplu bir dünya düzeninin eşiğinde olduğumuz bir gerçek. İran ile yaşanan bu çatışma, söz konusu tarihi kırılmayı daha da hızlandırdı. Beyaz Saray, Çin’in Hürmüz Boğazı’nın açık kalması gerektiği yönündeki açıklamalarını büyük bir diplomatik zafer gibi sundu. Ancak Çin Ticaret Bakanlığı hemen ardından bir açıklama yaparak, Trump’ın ziyareti sırasında varılan mutabakatların yalnızca ön bulgu niteliğinde olduğunu ve nihai bir anlaşma imzalanmadığını duyurdu. Pekin yönetimi, Beyaz Saray’ın zafer çığlıklarını tabiri caizse soğutmak istedi. Evet, Çin de Hürmüz Boğazı’nın açık kalmasını istiyor çünkü bu durum onların küresel ticaret çıkarlarına hizmet ediyor. Fakat Şi Cinping’in buradaki muradı, boğazın ABD’nin dikte ettiği şartlar altında açılması kesinlikle değil."
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde pazartesi günü yapılması planlanan oylamaya da değinen Aguliar, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz tarafından sunulacak olan ABD-Bahreyn ortak karar tasarısının akıbetine dair öngörüsünü paylaştı.
Aguliar, "Çin’in bu tasarıyı veto edeceğini tahmin ediyorum. Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinden biri olan Çin’in tek bir veto oyu, tıpkı ABD’nin Gazze’deki çatışmaların durdurulmasına yönelik tasarıları defalarca veto etmesi gibi, bu kararı tamamen kadük bırakacaktır" dedi.
Küresel askeri dengeler içinde ABD’nin askeri pozisyonunu eleştiren Aguliar, Washington’ın küresel güç statüsünü korumak adına askeri araçlara aşırı bağımlı hale geldiğini belirtti.
ABD’nin diplomatik ve askeri olarak zayıfladığını kaydeden analist, şu tespitlerde bulundu:
"Amerikan ordusunun her an her şeye hazır ve yenilmez olduğunu düşünenler küresel askeri gerçeklerden habersizdir. Askeri imkanlarımız coğrafi olarak çok geniş bir alana yayıldı ve lojistik hatlarımız aşırı gerildi. Bunun da ötesinde, ülke olarak devasa bir borç yükü altındayız. Hegemonya sonrası döneme çok daha güçlü, yapıcı ve lider bir konumda girebilirdik. Ancak küresel gücümüzü sadece askeri zorlama yöntemleriyle koruyabileceğimizi sandığımız için bu fırsatı kaçırıyoruz. Büyük güçler bu şekilde hareket etmez. Savaş konseptini askeri mekaniklere indirgemek, stratejik bir hatadır."
Mario Nawfal, İran kanadından gelen diplomatik hamleleri aktararak, eski İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in Hürmüz Boğazı’na ilişkin açıklamalarına dikkat çekti.
Zarif’in, "Boğaz, bizimle savaş halinde olan ülkelerin gemileri hariç tüm uluslararası trafiğe açıktır; buranın yönetimi İran ve Umman’ın kontrolünde olmalıdır" sözlerini hatırlatan Nawfal, Umman’ın serbest geçiş rejimi uygulamak istemesi durumunda iki ülke arasında diplomatik bir kriz doğabileceğini ifade etti.
Mülakatın en dikkat çekici bölümlerinden birini, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın nükleer programına ilişkin yaptığı "Dağ üzerine çöktü, artık uranyum tozuna erişemezler" açıklaması oluşturdu.
Trump’ın, uranyum stoklarını ele geçirme isteğinin askeri bir zorunluluktan ziyade Amerikan medyasına yönelik bir halkla ilişkiler faaliyeti olduğunu itiraf etmesini yorumlayan Aguliar, Beyaz Saray’ın gizli askeri planlarını ifşa etti.
Aguliar, ABD Özel Harekat Komutanlığı’nın bölgedeki askeri tahkimatına dikkat çekerek şu iddiaları dile getirdi:
"Askeri açıdan, yer altına gömülmüş olan uranyumu güç kullanarak oradan çıkarmaya çalışmanın sahada hiçbir pratik karşılığı yok. Ancak Beyaz Saray bu konuda kamuoyuna büyük taahhütlerde bulundu. Geçtiğimiz haziran ayında gerçekleştirilen Gece Yarısı Çekici Operasyonu ile İran’ın nükleer kapasitesinin imha edildiği açıklanmıştı. Savaş Bakanı Pete Hegseth’e, ‘Eğer nükleer kapasite imha edildiyse, neden hala nükleer tehdit gerekçesiyle savaş yürütüyoruz?’ sorusu sorulduğunda, ‘Onların hala bu niyeti var’ yanıtını vermişti. Niyeti askeri olarak vuramazsınız. Dolayısıyla, niyetin yok edildiği algısını yaratmak için bir halkla ilişkiler zaferine ihtiyaçları var."
Aguliar, bu durumun geçmişteki Irak Savaşı dinamikleriyle benzeştiğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
"Tıpkı Colin Powell’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda elinde bir şarbon tüpü tutarak kitle imha silahları algısı yaratması gibi, Donald Trump’ın da kendi yönetim kadrosuna böyle bir an yaşatmak istediğini öngörüyorum. Muhtemelen Pete Hegseth veya Marco Rubio kameraların karşısına geçip, ‘Özel kuvvetlerimiz gizli bir baskın gerçekleştirdi ve uranyumu ele geçirdi. İşte elimizde, artık nükleer silah yapamazlar’ diyecekler. Askeri tahkimatın yönü bunu gösteriyor. ABD Özel Harekat Komutanlığı’na ait devasa Misyon Komuta Gemisi şu anda Diego Garcia adasındaki askeri üsse konuşlandırılmış durumda. Bu gemi, müşterek özel harekat birliklerinin komuta merkezidir ve yanındaki uçak gemileri USS Lincoln ve USS Bush ile koordineli çalışmaktadır. Planlanan harekat muhtemelen şöyle şekillenecek: Donanma unsurları Hürmüz Boğazı’nda ve Qeşm Adası yakınlarında sınırlı bir askeri hareketlilik başlatarak İran deniz güçlerini oyalayacak; aynı anda özel kuvvetler helikopterlerle İsfahan’daki nükleer tesislere ya da uranyumun gömülü olduğu askeri üslere sızarak sembolik miktarda uranyumu tahliye edecek. Gerçek askeri hedef budur."
Mario Nawfal, bu senaryonun sahadaki askeri gerçeklikler karşısında adeta bir "İmkansız Misyon" filmine benzediğini ve Qeşm Adası’nın kalıcı olarak elde tutulmasının askeri açıdan imkansız olduğunu belirtti. Anthony Aguliar ise "Kalıcı olarak tutamazlar ama Amerikan hükümeti daha önce de kitle imha silahları konusunda yalan söylemişti, bunu yine yapabilirler" yanıtını verdi.
Mülakatın ortasında, İsrail’in orta kesiminde yer alan Beyt Şems kenti yakınlarında çok büyük bir patlamanın meydana geldiği yönündeki son dakika gelişmesi yayın hattına ulaştı.
Sahadan gelen ilk görüntüleri bilgisayar ekranından inceleyen Anthony Aguliar ve Mario Nawfal, patlamanın boyutları karşısında şaşkınlıklarını gizleyemedi.
Görüntülerdeki devasa duman sütununu ve geceyi aydınlatan parlak ışığı analiz eden Aguliar, "Bu kesinlikle tek bir roket ya da füzenin yol açabileceği bir patlama değil. İnfilak eden şeyin büyüklüğü, Los Alamos’taki nükleer test görüntülerini andırıyor. Kamerayı kayda alan kişinin patlama merkezine olan mesafesi, arada en az iki büyük tepe ve kilometrelerce düz hat bulunduğunu gösteriyor. Bu mesafe ölçeğine rağmen dumanın bu boyutta görünmesi, infilakın muazzam bir askeri tesiste gerçekleştiğine işaret eder" dedi.
İsrail askeri sansür makamlarının ve yerel basının patlamaya ilişkin yayın politikasını anlık olarak takip eden Nawfal, "İlk olarak olayın soruşturulduğu duyuruldu. Ardından ambulansların ve itfaiye ekiplerinin bölgeye girişinin askeri kordonla engellendiği bilgisi geldi. Kısa süre sonra ise bunun bir sivil fabrikada gerçekleştirilen planlı, kontrollü bir patlatma olduğu iddia edildi" bilgisini paylaştı.
Anthony Aguliar, İsrail makamlarının "kontrollü patlatma" açıklamasını inandırıcı bulmadığını belirterek, şu teknik gerekçeleri sıraladı:
"Hiçbir sorumlu hükümet, yerleşim yerlerine bu kadar yakın bir bölgede, bu büyüklükte bir planlı patlatmayı kamuoyuna önceden duyurmadan yapmaz. Halkın paniklememesi ve çevre güvenliğinin sağlanması için bu yasal bir zorunluluktur. Kaldı ki, acil kurtarma ekiplerinin ve itfaiyenin olay yerine koşması, operasyonun planlı olmadığının en net kanıtıdır. İsrail medyasının son geçtiği bilgilere göre patlama, askeri Arrow 2 ve Arrow 3 hava savunma füzelerinin motorlarını ve katı yakıt tahrik sistemlerini üreten devlet savunma şirketi Tomer’e ait tesislerde meydana geldi. Roket motoru yakıtları ve katı yakıt bileşenleri infilak ettiğinde tam olarak bu tür devasa bir yangın ve duman bulutu üretir. Bu bir sivil fabrika değil, İsrail’in en stratejik askeri üretim merkezidir."
Patlamanın arkasında İran’ın askeri istihbarat ya da Mossad benzeri bir sabotaj operasyonunun bulunup bulunmadığı sorusunu yanıtlayan savunma analisti Aguliar, Ortadoğu’da angajman kurallarının tamamen değiştiğini vurguladı.
İran’ın geçmişte askeri gerilimi düşürmek adına diplomatik itidali seçtiğini ancak uğradığı saldırıların ardından bu stratejiyi terk ettiğini belirtti.
Aguliar, olası sabotaj senaryosuna ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
"İran, Batı’nın ve İsrail’in artık uluslararası hukuk kurallarına göre hareket etmediğini yaşayarak öğrendi. Eğer Çin uydularından veya kendi istihbarat ağından, İsrail’in pazartesi günü kendilerine yönelik büyük bir hava harekatı başlatacağına dair kesin ve teyitli askeri istihbarat aldılarsa, bu kez beklemek yerine ilk vuran taraf olmayı seçmiş olabilirler. Tomer füze tesisleri, İsrail’in askeri mühimmat üretiminin kalbidir. Eğer bu bir İran sabotajı ise yerel saha unsurlarını veya fabrika içindeki bazı çalışanları kendi saflarına çekerek içeriden destek almış olmaları çok muhtemeldir. İsrail, Demir Kubbe sisteminin başarısız olduğunu gizlemek ve Netanyahu hükümetinin uğrayacağı siyasi zararı engellemek için bu olayın gerçek mahiyetini askeri sansürle örtbas etmeye çalışıyor."
Mülakatın sonunda, Donald Trump’ın kendi sosyal medya hesabından "Fırtına öncesi sessizlik" ibaresiyle savaş gemileri ve askeri komutanları içeren yapay zeka üretimi bir görsel paylaşmasını yorumlayan askeri stratejist Anthony Aguliar, Beyaz Saray’da kritik bir askeri kabine toplantısının yapılmış olduğunu ve önümüzdeki günlerde Hürmüz Boğazı ile Körfez bölgesinde geniş çaplı bir askeri hareketliliğin patlak vermesinin an meselesi olduğunu sözlerine ekledi.