İngiliz diplomat Bremmer: İran bölgede eskisinden daha güçlü bir jeopolitik konuma yükselecek

17 Mayıs 2026

Avrasya Grubu Kurucusu ve emekli İngiliz diplomat Ian Bremmer, ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında gerçekleşen üst düzey zirvenin ardından yaptığı değerlendirmede, ilişkilerde büyük bir kırılma ya da dönüm noktası yaşanmadığını bildirdi.

YDH - Avrasya Grubu Kurucusu ve emekli İngiliz diplomat Ian Bremmer, yayıncı Mario Nawfal'a verdiği özel mülakatta, son ABD-Çin zirvesini, küresel güç dengelerini ve Ortadoğu'da devam eden İran savaşının stratejik yansımalarını değerlendirdi.

Küresel sistemde tek bir süper gücün ya da ittifakın liderlik edemediği çok kutuplu güç boşluğunu ifade eden "G-Sıfır" dünyası tezinin bu zirveyle birlikte yeniden teyit edildiğini kaydeden Bremmer, görüşmelerden büyük bir uzlaşı ya da somut bir kırılma çıkmadığını bildirdi.

Zirvenin genel gidişatına ilişkin ilk değerlendirmelerini paylaşan Bremmer, "Büyük manşet, esasen hiçbir büyük gelişmenin yaşanmamış olması. Herhangi bir dönüm noktası ya da kırılma gerçekleşmedi" ifadelerini kullandı.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in zirve süresince ABD Başkanı Donald Trump'ı birçok hususta yönlendirmeye ve sınamaya çalıştığını belirten Bremmer, buna rağmen Tayvan meselesi gibi hassas başlıklarda Trump'ın alışılmadık bir temkinlilik sergilediğini kaydetti.

Görüşmelerin ekonomik boyutuna da değinen Bremmer, Çin'in yaklaşık 150 adet Boeing yolcu uçağı satın almasına yönelik müzakerelerin yapıldığını, ancak bunun 500 uçak gibi devasa bir hacme ulaşmadığını ifade etti.

Ayrıca, kritik minerallerin tedariki ve ihracat kısıtlamalarının esnetilmesi konusunda henüz bir takvim belirlenmediğini söyleyen Bremmer, "Kritik mineraller konusunda henüz bir süre uzatımına gidilmedi. Tüm bu başlıklar daha sonra ele alınmak üzere ertelendi. Dolayısıyla ortada somut olarak büyük bir netice bulunmuyor" dedi.

"Şi Cinping, Trump'ın nüfuz alanını kendi lehine çeviremedi"

Bremmer, zirvenin, Trump'ın başkanlık dönemindeki en büyük dış politika hatası olarak nitelendirdiği İran savaşı dönemine denk gelmesi açısından kritik önem taşıdığını vurguladı.

Çin'in genel olarak ABD'den daha zayıf bir askeri ve ekonomik kapasiteye sahip olduğunu, ancak Şi Cinping'in kendi ülkesi içindeki siyasi kontrolünün çok daha mutlak ve sarsılmaz olduğunu aktaran Bremmer, bu durumun Şi'yi daha güvenli bir pozisyona yerleştirdiğini belirtti.

Çin liderinin kongre ara seçimleri, dönemsel popülarite ya da kısa vadeli gayri safi yurtiçi hasıla büyüme verileri gibi iç siyasi kaygılardan muaf olduğuna dikkat çeken Bremmer, Trump için ise bu başlıkların tamamının kısa vadeli birer baskı unsuru olduğunu ifade etti.

Bu asimetriye rağmen Şi Cinping'in müzakerelerde Trump'ı tamamen etkisi altına alamadığını kaydeden Bremmer, "Şi Cinping, Trump'ın nüfuz alanını kendi lehine çevirebildi mi; bu sorunun yanıtı hayır" diye konuştu.

Trump'ın siyasi kariyeri boyunca en az disiplinli, kendi tercihlerine göre fevri paylaşımlar ve açıklamalar yapan liderlerden biri olduğunu hatırlatan Bremmer, bu kurumsal ve kişisel arka plana rağmen ABD Başkanının bu seyahatte beklenmedik düzeyde korumacı, ihtiyatlı ve mesafeli bir dış politika çizgisi izlediğini bildirdi.

Trump'ın bu süreçte dış politika danışmanları tarafından yoğun bir şekilde yönlendirildiğini ve bu telkinlere uyduğunu söyleyen Bremmer, "Trump, bu bağlamda şaşırtıcı biçimde temkinli ve mesafeliydi; bu seyahatte neleri ele alıp neleri vermeyeceği konusunda kendini tuttu. Bu konuda açıkça telkin almıştı ve şaşırtıcı bir şekilde bu yönlendirmelere kulak verdi" dedi.

Bremmer, bu doğrultuda iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerde yakın vadede yıkıcı bir hasar öngörülmediğini, mevcut istikrar dalgasının Trump yönetiminin kalan görev süresi boyunca korunabileceğini sözlerine ekledi.

"Uluslararası ticaret mimarisinde Amerika'nın küresel karakolluğu reddediliyor"

Zirve kapsamında Trump'ın çağrısıyla çok sayıda küresel firmanın üst düzey yöneticisinin (CEO) seyahate eşlik etmesini güç gösterisi olarak tanımlayan Bremmer, bu isimlerin tamamının Trump destekçisi olmamasına rağmen, devlet başkanının küresel sermayeyi kendi dış politika ekseninde seferber edebilme kabiliyetinin önemine dikkat çekti.

Çin pazarına erişim imkanlarının kısıtlı olmasına rağmen Amerikan şirketlerinin sahip olduğu küresel gücün Çin nezdinde hala büyük bir ağırlığı olduğunu belirten Bremmer, mülakatın devamında Şi Cinping ve Çin Komünist Partisi liderliğinin sıklıkla dile getirdiği "Thucydides tuzağı" kavramsal çerçevesine değindi.

Tarihsel olarak hakim olan yerleşik bir gücün düşüşe geçmesi ile onun karşısına çıkan yükselen bir ikinci gücün rekabetinin kaçınılmaz olarak büyük çatışmalara ve savaşlara yol açtığı tezini hatırlatan Bremmer, Çin'in bu teoriyi jeopolitik bir halkla ilişkiler stratejisi olarak kullandığını ifade etti.

Şi Cinping'in bu çerçeveyi bilinçli olarak tercih ettiğini çünkü bu anlatının Çin'i küresel sahnede yükselen başat aktör olarak gösterdiğini kaydeden Bremmer, bu durumun Pekin'e, çatışmadan kaçınan, savaşı engellemeye çalışan, temkinli, risk almaktan kaçınan ve sorumlu taraf rolünü oynama imkanı tanıdığını bildirdi.

Ancak bu tarihsel teorinin bugünün dünyasında gerçeği yansıtmadığını savunan Bremmer, "Bu çerçeve doğru değil, dünya artık bu şekilde işlemiyor. ABD bir düşüş sürecinde değil" ifadelerini kullandı.

Küresel rezerv para biriminin hala ABD doları olduğunu ve Çin'in bu statüye yaklaşabilecek bir finansal dönüştürülebilirlik kabiliyetinin bulunmadığını söyleyen Bremmer, ABD'nin dünyadaki tek küresel askeri güç olma vasfını korudğunu, teknoloji ve yapay zeka alanında ise dünyanın geri kalanının tamamen önünde sadece iki aktörün, yani ABD ve Çin'in yer aldığını vurguladı.

"G-Sıfır dünyasının nedeni Çin'in yükselişi değil, Amerika'nın eski sistemi reddetmesidir"

Avrupa, Japonya, Kanada ve Güney Kore gibi geleneksel Amerikan müttefiklerinin teknoloji, savunma harcamaları, verimlilik artışı ve demografik daralma gibi alanlarda ciddi bir zayıflama dönemi içinde olduğunu belirten Bremmer, benzer bir nüfus krizinin Çin'de de çok daha sert bir şekilde yaşandığına dikkat çekti.

Bu küresel tabloda asıl yapısal değişimin, ABD'nin bizzat kendi kurduğu küresel liderlik ve serbest ticaret mimarisinden çekilme yönündeki bilinçli tercihi olduğunu kaydeden Bremmer, bu eğilimin Trump ile başlamadığını ancak onunla hızlandığını ifade etti.

Amerikan seçmeninin ve hem Cumhuriyetçi hem Demokrat siyasi liderlerin son 20 yıldır küresel serbest ticaret mimarisini, "küresel jandarmalık" rolünü, müttefiklerin savunma harcamalarının üstlenilmesini ve denizaşırı demokrasileri finanse etme vizyonunu maliyetli ve verimsiz bularak reddettiğini aktardı.

Jeopolitik boşluğu 2012 yılında "G-Sıfır" dünyası olarak kavramsallaştırdığını hatırlatan Bremmer, "G-Sıfır dünyası, Thucydides tuzağından kaynaklanmıyor. Amerika'nın eski sistemi korumaya çalışması ve Çin'in bu sistemi ele geçirmek istemesi söz konusu değil. Tam tersine, Amerikalılar eski sistemi bizzat reddetti; müttefikleri çok daha zayıf, Çinliler ise aksine o eski sistemin içinde daha önemli aktörler haline gelmekle ilgileniyor" diye konuştu.

Bu duruma Dünya Ekonomi Forumu'nda (WEF) yaşanan gelişmeleri örnek gösteren Bremmer, Trump'ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi gibi çok taraflı yapıları dışlayarak kendi liderliğinde bir küresel fon mekanizması kurma girişimine ilk resmi reddin Çin'den geldiğini belirtti.

Çin'in, ABD'nin kuracağı yeni bir yapıda ikincil aktör olmak yerine, Washington'ın boşalttığı eski kurumlarda, yani Birleşmiş Milletler, Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Para Fonu gibi yapılarda bütçe payı ve nüfuzunu artırmayı stratejik bir hedef olarak belirlediğini bildirdi.

Trump'ın Çin liderinin kendi dönemini övdüğü yönündeki iddialarının gerçeği yansıtmadığını söyleyen Bremmer, Çin devlet kadrolarının ve Siyasi Büro üyelerinin, ABD'nin yapısal gerileme ve sistemden çekilme sürecinin her geçen gün daha da hızlandığına inandıklarını aktardı.

"Çin, bazı teknolojilerde Avrupa ve Amerika'nın fersah fersah önünde"

Mario Nawfal'ın, Çin'in yarı iletken üretim kapasitesinin ABD'den 200 kat büyük olması, otomotiv üretiminde küresel devlerin toplamını geride bırakması, 157 ülkenin birincil ticaret ortağı konumunda bulunması, küresel limanları domine etmesi, 5G altyapısı ve 50 bin kilometrelik yüksek hızlı tren ağı gibi somut verileri hatırlatması üzerine Bremmer, Çin'in son 40 yılda yıllık ortalama yüzde 10 düzeyinde büyümesinin insanlık tarihinde benzeri görülmemiş ölçekte bir ekonomik sıçrama olduğunu dile getirdi.

Bugün Çin'i düzenli olarak ziyaret etmeden küresel denklemi anlamanın imkansız olduğunu söyleyen Bremmer, "Oraya her gittiğinizde durum inanılmaz; adeta 1,4 milyar nüfuslu bir Abu Dabi ile karşılaşıyorsunuz. İnsanın zihni bulanıyor; inşa edilen yeni şehirler, uzayan yaşam süreleri ve genişleyen refah olağanüstü" değerlendirmesinde bulundu.

Amerikan kamuoyundaki "Çin'in yalnızca Batı teknolojilerini kopyaladığı" yönündeki yaygın inanışın büyük bir yanılgı olduğunu ifade eden Bremmer, günümüzde Avrupalı üreticilerin Çin'den yatırım talep ederken, elektrikli araçlar ve batarya teknolojileri gibi alanlarda Çin'den Avrupa'ya teknoloji transferi yapılmasını bir şart olarak masaya koyduklarını bildirdi.

Çin'in birçok kritik endüstride dünya lideri olduğunu kaydeden Bremmer, ancak bu tablonun Çin'in askeri alanda da ABD'ye tamamen yetiştiği anlamına gelmediğini vurguladı.

ABD'nin savunma harcamalarının Çin'i açık ara geride bıraktığını, Washington'ın küresel askeri üs ağına ve dünya genelinde sıcak çatışma ile harekat tecrübesine sahip olduğunu, Pekin'in ise bu askeri derinlikten yoksun olduğunu belirtti.

"Yapay zeka filolarının merkezi koordinasyonu, otoriter sistemleri daha üretken kılabilir"

Mario Nawfal'ın, Çin'in hipersonik balistik füze üretim hızı, insansız hava aracı (İHA) imalat kapasitesi, yeni uçak gemileri ve görünmez avcı uçakları göz önüne alındığında askeri alanda ABD'yi çok hızlı yakalayıp yakalamadığı yönündeki sorusunu yanıtlayan Bremmer, askeri teknoloji dağılımının ve yapay zeka entegrasyonunun önümüzdeki 5 ila 10 yıl içinde tüm savunma doktrinini kökten değiştireceğini ifade etti.

Ukrayna ordusunun asker sayısı bakımından çok daha büyük olan Rusya karşısında insansız platformlarla sahada alan kazanmasının bu değişimin somut bir kanıtı olduğunu söyleyen Bremmer, buna karşın Çin'in küresel finansal sistemdeki zayıflığının sürdüğünü bildirdi.

Çin para birimi Renminbi'nin küresel rezerv holdingleri ve döviz ticaretindeki payının 1990'lardan bu yana hala çok düşük bir seviyede kaldığını, para biriminin serbestçe dönüştürülebilir olmamasının ve güvenli liman varlığı olarak görülmemesinin sermaye kaçışı riskini beslediğini aktardı.

Çin'in büyüme hızının artık yüzde 10'lardan yüzde 2 ila 3 bandına gerilediğini ifade eden uzman, ekonomik gücün teknoloji odaklı yeni bir aşamaya geçtiğini kaydetti.

Geçmişte internet ve iletişim devriminin bilgiyi merkezsizleştirerek demokratik ve açık sistemlerin lehine çalıştığını, otoriter rejimlerin ise bu akışı engellemek için dijital duvarlar örmek veya internet ağlarını kesmek zorunda kaldığını hatırlatan Bremmer, günümüzde ise teknolojinin yönünün veri egemenliği ve yapay zeka odaklı kitlesel gözetim devrimine kaydığını bildirdi.

Az sayıda merkezin, algoritmalar vasıtasıyla toplumların neyi göreceğini, neye inanacağını ve kiminle konuşacağını yukarıdan aşağıya belirleyebildiği bir gözetim mimarisinin, kapalı ve otoriter sistemlerin kontrol kapasitesini artırırken, demokratik sistemleri daha işlevsiz hale getirdiğini belirtti.

Bu teknolojik dönüşümün önümüzdeki dönemde hangi yönetim modelinin küresel ölçekte güç kazanacağını belirleyeceğini söyleyen Bremmer, şu hipotezi paylaştı:

"Tarihsel olarak Çin'deki devlet işletmeleri özel sektöre kıyasla çok daha verimsizdi ve bu durum Şi Cinping öncesi dönemde ekonomik reformları zorunlu kılıyordu. Ancak yapay zekanın, algoritmaların ve otonom yazılım filolarının refah üretiminin ana itici gücü haline geldiği bir dünyada, bireysel girişimcilere dayalı merkezsizleşmiş sistemlerin avantajı ortadan kalkabilir. Yapay zeka filolarının merkezi koordinasyonuna dayanan hiyerarşik bir sistem, aniden dünyanın en üretken ekonomik modeli haline gelebilir; önümüzdeki beş yıl içinde bu hipotez doğrulanırsa, işte o zaman Çin'in küresel geleceğine dair çok daha büyük bir bahis oynayabilirim."

Mülakatın jeopolitik kriz başlıkları bölümünde Nawfal'ın Körfez bölgesindeki hareketliliğe, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Suudi Arabistan ve Kuveyt'in İran eksenli hedeflere yönelik son iddialarına ve İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun Abu Dabi'ye gerçekleştirdiği öne sürülen gizli ziyarete ilişkin sorusunu yanıtlayan Bremmer, Tel Aviv'den sızan diplomatik verilere daha fazla itibar ettiğini kaydetti.

Netanyahu'nun bu tür hassas temasları iç siyasi malzeme olarak kullanmak adına Amerikan yönetimi dahil tüm müttefiklerine karşı sıklıkla sızdırdığını aktaran Bremmer, "BAE, bu adamın diplomatik oyunları nasıl oynadığını artık net bir şekilde görmeli. Kendisi güvenilebilecek bir aktör değil" değerlendirmesinde bulundu.

Bölge ülkelerinin İran stratejilerinin birbirinden ayrıştığını, Suudi Arabistan'ın Tahran ile bir saldırmazlık mutabakatı dahil uzun vadeli diplomatik zemin aradığını, BAE'nin ise aksine İsrail ile askeri ve stratejik entegrasyonu derinleştirdiğini bildirdi.

Bremmer, "Netice itibarıyla İsrail'in BAE'ye hava savunması konusunda doğrudan yardım sağladığı ve bu amaçla sahaya fiilen asker konuşlandırdığı gerçeği, bölge için olağanüstü bir stratejik gelişmedir" dedi.

İran ile yürütülen savaşta Trump yönetiminin ilan ettiği hedeflere ulaşamadığını ve bir çıkış yolu aradığını belirten Bremmer, Washington'ın askeri tırmanıştan kaçınmasına rağmen Tahran'ın müzakerelerde elini daha güçlü gördüğünü ifade etti.

ABD'nin müttefiklerine haber vermeden yürüttüğü askeri planlamaların Kuveyt gibi ülkelerde üs kullanım haklarının kısıtlanmasıyla sonuçlandığını hatırlatan Bremmer, uygulanan ekonomik boykot ve yaptırımların da İran ekonomisini kısa sürede teslim almaya yetmediğini bildirdi.

İran'ın ham petrol üretiminin yarısını iç tüketimde kullandığını, kalan kısım için ise atıl tanker kapasitesini deniz üstü depolama alanı olarak kullanabilecek lojistik esnekliğe sahip olduğunu söyleyen Bremmer, Tahran yönetiminin bu baskıya aylarca direnebilecek ekonomik dirence sahip olduğunu aktardı.

Trump'ın diplomatik bir başarı hikayesi elde edememesi durumunda Washington'da yeniden askeri seçenekleri masaya getirmesi yönünde bir iç siyasi baskı oluşabileceğini, bunun ise Körfez ve dünya ekonomisi için ağır sonuçlar doğurabileceğini vurguladı.

"Savaş bugün biterse, İran bölgede eskisinden daha güçlü bir jeopolitik konuma yerleşir"

İran'ın son dönemde küresel iletişim hatlarını barındıran deniz altı kabloları üzerindeki kontrol iddialarını ve Hürmüz Boğazı'ndaki geçiş ücreti taleplerini değerlendiren Bremmer, Çin'in dahi uluslararası su yollarındaki serbest geçiş ilkesi gereği Tahran'ın bu hamlelerine mesafeli yaklaştığını bildirdi.

Savaşın mevcut askeri bilançosuna rağmen ortaya çıkan stratejik tabloyu özetleyen Bremmer, "Bunu söylemek derin bir rahatsızlık verse de şu bir gerçek: Dini liderlerinin suikasta uğramasına, 150'den fazla üst düzey komuta kademesinin öldürülmesine ve askeri altyapılarının ağır hasar almasına rağmen, eğer savaş bugün sona ererse, İran bölgede savaş öncesine kıyasla çok daha güçlü bir jeostratejik konuma yerleşmiş olacak. Bu durum, Trump'ın bir savaşı seleflerine kıyasla çok daha hızlı kaybettiği anlamına gelir. Önceki Amerikan başkanlarının Irak ve Afganistan'da savaş kaybetmesi on yılı aşkın sürerken, Trump'ın İran'da altı haftada bu noktaya gelmesi çarpıcı bir stratejik hatadır" diye konuştu.

İran'ın askeri ve iktisadi altyapısının uğradığı yıkımın iç toplumsal dinamiklerde yaratacağı baskının ancak önümüzdeki bir yıllık süreçte netleşeceğini söyleyen Bremmer, uzun vadede ise bölge ülkelerinin Hürmüz Boğazı'na bağımlılığı azaltacak alternatif enerji hatları inşa edeceğini, BAE'nin Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü'nden (OPEC) ayrılarak üretim kapasitesini artıracağını ve küresel ekonominin fosil yakıtlardan kademeli olarak uzaklaşacağını ifade etti.

Bu yapısal dönüşümlerin Tahran'ın Boğaz üzerindeki stratejik kaldıracını zamanla zayıflatacağını belirten Bremmer, Beyaz Saray tarafından yapılan "Çin'in ABD petrolünü satın alarak bağımlılığını azaltacağı" yönündeki resmi açıklamaların ise büyük ölçüde iç siyasete yönelik, gerçek sözleşmelerden uzak ve abartılı beyanlar olduğunu kaydetti.

Bremmer, iki liderin kendi kamuoylarına yönelik farklı anlatılar kurduğunu, bu tür zirve sonu beyanlarının arka planındaki siyasi dezenformasyon payına karşı her zaman temkinli yaklaşılması gerektiğini vurgulayarak sözlerini tamamladı.