
YDH - İsrail ordusunda Tümgeneral Dadu Bar Kalifa komutasındaki İnsan Kaynakları Departmanı, siyasi karar alıcılar nezdinde üç temel yasal düzenlemeyi hayata geçirmeye çalışıyor.
Siyasi makamları özellikle muharip unsurlar için muvazzaf hizmet süresinin uzatılması, yedek askerlik kanunu ve Haredi cemaatinin askere alınmasını içeren mevzuat değişikliklerine zorlamayı hedefleyen bu adım, askeri yapının içinde bulunduğu derin krizi de su yüzüne çıkardı.
Gazeteci Avi Aşkenazi, Maariv gazetesinde yayımlanan analizinde, askeri kanadın durumun vahametini siyasilere anlatırken kurduğu temel felsefeyi aktardı.
Makalede, askeri yetkililerin mevcut tabloyu özetleyen, "Ordu berbat durumda" ifadelerine yer verildi. Muvazzaf birliklerdeki yıpranma seviyesinin son derece yüksek olduğunu kaydeden Aşkenazi, bu krizin hem mevcut nizamı hem de orta vadeli askeri planlamayı doğrudan sarstığını vurguladı.
Muvazzaf görevini tamamlayan askerlerin hızla ordudan uzaklaşarak uzun süreli yurt dışı seyahatlerine çıktığı gözlemlenirken, makalede askerin bu refleksine dair, "Terhis olan muvazzaf askerler, seyahatlerini kısa tutmaları halinde birkaç gün içinde kendilerini yeniden Gazze, Lübnan veya Yahuda ve Samiriye'de üniforma içinde bulacaklarını bildikleri için adeta kaçarcasına büyük turlara çıkıyor" değerlendirmesi yapıldı.
Askeri liderliğin taahhütlerinin sahada hiçbir karşılığı kalmadığını belirten Aşkenazi, ordunun kurumsal güvenirliğinin yıprandığını aktardı. Makalede, savunma yönetiminin taahhüt krizine ilişkin, "Ordu dün kendi sözünün bir hükmü olmadığını ve taahhütlerinin en iyi ihtimalle su üzerine yazıldığını itiraf etti" ifadeleri kullanıldı.
Normal şartlarda her üç yılda bir yalnızca 21 gün yedek askerlik hizmeti sözü veren askeri makamlar, savaş koşulları nedeniyle beş ay önce bu sınırı yıllık azami 42 gün olarak revize etmişti.
Ancak mevcut veriler, henüz yılın ilk yarısı tamamlanmadan yedek askerlerin şimdiden 70 ile 100 gün arasında silah altına alındığını gösterdi. Mevcut tempo, yıl sonuna kadar oluşacak yükün tahmin edilmesini dahi imkansız kılıyor.
Güvenlik yükünün toplumun yalnızca çok küçük bir kesimi tarafından omuzlandığına dikkat çeken Aşkenazi, siyasi arkası güçlü grupların zorunlu hizmetten organize biçimde kaçtığını yazdı.
Özellikle Haredi cemaatindeki firari durumuna değinen yazar, birkaç hafta içinde emniyet birimlerince tutuklanması gereken Haredi asker kaçaklarının sayısının 90 bin ile 100 bin bandına ulaşacağını bildirdi. Makalede, bu duruma yönelik, "Peki herhangi biri çıkıp onları tutuklayacak mı?" sorusu yöneltildi.
"Dini hassasiyetleri" olan öğrencilerin devam ettiği Dini Siyonist "Yeşivot HaHesder" bünyesindeki askerlerin bir yıl yedi ay gibi oldukça kısa bir süre hizmet ettiğini hatırlatan Aşkenazi, askeri kaynakların hükümete yönelik tepkilerini de aktardı.
Makalede ordudaki subayların beyanlarına dayandırılarak, "Mevcut dönemin acil ihtiyacına rağmen Savaş Bakanı Israel Katz, dün konuşan subayların aktardığına göre, Hesder askerlerinin hizmet süresinin üç ay uzatılmasını öngören kararı imzalamaktan kaçındı" ifadelerine yer verildi.
Ordu koridorlarında bu kararın tamamen siyasi pazarlıkların bir sonucu olduğunun fısıldandığını belirten Aşkenazi, meselenin toplumsal bir tartışma olmanın ötesinde, doğrudan net bir güvenlik krizi teşkil ettiğini kaydetti.
Ordu ile hükümet arasındaki ekonomik çatışma da her geçen gün büyüyor. Maliyet analizlerine göre muvazzaf bir askerin devlet bütçesine yükü, Tayland veya Nepal'den getirilen bir hasta bakıcıdan çok daha düşük kalırken, muvazzaf uzman personelin maaşları da İsrail'deki inşaatlarda çalışan Çinli bir seramik ustasının kazancının gerisinde kalıyor.
Yedek askerlerin maliyeti ise sivil hayattaki maaş ortalamalarına göre büyük bir yekün oluşturuyor. Savaş Bakanlığı ve ordu, bütçe artışı sağlamak amacıyla Maliye Bakanlığı ile sert bir müzakere yürütürken, hükümet kanadı savunma kalemi için mümkün olan en az ödemeyi yapıp karşılığında maksimum güvenlik hizmeti almayı hedefliyor.
Ordunun üzerindeki görev tanımının ve operasyonel yükün her geçen gün katlanarak arttığını vurgulayan Aşkenazi, siyasi liderliğin stratejik hatalarını sert bir dille eleştirdi.
Makalede siyasi karar alıcıların yönetim tarzına dair, "Siyasi kademenin savaşı kötü yönetmesi, İsrail'i tüm cephelerin aynı anda açık olduğu, zaman ve kaynakların boşa harcandığı, askeri güçlerin ise acımasızca yıpratıldığı bir çıkmaza sürükledi" ifadeleri kullanıldı.
Siyasi iradenin bakanlıklardaki uzman kadroları ve savunma bürokrasisini zayıflattığı vurgulanan makalede, "Siyasi yönetim, tüm profesyonel sistemi güçsüzleştirerek onları kralın sözünü yerine getiren figürlere dönüştürdü; bu durum poliste yaşandı, şimdi ordu ve Şin Bet'te yaşanmaya başlıyor, benzer bir deneme Mossad üzerinde de yürütülüyor" tespiti yer aldı.
Aşkenazi, insan gücü yönetimindeki fiyaskonun yalnızca siyasi iradeye yıkılamayacağını, ordunun ve özellikle İnsan Kaynakları Departmanının da kendi içinde çok büyük hatalar yaptığını yazdı.
Muharip askerlerin yaklaşık iki yıldır olağan izin haklarını kullanamadığı, askeri birliklerin otellerde veya askeri dinlenme tesislerinde yapması planlanan rehabilitasyon programlarının iptal edildiği ve yedek parça ile lojistik destek hususunda yedek birliklere yönelik yönetim zafiyetleri yaşandığı ordu içindeki kurumsal hatalar arasında sıralandı.
İsrail ordusunun uzun vadeli stratejik gücü korumak yerine yalnızca günü kurtarmaya yönelik acil kriz müdahalelerine odaklandığını ifade eden Aşkenazi, bu yaklaşımın yıkıcı sonuçlar doğurduğunu belirtti. Makalede, kurumsal zafiyetin sahaya yansımasına ilişkin, "Bu stratejinin sonucu günden güne artan bir yıpranma ve göreve çağrıldığında birliklerine teslim olan askerlerin oranında yaşanan istikrarlı düşüştür" ifadelerine yer verildi.
Kuzey cephesinde resmi makamların bir ateşkes iklimi varmış gibi gösterme çabalarına rağmen çatışmaların tüm hızıyla sürdüğünü belirten yazar, dün Güney Lübnan'da dört İsrail askerinin daha yaralandığını bildirdi.
Maglan özel askeri birliğine yönelik düzenlenen bombalı saldırıda birlik komutanının ağır yaralandığı, bir askerin orta, iki askerin ise hafif şekilde yaralandığı askeri kayıtlara geçti.
Savaşın yoğunluğuna dair verileri de paylaşan Aşkenazi, gün boyunca Hizbullah unsurları tarafından Güney Lübnan'daki askeri mevzilere ve kuzeydeki yerleşim birimlerine onlarca füze, havan topu, insansız hava aracı ve kamikaze İHA fırlatıldığını aktardı.
Ordunun kurumsal bir sansür politikası izlediğini anımsatan yazar, "İsrail ordusu, kendi benimsediği resmi yayın politikası gereği, Hizbullah'ın kendilerine yönelik gerçekleştirdiği fırlatma ve saldırıların tam sayısal dökümünü kamuoyuyla paylaşmıyor" ifadelerini kullandı.
Kuzey sınırındaki yerleşimcilerin haftalardır çılgınca bir gerçeklikle baş başa kaldığını hatırlatan Aşkenazi, İsrail'in bu açmazdan kurtulabilmesi için İran ve Lübnan karşısındaki pasif bekleme pozisyonunu terk etmesi gerektiğini vurguladı.
Yazar, askeri stratejinin yönünü değiştirecek nihai çözüm teklifini ise şu sözlerle özetledi:
"İsrail, karşı tarafın gerçek ağırlık merkezlerini hedef alan çok güçlü ve sarsıcı bir operasyon başlatmak zorundadır; ancak böyle bir hamle güvenlik durumunu kökten değiştirebilir ve muvazzaf, muvazzaf uzman kadro ile yedek askerlerin üzerindeki ağır yükü hafifletebilir."