Prof. Sachs: Trump'ın Çin ziyaretinde somut bir anlaşmaya varılmadı

18 Mayıs 2026

Columbia Üniversitesi Sürdürülebilir Kalkınma Merkezi Direktörü Profesör Jeffrey Sachs, ABD Başkanı Donald Trump'ın Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Şi Cinping ile gerçekleştirdiği iki günlük görüşmede somut hiçbir ticari veya diplomatik anlaşmaya varılmadığını söyledi.

YDH - Columbia Üniversitesi Sürdürülebilir Kalkınma Merkezi Direktörü Profesör Jeffrey Sachs, eski Yargıç Andrew Napolitano tarafından sunulan "Özgürlüğü Yargılamak" adlı programda, küresel diplomasi, ABD'nin dış politikası, Washington ile Pekin arasındaki ilişkiler ve Ortadoğu'da devam eden savaşa dair değerlendirmelerde bulundu.

Mülakatta Profesör Sachs, devletlerin ilan edilmemiş savaşlar yürütmesini, askeri sanayi kompleksinin siyaset üzerindeki hegemonyasını ve Amerikan hükümetinin kurumsal çöküşünü eleştirdi.

ABD Başkanı Donald Trump'ın, İran'daki savaşın iç kamuoyundaki olumsuz yansımalarını ve bu savaşın Amerikan ekonomisine getirdiği ağır maliyetleri perdelemek amacıyla gerçekleştirdiği iddia edilen Çin ziyaretini değerlendiren Profesör Sachs, bu zirvenin somut bir netice doğurmadığını kaydetti.

"İki lider arasında iki gün süren nezaketli bir görüşme gerçekleşti ancak sonuç olarak somut hiçbir anlaşmaya varılmadı"

Donald Trump'ın Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Şi Cinping ile bir araya gelmesinin nihai etkilerine değinen Profesör Jeffrey Sachs, mülakatta şu ifadeleri kullandı:

"Ziyaretin tam olarak hangi amaca hizmet ettiğini kestirmek güç ancak ortaya çıkan netice, iki lider arasında iki gün süren nezaketli bir görüşmenin gerçekleştiği yönündedir. Esaslı veya sonuç doğurucu hiçbir hususta uzlaşı sağlanamadı ya da karar alınamadı. Fakat şahsi kanaatimce bu nezaket ortamının korunmuş olması başlı başına olumlu bir gelişmedir. Bu sebeple, manşetleri süsleyecek nitelikte büyük başarılar elde edilmedi diye bu buluşmayı bütünüyle kıymetsiz addetmemek gerekir. Zira ortada manşet yapılacak bir başarı zaten bulunmamaktadır. ABD'nin Çin üzerinde herhangi bir yaptırım gücü ya da kozu yoktur. Çin tarafı da bu görüşmeden büyük taleplerde bulunmuyor, kayda değer bir beklenti içerisine girmiyordu. Neticede ortaya spesifik bir şey çıkmadı. Ancak dürüst olmak gerekirse, her şeyin ters gidebileceği şu günlerde bu görüşmede herhangi bir olumsuzluk da yaşanmadı. İki liderin yan yana oturup iki gün boyunca konuşması ve Çin'in büyük bir ev sahibi ve köklü bir medeniyet olarak sergilediği o ihtişamlı ağırlama usulü tamamen gözler önündeydi. Çin tarafının bu durumu yapıcı bir stratejik istikrar göstergesi olarak tanımlaması, muhtemelen herkes için iyi bir haber niteliğindedir. Ortada feci bir çatışma yaşanmadı ve her iki taraf da diğerini uçurumun kenarına itmeye çalışmadı."

Profesör Sachs, Donald Trump'ın Çin seyahatinden ekonomik veya siyasi bağlamda herhangi bir kazançla dönmediğini belirterek, "Trump somut olarak hiçbir şey elde edemedi. Ticaret, ekonomi yahut iş anlaşmaları hususunda duyurulan büyük bir beyanat işitmedik. İran'daki savaşa dair herhangi bir meselede zerre ilerleme kaydedilmedi. Tayvan ekseninde yaşanan gerilimler konusunda da hiçbir hususi anlaşmaya varılmadı" sözlerini kaydetti.

"ABD'nin Tayvan'ı silahlandırmasını şahsen son derece yanlış bir fikir olarak görüyorum"

Zirvenin ardından yansıyan haberleri ve Tayvan meselesini değerlendiren Profesör Jeffrey Sachs, Washington'ın Asya politikasını eleştirerek şu açıklamalarda bulundu:

"Bu süreçten çıkan en dikkat çekici beyanat, Başkan Trump'ın dönüş yolunda Tayvan'a yönelik silah satışını halen değerlendirmekte olduğunu ifade etmesidir. Çin tarafı, ABD'nin Tayvan'ı silahlandırmasına çok sert ve kararlı bir biçimde itiraz etmektedir. ABD'nin Tayvan'ı silahlandırmasını şahsen son derece yanlış bir fikir olarak görüyorum. Tam da bu nedenden ötürü, ABD'nin Tayvan, Çin ya da bizzat kendisi için güvenli ve makul olmayan bu politikayı yeniden gözden geçireceğine dair her türlü işareti memnuniyetle karşılıyorum. Ancak bu durum, Başkan Trump'ın ABD'nin tezlerini dayatmasından ziyade, bu fevkalade ehemmiyetli meselede Çin tarafının duruşuna boyun eğdiğini, hak verdiğini göstermektedir. Netice itibarıyla ortada görebildiğim somut bir başarı yoktur fakat iki gün süren bu nezaket ortamından ötürü genel manada bir rahatlama hissettiğimi söyleyebilirim."

Haber editörü kimliğiyle küresel güç dengelerini analiz eden Profesör Sachs, sunucu Andrew Napolitano'nun, "Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Trump henüz kamuoyu önünde tek bir kelime dahi edemeden neden Tayvan konusunda adeta ders verdi?" sorusu üzerine büyük güçlerin jeopolitik sınırlarına dair teorisini paylaştı.

Sachs, bu durumun Çin'in konuya verdiği hayati ehemmiyeti ve hassasiyeti gösterdiğini ifade ederek şöyle devam etti:

"Dünyaya dair spesifik bir teorim var; o da büyük güçlerin birbirlerinin kırmızı çizgilerinden kesinlikle uzak durması gerektiğidir. Büyük güçler arasında savaşlar istemiyorum. Güç gösterileri, hesaplaşmalar görmek istemiyorum. Çin hükümetinin yahut Rusya hükümetinin Kanada'da, Meksika'da, Venezuela'da, Küba'da ya da başka bir yerde askeri üsler kurmasını arzu etmiyorum. Onları bu coğrafyalarda, yakın çevremizde istemiyoruz; onlar da aynı şekilde ABD'yi kendi yakın çevrelerinde istemiyorlar. Benim, Profesör John Mearsheimer'ın ve daha pek çok ismin savunduğu bütün temel esas buna dayanmaktadır. İşte bu yüzden, NATO'yu Ukrayna'ya doğru genişletme fikrinin tamamı bütünüyle pervasızlıktı. Benim penceremden bakıldığında, Tayvan'ı silahlandırmak da tamamen aynı mahiyette bir meseledir. Tayvan meselesini Çin tarafının gözünden anlamak mecburiyettir. Bu arada, bana göre barışa ve bilgeliğe giden yol, herhangi bir meseleyi yalnızca kendi perspektifinizden değil, karşı tarafın bakış açısından da idrak etmekten geçer. Çin hükümetinin duruşuna göre Tayvan, Çin'in ayrılmaz bir parçasıdır. ABD'nin, Pekin yönetimi istememesine rağmen Tayvan'ı silahlandırması, Çin perspektifinden bakıldığında, Washington'ın iradesine karşı Çin'in Missouri'yi yahut Kansas'ı silahlandırması ile eşdeğerdir. Çin'in bakış açısından bu durumun tahayyül edilmesi dahi imkansızdır."

"Ruslar da NATO'nun kendi sınırlarına kadar genişlemesi konusunda aynı şeyi söylemişlerdi"

Tarihsel sürece ve uluslararası anlaşmalara atıfta bulunan Profesör Jeffrey Sachs, Tayvan'ın statüsünün hukuki arka planını hatırlatarak şu bilgileri paylaştı:

"Tayvan, Çing Hanedanlığı'nın bir parçasıydı ve 1912 yılında bu hanedanlık sona erip Çin Cumhuriyeti kurulduğunda da onun bir parçası olarak tanındı. İkinci Dünya Savaşı'nın ortasında, 1943 senesinde düzenlenen Kahire Konferansı'nda, ABD, Çin ve Büyük Britanya müttefik konumdayken, Tayvan'ın ve Japon emperyalizmi tarafından gasbedilen diğer bölgelerin Çin'e iade edilmesi hususunda mutabakata varmışlardı. Dolayısıyla bana göre Çin'in onlarca yıldır dile getirdiği husus tam olarak budur. Devlet Başkanı Şi Cinping'in yaptığı şey, tantanalı olmayan ancak fevkalade kritik bir tarzda niyet beyan etmekti. Şi Cinping, 'Biz bu konuda ciddiyiz. Bu mesele bir tartışma mecrası ya da münazara konusu değildir. Bu bizim en temel kırmızı çizgimizdir. İç işlerimize müdahale etmeyiniz' mesajını verdi. Bu durum, devletlerin nasıl davranması gerektiğini anlamam açısından çok temel bir noktayı teşkil ediyor. Ruslar da NATO'nun kendi sınırlarına kadar genişlemesi konusunda aynı şeyi söylemişlerdi. Hatırlanacağı üzere 2007 senesinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 'Eğer basiret göstermiş olsaydık, bu bizim kırmızı çizgimiz olurdu' demişti. Basiret, eski Yunan ve Latin felsefesinde tefekkür etmek ve dikkatli olmak anlamına gelen kadim bir erdemdir. Eğer o dönem basiretli davranabilseydik, 'Tamam, sizi duyuyoruz. O patlayıcı hattın üzerine basmayalım, o mayın tarlasına girmeyelim' derdik. Fakat ABD 2008 yılında, 'Rusların ne söylediği umurumuzda değil' dedi. Şimdi ise Devlet Başkanı Şi Cinping, Tayvan hususunda kelimesi kelimesine aynı şeyi ifade etmektedir."

"Washington'daki siyasetçilerin bu uyarılara kulak vermesini istiyorum zira bu bir video oyunu ya da şaka değildir"

Profesör Sachs, ABD Kongresi'ndeki bazı senatör ve temsilcilerin sorumsuzca davrandıklarını, askeri sanayi kuruluşlarının çıkarlarını gözettiklerini vurgulayarak sert eleştirilerde bulundu:

"Washington'daki siyasetçilerin bu uyarılara kulak vermesini istiyorum zira bu bir oyun değildir. Bu bir video oyunu yahut şaka değildir. Çin burada, bu meselenin kendileri için bütünüyle güvenliklerinin merkezinde yer aldığını haykırmaktadır. ABD, Çin'e ve Rusya'ya bu tür diplomatik bildirimlerde bulunduğunda bunların işitilmesini nasıl bekliyorsa, onlar bu beyanlarda bulunduğunda da bunun Washington'da duyulmasını istiyorum. Kongre'de, birçoğunun pasaportu dahi olmayan, ne hakkında konuştuklarını bilmeyen fevkalade sorumsuz üyelerimiz var. Pek çoğu muhtemelen kendi seçim bölgelerinde askeri şirketlere ev sahipliği yapıyor. Bir kısmı ise yalnızca boş konuşan cahillerden ibaret. Ancak hiçbir sorumluluk taşımadıkları için dinlemek istemiyorlar. Eğer basına yansıyan haberler doğruysa, bu silah satışını yeniden değerlendireceğini söylediği için Başkan Trump'a teşekkür ediyorum. Çünkü bu çok kötü bir fikirdir. Bu bir patlama hattıdır ve bizim bundan kesinlikle uzak durmamız icap eder."

Sunucu Andrew Napolitano'nun, Trump'ın askeri sanayi kompleksi ile olan siyasi ve finansal bağlarına değinmesi ve Çin liderinin konuşmasında küresel güç çatışmalarını ifade eden "Thucydides Tuzağı" kavramına referans vermesini hatırlatması üzerine Profesör Sachs, Amerikan diplomasisinin kurumsal bir çöküş içinde olduğunu yeniledi.

Görüşmede Columbia Üniversitesi'nden meslektaşı ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nuland ile Profesör John Mearsheimer arasında Toronto'da gerçekleşecek olan tartışma programına da değinildi.

Sachs, Nuland'ın 2014 yılında Ukrayna'da Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç'in devrilmesiyle sonuçlanan darbeyi kışkırttığını ve Meydan protestolarında protestoculara kurabiye dağıtarak diplomatik teamülleri ayaklar altına aldığını belirtti.

Rus istihbaratı tarafından kaydedilen telefon görüşmelerinde Nuland'ın Kiev'de kurulacak yeni hükümetin bakanlarını belirlediğinin ortaya çıktığını hatırlatan Sachs, devlet yönetimlerinin bu tür gayriciddi operasyonlardan uzak durması gerektiğini kaydetti.

"Hükümet süreçlerimiz tam bir çöküş ve çözülme evresinde"

Amerikan dış politikasının kurumsal mekanizmalarının işlemediğini belirten Profesör Jeffrey Sachs, devlet yönetimindeki yöntemsel bozulmayı şu sözlerle teşhir etti:

"Hükümet süreçlerimiz tam bir çöküş ve çözülme evresindedir. Yalnızca diplomasimiz değil, hükümet idaresine dair neredeyse her unsur bir çöküş hali içerisindedir. Bugün İran'da bir savaşın içinde bulunmamızın yegane sebebi budur; çünkü bu süreç asla enine boyuna düşünülmemiştir. Ne stratejik ne de taktiksel olarak üzerinde kafa yorulmuştur. Ortadaki tüm emareler, bu savaşın, ertesi gün ne olacağına dair en ufak bir fikri bulunmayan tek bir kişi, yani Donald Trump tarafından tek başına kararlaştırıldığını göstermektedir. Neticede kendimizi son derece maliyetli, fevkalade tehlikeli ve bu savaşın sözde gerekçeleri yahut amaçları olarak sunulan, hiçbirisi geçerli olmayan ve hiçbirine de ulaşılamayacak olan o muhtelif açıklamaların yanına bile yaklaşamayacak şartlarda bir tuzağın içine hapsettik. Dolayısıyla ortada kurumsal sürecin bütünüyle işlevsizleşmesi durumu vardır. Devlet aslında fevkalade ciddi bir müessesedir. Ciddi toplantılar yapmayı gerektirir. Muazzam bir planlama, hazırlık, müzakere ve diplomasi disiplini talep eder. Bir takım sosyal medya mecralarındaki paylaşımlarla yürütülen, pek çoğu kafa karıştırıcı derecede tuhaf, tehlikeli, acayip ve dikkat dağıtıcı olan bir yönetim biçimi, devlet yönetimi sayılamaz. Bu sebeple şu anda ABD'de fevkalade ciddi ve uzun vadeli bir sorun yaşamaktayız. Kongre'deki politikacılarımız belirli çıkar odakları tarafından yozlaştırılmış vaziyettedir ve yürütme organımız çalışmamaktadır. Planlama yapmıyoruz. Diplomasimiz mevcut değil. Bakanlıklar arası istişare süreçlerimiz bütünüyle ortadan kalkmış durumda. En iyi ihtimalle, eğer uçabiliyorsak, önümüzü görmeden uçuyoruz. Bazen de pistte çakılıp kalıyoruz."

"Çin, kafasını öne eğerek kırk yılı aşkın bir süredir savaştan uzak durdu ve dünya çapında bir ekonomi inşa etti"

ABD ile Çin Halk Cumhuriyeti'nin devlet yönetimi ve ekonomik planlama kapasitelerini mukayese eden Profesör Sachs, Pekin'in başarısının tesadüfi olmadığını vurguladı:

"Bu tabloyu Çin ile mukayese ettiğimde, Çin hükümetinin ve devlet idari mekanizmasının fevkalade ileri düzeyde ve sofistike olduğunu görmekteyiz. Bu söylediğim insanları şaşırtabilir ancak bugün tek adam yönetiminden bahsedeceksek, bu durum şu an tam olarak ABD için geçerlidir; karmaşık ve kolektif bir süreçten bahsedeceksek, bu da Çin'dir. Çin, henüz on beşinci ekonomik planını, on beşinci kalkınma planını ilan etti. Bu planlama süreçlerindeki uzman incelemelerinde, komitelerde, müzakerelerde ve istişarelerde görev alan, Çin'in en önde gelen pek çok akademisyenini ve en yetkin uzmanını şahsen tanımaktayız. Bu, olağanüstü derecede ayrıntılı ve üzerinde derinlemesine düşünülmüş kolektif bir süreçtir. ABD'de ise bunun benzeri hiçbir mekanizma mevcut değildir. Çin, temelde kafasını öne eğerek kırk yılı aşkın bir süredir her türlü savaştan uzak durdu, dünya çapında bir ekonomi inşa etti ve açık ara dünyanın en büyük imalat sektörünü var etti. 'Aman efendim şunu çaldılar, bunu yaptılar, haksız rekabet ettiler' diye bağıran o insanların iddiaları gerçeği yansıtmamaktadır. Hayır, Çin'in yaptığı şey, her yıl muazzam yatırımlar gerçekleştirmek, sistematik olarak sermaye aktarmak, geleceği planlamak ve uzun vadeli teknolojik ilerleme adına çok büyük programları hayata geçirmek olmuştur. Ve bunun karşılığını da alıyorlar."

Çin'in barışçıl yükselişinin arkasındaki ekonomik dinamikleri rakamlarla açıklayan Profesör Sachs, mülakatı şu teknik verilerle sürdürdü:

"Bugün en büyük imalat sektörüne, en düşük maliyetli üretim kapasitesine, elektrikli araçlarda ve pek çok kritik teknolojide dünya liderliğine sahip olmalarının yegane sebebi, çok sıkı çalışmaları ve savaştan mutlak surette uzak durmalarıdır. Şayet ABD de savaşlardan uzak durabilseydi, bugün bir şeyleri havaya uçurmak için heba ettiğimiz ve Amerikan halkına yahut Amerikan ekonomisine zerre faydası dokunmayan o trilyonlarca dolar, uzun vadeli küresel rekabet gücümüze, barışa, Amerikan iş gücünün ve halkının refahına yatırılabilirdi. Dolayısıyla bizim de sivil amaçlar doğrultusunda, askeri olmayan ciddi ve uzun vadeli planlamalar ile yatırımlar yapmamız icap etmektedir. İşte bu temel nedenden ötürü, bu zirve esasen bütünüyle Çin'in istediği doğrultuda neticelenmiştir. Çünkü Çin, bugün en doğru ölçümleme yöntemi olan satın alma gücü paritesine göre ayarlanmış fiyatlarla hesaplandığında, ABD ekonomisinden yaklaşık yüzde 30 daha büyük bir ekonomik hacme sahiptir ve sayısız sınai faaliyette en ileri safhadadır. Bunu tamamen yatırımlarla ve uzun vadeli barışçıl bir yaklaşımla başarmışlardır."

"İsrail'in ve halkının büyük bir kesiminin Filistinlilere bakış açısı tam bir canavarlıktır"

Mülakatın son bölümünde Ortadoğu'daki insani krize ve ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin açıklamalarına değinen Profesör Jeffrey Sachs, Washington'ın tel Aviv elçisini sert bir dille eleştirdi.

Huckabee'nin televizyon programlarında Filistin halkını hedef alan beyanatlarını "hezeyan" ve "bayağılık" olarak nitelendiren Sachs, bölgede işlenen suçların boyutuna dikkat çekti:

"Ortada tam anlamıyla bir canavarlık, insanları kelimenin tam anlamıyla hayvandan farksız görmek gibi bir durum varsa, bu durum İsrail hükümetinin ve ne yazık ki nüfusun büyük bir kesiminin Filistinlilere yönelik bakış açısının ta kendisidir. O Filistinliler ki, on binlercesini vahşice katlettiler; her gün erkekleri, kadınları, çocukları öldürmeye devam ediyorlar. Topraklarını gasp ediyorlar, evlerini kundaklıyorlar ve arkasından onlardan aşağılık, insan altı varlıklar olarak bahsediyorlar. Bu adam neyin nesidir? Bu hezeyan, bu akıl tutulması nereden kaynaklanmaktadır? Fevkalade aşağılık ve bayağı bir durumdur bu. Gerçekten bu kadarı da tahayyül edilemez. Kendisinden ironik bir biçimde İsrail'in ABD Büyükelçisiymiş gibi bahsetmek gerekir, zira ABD'nin İsrail Büyükelçisi gibi değil, tamamen onların sözcüsü gibi konuşmaktadır. Tucker Carlson'a yönelik bu hırçın saldırısının yegane sebebi, Carlson'ın Huckabee ile yaptığı mülakatta bu şahsın Filistin halkına karşı beslediği amansız ve marazi önyargılarını bütünüyle ifşa etmiş olmasıdır."

"Huckabee ve onun İsrailli suç ortakları muazzam savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar işliyor"

Büyükelçi Huckabee'nin ideolojik ve dini referanslarını eleştiren Profesör Sachs, mülakatı şu çarpıcı tırnak içi ifadelerle tamamladı:

"Bu şahsın marazi önyargıları yalnızca Filistin halkına karşı da değildir; bütün bir Arap dünyasını hedef almaktadır. Çünkü Huckabee'nin ifadelerinde dile getirdiği ve ne kadar toy, ne kadar cahilce ve bayağı olduğunu gözler önüne seren husus, İsrail'in Lübnan'ı, Suriye'yi ve Mısır'ın bir kısmını fethetmekte bütünüyle özgür olduğudur. Zira Huckabee, Tekvin Kitabı'nda zikredildiği üzere vaat edilmiş toprakların Mısır Irmağı'ndan Fırat'a kadar uzandığına inanmaktadır. Kendisi, antik metinlerdeki kelimeleri lafzi olarak okuyan ve arkasından 'Tabii ki gidin, dilediğiniz gibi savaşın, istediğiniz gibi mülkleri gasp edin' diyen sözde bir Hristiyan Siyonist köktendincidir. Böyle bir şahsın hükümetimizde en ufak bir sorumluluk makamında bulunmaması gerekir, kaldı ki kendisi İsrail Büyükelçisidir. Bu adamın bu görevde tutuluyor olması tam bir rezalettir. Dönüp Tucker Carlson'ı tam da kendisinin ve İsrailli suç ortaklarının işlediği o cürümlerle itham etmesi hayret vericidir. Suç ortakları diyorum zira orada muazzam savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar işlenmektedir. Bu adamın ne kadar kör olduğunu görmek sarsıcıdır. Kendisinin sözde kutsal metinleri bilen bir din adamı olduğu iddia ediliyor; o halde Hz. İsa'nın, 'Kendi gözündeki merteği görmezken, neden kardeşinin gözündeki çöpe bakarsın?' sözünü hatırlaması icap eder. Sayın Huckabee, sizin her iki gözünüzde de devasa birer mertek var. Bu yüzden İsrail'in bölge halkını katletmek adına neler yaptığını önünüzü bile göremediğiniz için fark edemiyorsunuz."