
YDH - Kremlin, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in davetine icabetle bugün Çin'e resmi bir ziyaret gerçekleştireceğini duyurdu.
Kremlin, yaptığı resmi açıklamada, Putin ve Şi'nin ziyaret kapsamında Rusya ile Çin arasındaki kapsamlı ortaklığı ve stratejik işbirliğini güçlendirme yollarını ele alacaklarını bildirdi.
Açıklamada ayrıca, iki liderin bölgesel ve uluslararası meseleler hakkında görüş alışverişinde bulunacakları ve "2026-2027 Rusya-Çin Eğitim Yılı" etkinliğinin açılış törenine katılacakları kaydedildi.
Bu kritik ziyaret, Putin ve Şi'nin Eylül 2025'te Çin'de düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesindeki son görüşmelerinin ardından ve ABD Başkanı Donald Trump'ın Çin'e dokuz yıl aradan sonra gerçekleştirdiği ilk ziyareti tamamlamasından yalnızca birkaç gün sonra gerçekleşiyor.
ABD Başkanı Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile iki günlük bir zirve gerçekleştirmek üzere 13 Mayıs'ta Pekin'e ulaşmıştı. Bu temas, Trump'ın 2017 yılındaki son ziyaretinden bu yana bir ABD başkanının Çin'e yaptığı ilk ziyaret olarak kayıtlara geçti.
Siyasi düzlemde, Moskova ve Pekin arasındaki son hamleler, Batı ile tırmanan gerilim ortamında ilişkilerin geleneksel koordinasyonun ötesine geçerek uzun vadeli bir stratejik ortaklığa dönüştüğünü gösteriyor.
Kremlin, Putin'in mevcut Çin ziyaretinin, iki ülke arasındaki "ayrıcalıklı stratejik ortaklığı" derinleştirmeye odaklanarak "son derece ciddi beklentiler" taşıdığını ifade etti. Dünyanın en büyük doğal kaynak üreticisi olan Rusya ile Çin arasındaki bu ortaklık, Batı'nın Ukrayna'daki savaş nedeniyle Rusya'yı cezalandırmak amacıyla uyguladığı yaptırımlardan bu yana "sınır tanımayan" bir nitelik kazanarak pekişti.
Ekonomik alanda Moskova, ticaretinin ve enerji pazarlarının büyük bir kısmını Asya'ya kaydırarak Çin'i en büyük ticaret ortağı haline getirdi.
Reuters'ın aktardığı güncel verilere göre, iki ülke arasındaki ticaret hacmi, 2025 yılında beş yıl aradan sonra ilk kez sınırlı bir düşüş kaydetmesine rağmen 228 milyar dolar seviyesine ulaştı.
Çin, Rusya'nın Şubat 2022'de Ukrayna'ya başlattığı savaşın ardından maruz kaldığı yaptırımlara karşı Moskova'ya önemli bir ekonomik can simidi sundu.
Pekin bu süreçte Rus petrolü, kömürü ve gazını satın alırken kuzey komşusuna otomotivden elektroniğe kadar uzanan geniş bir yelpazede ürün satışı gerçekleştirdi.
İki ülke ikili ticaretteki yavaşlamayı tersine çevirmeyi hedeflerken Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in eylül ayında Pekin'e yaptığı ziyaret sırasında enerji, uzay, yapay zekâ ve tarım alanlarını kapsayan 20'den fazla işbirliği anlaşması imzalandı.
Buna karşın Rusya, Çin'in dış ticaretinde, Çin'in Rusya ticaretinde oynadığı role kıyasla çok daha küçük bir paya sahip.
2024 verilerine göre Rusya, Çin'in toplam ticaretinin yaklaşık yüzde 5,6'sını oluştururken Çin, Rusya'nın toplam ticaretinin yaklaşık yüzde 36'sını karşıladı.
Çin'in Rusya'nın en büyük ticaret ortağı konumuna gelmesine rağmen Rusya'nın Çin'in ticaret portföyünde nispeten küçük ancak önemli bir paya sahip olması, Rusya'nın Çin'e olan bağımlılığının tersi duruma göre çok daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor.
İki lider, Mayıs 2025'teki askeri "Zafer Günü" geçit töreni öncesinde imzaladıkları ortak bildiride, gelecekteki ekonomik, diplomatik ve askeri anlaşmaları da içerecek şekilde Çin-Rusya işbirliği için yeni rotalar belirlemişti.
Şi Cinping ve Vladimir Putin, münferit açıklamalarında da ABD'nin "tek taraflılığını, hegemonyasını, zorbalığını ve baskıcı uygulamalarını" kınayan dikkat çekici bir dil kullanarak "belirli ülkeleri" İkinci Dünya Savaşı'nın zafer sonuçlarını çarpıtmaya çalışmakla suçlamıştı.
Şi ve Putin'in, "koordinasyonu güçlendirme ve ABD'nin her iki ülkeye karşı uyguladığı 'çifte çevreleme' politikasına kararlılıkla ortak yanıt verme" taahhüdü, Rusya-Ukrayna savaşının başlangıcından bu yana kullanılan en sert ifadelerden biri oldu.
İki lider tarafından yayımlanan bildiride, Rusya'nın, Çin hükümetinin "ulusal egemenliği, toprak bütünlüğünü korumak ve ulusal yeniden birleşmeyi sağlamak için attığı tüm adımlara" verdiği sarsılmaz destek vurgulanarak Tayvan'a açık bir atıfta bulunuldu.
Moskova ve Pekin, söz konusu bildiride ABD'nin Hint-Pasifik bölgesindeki dış politikasını diğer metinlere kıyasla daha ağır bir dille eleştirdi. Bildiride liderler, "ABD ve müttefikleri, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü'nün (NATO) Asya-Pasifik bölgesine doğru doğuya genişlemesini teşvik etmeye, bölgede 'küçük ittifaklar' kurmaya ve kendi 'Hint-Pasifik stratejilerini' güçlendirmek için bölge ülkelerini kazanmaya çalışarak bölgesel barış, istikrar ve refahı baltalamaktadır" değerlendirmesini paylaştı.
Şi ve Putin, ABD'yi "Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ni bypass eden, BM Şartı'nı ve diğer uluslararası yasaları ihlal eden, uluslararası güvenlik çıkarlarına zarar veren tek taraflı zorlayıcı tedbirler ve ekonomik yaptırımlar uygulamakla" suçlayarak uluslararası hukuka riayet edilmesi çağrısında bulundu.
Çin ve Rusya'nın siyasi sistemleri, gücün uzun süre görevde kalan tek bir liderin elinde toplanması bakımından benzerlikler taşıyor.
Diplomatik alanda Çin ve Rusya, daimi üye ve veto yetkisine sahip oldukları Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde birbirlerini destekleme veya en azından birbirlerine muhalefet etmeme eğilimi gösteriyor.
İki ülkeden biri, 2004 yılından bu yana diğerinin desteği olmadan tek başına hiçbir Güvenlik Konseyi kararını veto etmedi.
Orta Asya'da ise iki ülkenin farklı çıkarları bulunuyor; Rusya eski Sovyet cumhuriyetlerinin güvenliğini ve siyasi istikrarını desteklemeye odaklanırken Çin ticaret ve ekonomik kalkınmayı geliştirmeyi öncelikli görüyor. Buna rağmen taraflar, aralarında bir çatışma yaşanmasından kaçınarak Şanghay İşbirliği Örgütü vasıtasıyla bölgesel güvenliği korumak için işbirliği yürütüyor.
Güvenlik alanındaki ortaklık ise stratejik ortaklığın en önemli sütunlarından birini oluşturuyor. Bu işbirliği ortak askeri tatbikatları, istihbarat paylaşımını ve silah sistemlerinin ortak geliştirilmesini kapsıyor.
İki ülke, 21. yüzyılın başından bu yana Asya-Pasifik bölgesinde deniz ve hava unsurlarını içeren stratejik ve taktik düzeyde ortak askeri tatbikatlar düzenliyor. Zaman içinde sıklığı, kapsamı ve karmaşıklığı artan bu tatbikatlar, iki ordu arasındaki operasyonel uyumu ve karşılıklı güveni pekiştiriyor.
Silah ticaret anlaşmaları ve savunma teknolojisi transferi, Çin-Rusya askeri ilişkilerinde önemli bir merkez oluşturuyor. Rusya, 1950'lerden bu yana Çin'in ithal ettiği savaş uçakları, denizaltılar ve füze sistemleri gibi gelişmiş askeri teçhizatın ana kaynağı konumundaydı.
Fakat Çin'in kendi savunma sanayisini geliştirmesi, kendi silahlarını üretmesi ve dünyanın en büyük silah ihracatçılarından biri haline gelmesiyle birlikte Rusya'dan yapılan askeri ithalat zamanla azaldı.
Bugün iki ülke, füze erken uyarı sistemleri projesi de dahil olmak üzere silah sistemlerinin geliştirilmesinde ortaklık yaparken uydu tabanlı navigasyon sistemlerini entegre ederek uzay alanındaki işbirliklerini de güçlendiriyor.
Bu askeri ortaklık, tarafları birbirini savunmaya zorunlu kılan bir ortak savunma anlaşması niteliği taşımıyor, aksine bağlayıcı olmayan bir ittifak modeline dayanıyor.
Bu doğrultuda Pekin, Batı'nın doğrudan yaptırımlarına maruz kalmamak adına Rusya'nın Ukrayna'daki savaşına doğrudan askeri yardım sağlamaktan kaçındı.
Bununla birlikte gelen haberler, Çin'in Rusya'ya savunma sanayisi tabanına hizmet eden yarı iletkenler, ağır sondaj ekipmanları, telsizler ve lojistik hizmetlerde kullanılan ağır vasıtalar gibi yüksek teknolojili çift kullanımlı ürünler tedarik ettiğini gösteriyor.