Pekin'de zirve: İran savaşı yakınlaşmayı derinleştiriyor

20 Mayıs 2026

"Putin'in yirmi yılı aşan devlet başkanlığı döneminde Çin'e gerçekleştirdiği bu yirmi beşinci ziyaret, iki liderin bugüne kadar kırktan fazla kez bir araya geldiği köklü bir mesaiye dayanıyor."

YDH - Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ABD-Çin temaslarının hemen ardından Pekin’e giderek Çin lideri Şi Cinping ile bir araya geldi. Görüşmelerde, ABD’nin Ortadoğu’daki askeri hamleleri karşısında iki ülkenin stratejik ve ekonomik işbirliğini derinleştirme kararlılığı vurgulandı. Washington'ın İran'a yönelik savaşı ve Hürmüz Boğazı'ndaki riskler, Çin'i Rusya'dan kara yoluyla enerji ithalatını artırmaya yöneltti. El-Ahbar gazetesi muhabiri Rim Hani'nin aktardığına göre taraflar, Avrupa pazarını kaybeden Rus gazını Çin'e taşıyacak olan Sibirya'nın Gücü 2 boru hattı projesindeki diplomatik ve lojistik ivmeyi hızlandırmayı hedefliyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile bir araya geleceği resmi ziyaret için dün akşam saatlerinde Pekin'e ulaştı.

Putin'in yirmi yılı aşan devlet başkanlığı döneminde Çin'e gerçekleştirdiği bu yirmi beşinci ziyaret, iki liderin bugüne kadar kırktan fazla kez bir araya geldiği köklü bir mesaiye dayanıyor.

Taraflar arasındaki ticaret, güvenlik ve diplomasi eksenli işbirliği, büyük ölçüde ABD'ye duyulan ortak güvensizlik ve liderlerin kişisel yakınlığıyla her geçen gün daha da pekişiyor. İki ülke arasındaki "Koordineli Stratejik Ortaklık" ilişkisinin otuzuncu, "İyi Komşuluk ve Dostane İşbirliği Anlaşması"nın ise yirmi beşinci yıldönümüne rastlayan bu seyahat, Beyaz Saray temsilcisinin Çin'den ayrılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Putin'in Yardımcısı Yuri Uşakov pazartesi günü yaptığı açıklamada, iki diplomatik temas arasında bir bağlantı bulunmadığını vurguladı. Uşakov, ziyaret tarihinin şubat ayının başlarında kararlaştırıldığını, Trump'ın ise Pekin seyahatini başlangıçta mart sonu veya nisan başında yapmayı planladığını belirtti.

Rus yetkili, İran bağlamındaki gelişmeler ve ortaya çıkan zorunluluklar sebebiyle bu tarihin, Rus heyetinin Çin seyahatinin hemen öncesine, yani 13-15 Mayıs tarihlerine çekildiğini açıkladı.

Batı medyası, yüksek beklentilerle gerçekleşen ancak ticaret, İran ve Ukrayna gibi kritik dosyalarda Çin'in taviz vermemesi nedeniyle somut bir netice doğurmayan Trump'ın ziyaretinin hemen ardından gelen bu teması, önceki görüşmeyle ilişkilendirmekten geri durmadı.

Washington'ın Ortadoğu'da başlattığı savaşın ortasında Pekin ve Moskova'nın küresel barış ve istikrarın iki temel sütunu olduğunu göstermek isteyen Kremlin lideri, salı günü yayımladığı mesajında şu ifadelere yer verdi: "Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı, kadim ve aziz dostum Şi Cinping'in davetiyle Pekin'i yeniden ziyaret etmekten büyük mutluluk duyuyorum."

İki ülke arasındaki ticaret hacminin 200 milyar dolar sınırını çoktan aşarak büyümeye devam ettiğine dikkat çeken Putin, karşılıklı ödemelerin neredeyse tamamen ruble ve yuan cinsinden yapıldığını aktardı. Rusya ile Çin arasındaki yakın stratejik ortaklığın küresel istikrarın korunmasında mihver bir rol oynadığını belirten Rus lider, "İttifakımız kimseyi hedef almıyor; amacımız yalnızca küresel barış ve refaha hizmet etmektir" değerlendirmesinde bulundu.

İlişkilerin tarihte görülmemiş bir seviyeye ulaştığını kaydeden Putin, tarafların egemenlik ve toprak bütünlüğünün korunması dahil olmak üzere, her iki ülkenin asli çıkarlarını ilgilendiren hususlarda birbirlerine tam destek verdiğini vurguladı.

Pekin yönetimi, Çin medyasının ifadesiyle "çalkantılı uluslararası konjonktürde sarsılmaz niteliğini koruyan" Rusya-Çin ilişkilerinden övgüyle bahsetmekle yetinmedi; devlet kontrolündeki Global Times gazetesi, uluslararası kamuoyunun artık "Çin saatine" uyum sağlamaya başladığını yazdı.

Gazetedeki analize göre, geçen yılın aralık ayından bu yana Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un açtığı yoldan ilerleyen Batılı liderlerin peş peşe Pekin'i ziyaret etmesi, üst düzey diplomaside büyük bir dalga yarattı.

Trump ve ardından gelen Putin ile bu diplomatik hareketliliğin yeni bir faza geçtiğini belirten gazete, yakın zamanda Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif'in de Çin'e geleceğini duyurdu.

Çin Sosyal Bilimler Akademisi bünyesindeki Rusya, Doğu Avrupa ve Orta Asya Çalışmaları Enstitüsü uzmanı Cang Hong, gazeteye verdiği demeçte konuyu şöyle özetledi:

"Küresel belirsizliklerin tırmandığı bir dönemde Çin, uluslararası toplum için en önemli istikrar ve öngörülebilirlik kaynaklarından biri haline geldi. İster Küresel Güney ülkeleri olsun ister geleneksel büyük güçler, giderek daha fazla aktör Çin ile ortaklık kurmanın fırsatları yakalamak, istikrarı güvenceye almak ve büyümek anlamına geldiğini açıkça görüyor."

ABD merkezli yayın kuruluşu CNN ise Şi Cinping'in bir hafta içinde, çözülmesi imkansız görünen krizlerin merkezindeki iki küresel lideri ağırladığına dikkat çekti.

Çin'in, özellikle İran ile yaşanan savaş ortamını kendisini Washington'a alternatif, sorumlu bir küresel lider olarak konumlandırmak için kullanacağını belirten televizyon kanalı, şu analizi paylaştı:

"Pekin ve Moskova, Trump'ın geleneksel ABD dış politikasını altüst eden hamlelerinden faydalanarak, Amerikan gücünün ya da Washington liderliğindeki ittifak sisteminin tahakküm kuramadığı yeni bir dünya nizamı vizyonunu yerleştirmeye çalışıyor."

Ziyaretten beklentiler ve enerji jeopolitiği

Liderlerin Çin Başbakanı Li Çiang'ın da katılımıyla yapacağı görüşmelerde ekonomik ortaklık ve ticaret verileri masada olacak. The Economist dergisine göre Şi ve Putin, büyük olasılıkla Trump'ın Venezuela ve İran'a yönelik son askeri hamlelerine dair istihbari bilgileri ve endişeleri paylaşacak.

Bir ABD başkanının Çin'i her ziyaretinde analistler, Rusya-ABD yakınlaşmasının Çin'i çevrelemek amacıyla kullanılabileceğine işaret eden "Tersine Nixon Stratejisi" senaryolarını hatırlatıyor

. Ancak İngiliz dergisi, Şi'nin bu temaslar sırasında, Washington ile olası bir dengelenmenin Putin ile kurulan "sınırsız" ortaklık pahasına olmayacağını kanıtlama gayretinde olacağını yazdı.

Nitekim ABD'nin İran'a yönelik savaşının, Rusya ile Çin arasındaki ekonomik ve askeri bağları daha da derinleştirmesi bekleniyor. Pekin'deki Tsinghua Üniversitesi uzmanlarından Wu Dahuy, mayıs ayı başlarında düzenlenen bir konferansta yaptığı değerlendirmede, "Trump, Çin'i çevrelemek için Rusya ile ittifak kurmayı gerçekten istiyor fakat biz bu konuda hiçbir zaman endişe duymadık" diyerek şu can alıcı noktaya işaret etti:

"Hürmüz Boğazı'nın kapanmasının ardından Çin'in Rusya'dan petrol ve doğalgaz ithal etme avantajı tamamen netleşti. Bu ithalatı büyütmeye ve artırmaya devam edeceğiz."

Bu yaklaşım, Pekin'in Moskova ile olan yapısal ve ekonomik bağları, Washington'ın diplomatik hamlelerle koparamayacağı kadar derin gördüğünü gözler önüne seriyor.

Liderlerin gündemindeki en stratejik başlıklardan biri de Doğu Rusya'dan başlayıp Moğolistan üzerinden Kuzey Çin'e yılda 50 milyar metreküp doğalgaz taşıması planlanan 2 bin 600 kilometre uzunluğundaki Sibirya'nın Gücü 2 boru hattı projesi olacak.

Avrupa'ya satamadığı doğalgaz için yeni ve güvenli bir pazar arayışındaki Kremlin, projeyi bir an önce hayata geçirmek isterken, Çin yönetimi temkinli duruşunu koruyor.

Herhangi bir tedarikçinin, hidrokarbon ithalatındaki payının yüzde 20 sınırını aşmamasını öngören stratejisine sadık kalan Pekin, Rusya ile zaten bu sınıra ulaşmış durumda.

Berlin merkezli Carnegie Rusya Avrasya Merkezi Direktörü Alexander Gabuev'e göre, Çin Halk Cumhuriyeti'nin İran'daki savaştan çıkardığı en önemli ders, her an yeni bir çatışmanın patlak verebileceği ve deniz yoluyla yapılan enerji tedarikinin tehlikeye girebileceği gerçeği oldu.

Gabuev, Çin'in artık kara yoluyla daha büyük miktarlarda enerji ithal etme eğilimine girdiğini belirterek, "Putin'in ziyareti sırasında boru hattına ilişkin nihai bir anlaşmaya varılması düşük bir ihtimal olsa da projenin ivmesi hiç olmadığı kadar güçlü" dedi.

Çeviri: YDH