
YDH- Saha gazetecisi Yusuf Faris, el-Ahbar mecrasında kaleme aldığı analiz yazısında, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun Gazze’deki askeri operasyonların tamamlanmak üzere olduğunu iddia ettiği ve saldırıların tırmandığı bir dönemde, Gazze "Barış Konseyi"nden sızan gizli bir belgenin yarattığı diplomatik krizi masaya yatırıyor.
Faris, 10 Ekim 2025 tarihinde imzalanan ateşkes anlaşmasının tehlikede olduğu bu kritik süreçte, söz konusu belgenin Gazze Şeridi’ne yönelik yol haritasının askıya alınmasından üstü kapalı bir şekilde Filistin direnişini sorumlu tuttuğuna dikkat çekiyor.
Yazar, direniş gruplarına yakın kaynakların aktardığı bilgilere dayanarak, Barış Konseyi’nin BM Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporun tamamen İsrail tezlerini kayıran taraflı bir tutumla yazıldığını savunuyor.
Metinde, anlaşmaya yönelik "günlük ihlallerden" bahsedilmesine rağmen asıl fail olan İsrail’in adının açıkça zikredilmediğini belirten Faris, yirmi maddelik planın hayata geçirilememesindeki ana engelin Hamas’ın silah bırakmayı reddetmesi olarak gösterildiğinin altını çiziyor.
Faris, direniş gruplarının Şarm el-Şeyh anlaşmasının ilk gününden beri şartlara sadık kaldığını ifade ederken; işgal güçlerinin ise nisan ayındaki katliamlar da dahil olmak üzere yüzlerce Filistinlinin ölümüne yol açan saldırılarına gerekçe gösterme zahmetine bile katlanmadığını vurguluyor.
Yazıda, Barış Konseyi’nin raporunda öne çıkan sorunların Hamas’ın silahları, Filistin Ulusal Konseyi’nin yetkilendirilme mekanizmaları ile insani yardım ve finansman başlıkları olduğu belirtiliyor.
Yazar, belgenin İsrail’in Gazze’ye idari komite girişini engellemesini ve fon akışını kesmesini başarısızlık nedenleri arasında saysa da direnişin silah konusundaki tavizsiz tutumunun arkasındaki temel neden olan silahlı vekil milisler meselesini tamamen görmezden geldiğini yazıyor.
İnsani yardımlar konusunda ise konseyin sahadaki devasa ihtiyaçlar ile ulaştırılan fonlar arasındaki uçurumu kabul ettiğini aktaran Faris, Netanyahu’nun savaşı yeniden harlama gayretinin kendi siyasi bekası ve seçim hesaplarıyla ilişkili olduğunu ifade ediyor.
Makalede, sızdırılan belgenin Gazze’deki direniş grupları arasında büyük bir öfkeye yol açtığı bilgisi paylaşılıyor. Yusuf Faris, Hamas Sözcüsü Hazem Kasım’ın raporu bir "çarpıtma" olarak nitelendirdiğini belirterek, Kasım'ın şu sözlerini aktarıyor:
"Barış Konseyi, Temsilcisi Mladenov’un tamamen İsrail’in bakış açısını benimsemesi ve tüm tarafların uzlaşabileceği yaklaşımları reddetmesi sebebiyle, silah meselesine odaklı bu anlaşmanın hayata geçirilememesinin baş sorumlusudur."
Yazar, benzer şekilde İslami Cihad Hareketi’nin de rapora sert tepki göstererek, metnin tamamen İsrail anlatısına angaje olduğunu ve işgal rejiminin günlük cinayetlerini, sınır kapılarını kapatmasını ve insani trajediyi derinleştiren hamlelerini sümen altı ettiğini savunduğunu aktarıyor.
Yusuf Faris, belgenin derinlemesine analiz edildiğinde, Barış Konseyi’nin kurulduğu günden bu yana kaleme aldığı en tehlikeli metin olduğunu ileri sürüyor.
Anlaşmanın çöküş faturasını peşinen Filistin tarafına kesen bu raporun, gelecekteki olası İsrail saldırıları için uluslararası arenada siyasi bir kalkan görevi gördüğünü savunan yazar, durumun vahametini şu şekilde özetliyor:
"Daha da vahim olanı, bu raporun 'Barış Konseyi'ni, anlaşmanın uygulanmasını denetleyen ve maddelere saygı gösterilmesini sağlayan tarafsız bir hakem organdan, İsrail işgalinin siyasi ve askeri emellerine hizmet eden bir taşerona dönüştürmüş olmasıdır."
Konseyin arka planına da ışık tutan yazar; bu yapının ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’de Hamas’tan bağımsız yeni bir yönetim modeli inşa etmeyi hedefleyen "sonraki gün" planının bir parçası olarak 15 Ocak’ta kurulduğunu hatırlatıyor.
Bulgar diplomat Nikolay Mladenov başkanlığındaki konseyin; geçiş sürecini idare etmek üzere tasarlanan dört ana mekanizmadan biri olduğunu belirtiyor.
Yazar, son olarak siyasi analist Ahmed el-Tanani’nin görüşlerine yer vererek, İsrail’in savaşı yeniden başlatma çabalarının Netanyahu’nun siyasi ikbaliyle göbekten bağlı olduğunu savunuyor.
El-Tanani’nin değerlendirmelerine dayandırılan bölümde, Barış Konseyi’nde yer alan Arap ve İslam ülkelerinin bu siyasi koruma kalkanını kırmak adına acilen diplomatik eyleme geçmesi gerektiği; mevcut mekanizmanın İsrail ihlallerini gözler önüne sermek yerine Gazze halkı üzerindeki baskı ve zulmü meşrulaştıran bir araca dönüştüğü uyarısı yapılıyor.