
YDH - Küresel güvenlik ve uluslararası ilişkiler alanındaki çalışmalarıyla tanınan Chicago Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü ve Chicago Güvenlik ve Tehditler Projesi Direktörü Prof. Robert A. Pape, dünya genelinde devam eden askeri ve siyasi krizleri ele aldı.
Yayıncı Mario Nawfal ile gerçekleştirdiği mülakatta Profesör Pape; liderlerin karar alma mekanizmalarını, savaş sahasındaki yeni teknolojik gerçeklikleri ve nükleer caydırıcılık dengesinin gelecekte nasıl şekilleneceğini derinlemesine ele aldı.
Analizinde Rusya, ABD, Ukrayna ve İran gibi aktörlerin mevcut pozisyonlarını değerlendiren Pape, uluslararası sistemin karşı karşıya olduğu en büyük tehlikelerden birinin liderlerin kendi ürettikleri kriz sarmallarında sıkışıp kalmaları olduğunu belirtti.
Mülakatın başlangıcında devlet liderlerinin karşı karşıya kaldığı en büyük stratejik engellerden biri olan gerilimi tırmandırma tuzağı kavramını açıklayan Profesör Pape, bu durumun hem Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin hem de ABD siyasetindeki aktörler için geçerli olduğunu ifade etti.
Liderlerin girdikleri çıkmaz sokaklarda çırpındıklarını ve kurtuluş yolları aradıklarını belirten Pape, "Donald Trump tam olarak bu durumun bir örneğini sunuyor. Kendisini içine soktuğu bu korkunç durumdan bir çıkış yolu arayarak çırpınıp duruyor. O da Vladimir Putin gibi bir gerilimi tırmandırma tuzağının içinde bulunuyor. Vladimir Putin ne yapıyor? Tam olarak bir önceki hamlesi başarısız olduğu için gerilimi tırmandırma merdiveninin basamaklarını yukarı doğru tırmanıyor" dedi.
Bu tuzağın sadece mevcut çatışmalarla sınırlı kalmadığını, gelecekteki olası kriz alanlarını da kapsadığını kaydeden Pape, benzer bir riskin Asya-Pasifik bölgesinde de mevcut olduğunu vurguladı.
Çin liderinin Tayvan'a yönelik olası bir askeri harekatına değinen Profesör Pape, "Eğer Şi Jinping, Tayvan'a yönelik bir saldırı başlatacak olursa bu durum onu da doğrudan bir gerilimi tırmandırma tuzağının içine çekecektir. Buradaki temel sorun, bu savaşların hızlı bir şekilde yatışmamasıdır ve bunun çok somut bir sebebi vardır. Zayıf olan taraf, güçlü olan tarafın kabul ettiğinden veya fark ettiğinden çok daha fazla askeri kabiliyete sahiptir. Bu gerçek İran için geçerlidir, Ukrayna için geçerlidir ve gelecekte Tayvan için de geçerli olacaktır. Bu güçlü liderlerin hiçbirinin işlerinin kendi istedikleri yönde gitmemesinin asıl sebebi budur" değerlendirmesinde bulundu.
Liderlerin içine düştüğü bu durumun sadece askeri mühimmat veya teknolojik donanımla ilgili olmadığını, işin içinde çok güçlü bir siyasi boyutun da yer aldığını dile getiren Pape, "Bu savaşların uzayıp gitmesinin sebebi hepimizin bu yüksek maliyetleri çok sevmesi değildir. Liderlerin gerilimi tırmandırma tuzaklarına yakalanmış olmasıdır ve bu tuzaklardan çıkış son derece zordur" şeklinde konuştu.
Ukrayna savaş sahasındaki güncel duruma ve Vladimir Putin'in Avrupa'daki zafiyet algısına yönelik bir soruyu yanıtlayan Profesör Pape, Rusya'nın askeri hedefleri ile sahadaki taktiksel gerçekler arasındaki çelişkilere dikkat çekti.
Putin'in Avrupa'da büyük bir zayıflık tespit ettiğini ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü ittifakının beşinci maddesi kapsamındaki ABD taahhütlerinin sınırlarını test etmek isteyebileceğini belirten Pape, analizinde taktik nükleer silah kullanımından ziyade konvansiyonel ve asimetrik risklere odaklandı.
Donbass bölgesinin arkasında yer alan kritik bir savunma hattına işaret eden Pape, bu hattın önemini şu sözlerle açıkladı:
"Ukrayna'nın Donbass bölgesindeki cephe hattının hemen arkasında çok kritik bir savunma kuşağı bulunuyor. Bu, coğrafi olarak haritalarda da net bir şekilde görülebilen çok önemli bir koridordur. Eğer Vladimir Putin bir kara taarruzu başlatıp bu kuşağı yarmayı başarabilirse, bu durum muhtemelen Ukrayna savunmasının bel kemiğini kıracaktır. Böyle bir durumda Dinyeper Nehri'ne kadar, hatta neredeyse Kiev sınırına kadar olan tüm toprakları kaybedebilirsiniz. Dolayısıyla burası sıradan bir toprak parçası değildir, son derece kritik bir bölgedir."
Vladimir Putin'in bu savunma hattını yarmak için yıllardır çabaladığını ancak başarısız olduğunu hatırlatan Profesör Pape, sahadaki kilitlenmenin nedenlerini askeri tarih üzerinden örneklendirerek açıkladı.
Son yıllarda Ukrayna'da cephe hatlarının neredeyse hiç değişmediğini söyleyen Pape, "Bu durum Vladimir Putin'in bu hedefinden vazgeçmesinden veya buranın önemini bilmemesinden kaynaklanmıyor. Ukrayna'daki insansız hava araçları, Putin'in kara kuvvetlerinin bu yarmayı gerçekleştirmek için ihtiyaç duyduğu yoğunlaşmayı engelliyor. Normalde bir hattı yarmak için askerlerinizi tek bir noktaya yığmanız gerekir. Rusya'nın elinde 400 bin ya da 500 bin gibi çok sayıda asker olduğu söylenebilir ancak bu sayı cepheyi yarmak için tek başına yeterli değildir. Tıpkı Birinci Dünya Savaşı'nda olduğu gibi bir durumla karşı karşıyayız. O dönemde de her iki tarafta yüz binlerce asker konuşlandırılmıştı ancak topçu ateşleri yüzünden cepheyi yarıp geçemiyorlardı. Bugün ise bu kilitlenmeyi sağlayan unsur topçu ateşleri değil, insansız hava araçlarıdır" ifadelerini kullandı.
Bu askeri kilitlenmenin Putin'i daha da köşeye sıkıştırdığını belirten Pape, Donbass savunma hattının Ukrayna için de hayati bir kırmızı çizgi olduğunu kaydetti.
Ukrayna'nın bu bölgeyi kaybetmesi halinde egemenliğinin doğrudan tehlikeye gireceğini ifade eden Pape, "Donbass'taki bu kuşak, Fransa'nın 1940 yılındaki Maginot Hattı gibidir. Bu bölgeyi geçer, bu hattı aşarsanız doğrudan Kiev'e kadar ilerleyebilirsiniz ve Ukrayna tamamen savunmasız kalır. Ukrayna tarafının da bu toprakları vermeyi kesin bir kırmızı çizgi olarak görmesinin asıl sebebi budur. Kendi ifadeleriyle de belirttikleri gibi, eğer Donbass kuşağını kaybederlerse Kiev doğrudan saldırılara açık hale gelecektir" dedi.
Savaşın sona erdirilmesine yönelik diplomatik formüllerin ve toprak tavizi tartışmalarının sahadaki siyasi gerçeklerle uyuşmadığını belirten Profesör Robert A. Pape, hem Vladimir Putin'in hem de Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy'nin karşı karşıya olduğu iç siyasi baskıları analiz etti.
Liderlerin geri adım atmasının önündeki en büyük engelin kişisel ve siyasi varoluş mücadeleleri olduğunu vurgulayan Pape, liderlerin kaderlerinin birbirine benzediğini belirtti. Geri adım atmanın maliyetinin Rusya tarafında çok daha ağır olduğunu dile getiren Pape, "Vladimir Putin bir geri adım atacak olursa bu durum onun için çok büyük iç siyasi sorunlar doğurur. Donald Trump için bu durum sadece ara seçimleri, Temsilciler Meclisi'ni veya Senato'yu kaybetmekle ilgilidir. Ancak Vladimir Putin için bu bir ölüm kalım meselesidir. Geri adım atmanın Putin için maliyeti çok daha büyüktür. İşte bu yüzden bu durum gerilimi tırmandırma tuzağının bir parçasıdır ve askeri teçhizattan ziyade siyasetle ilgilidir" dedi.
Aynı iç siyasi açmazın Ukrayna liderliği için de geçerli olduğunu aktaran Profesör Pape, Vladimir Zelenskiy'nin toprak tavizi vermesi durumunda hayatta kalmasının bile zorlaşabileceğini ifade etti.
Batı medyasında yer alan kamuoyu araştırmalarının ve anketlerin savaşın gerçek dinamiklerini yansıtmadığını söyleyen Pape, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Eğer Zelenskiy bu kritik toprakları teslim ederse, onun başına gelecekler de Putin'in başına geleceklerden çok farklı olmayacaktır. Kendi halkı bu toprakların verilmesine son derece öfkelenecektir. Kendi insanları öfkelendiğinde, insanlar onu öldürmek için gelmeden önce muhtemelen Kiev'den kaçacak bir araç bile bulamayacaktır. Bu nedenle televizyonlarda ve anketlerde gördüğünüz veriler yanıltıcıdır. Çünkü bu tür yaklaşımlar, savaşı asıl yönlendiren stratejik ve siyasi gerçekleri tam anlamıyla hesaba katmamaktadır."
Mülakatın ikinci bölümünde Ortadoğu'daki gelişmelere ve İran ile yaşanan gerilime odaklanan Profesör Robert A. Pape, bölgedeki çatışmaların geleceği ve İran'ın nükleer programı hakkında da öngörülerde bulundu.
Körfez bölgesindeki krizin beş yıl sürecek kesintisiz bir kara savaşına veya abluka sarmalına dönüşmesini beklemediğini belirten Pape, bölgedeki nihai denge noktasının İran'ın atacağı nükleer adımlarla belirleneceğini ifade etti.
İran'ın yakın gelecekte nükleer güce dönüşeceğini öngören Pape, mülakatta şu analizi sundu:
"Bölgedeki asıl denge noktası, İran'ın önümüzdeki bir veya iki yıl içinde bir ya da iki nükleer silah testi gerçekleştirmesiyle oluşacaktır. Çünkü bu test gerçekleştikten sonra Körfez bölgesindeki tüm dengeler kökten değişecektir. İran nükleer silahlarını test ettiği andan itibaren, Birleşik Arap Emirlikleri'nin Hürmüz Boğazı da dahil olmak üzere herhangi bir İran hedefini bombalamayı düşünme ihtimali hızla ortadan kalkacaktır. Aynı durum Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri için de geçerlidir. İsrail'in de İran'ın kendi ana karasındaki hedefleri dilediği gibi bombalama serbestisi bu gelişmeyle birlikte sona erecektir. Çünkü nükleer caydırıcılık son derece önemlidir ve gerçek bir ağırlığı vardır."
Nükleer caydırıcılığın devreye girmesiyle birlikte askeri seçeneklerin de sınırlanacağını belirten Profesör Pape, Batılı ülkelerin ve bölge aktörlerinin bu gerçeği kabullenmek zorunda kalacağını kaydetti.
İran'ın nükleer bir güç haline gelmesinin küresel güç dengesinde yeni bir dönemi başlatacağını vurgulayan Pape, "Körfez'deki bu krizin beş yıl sürüp sürmeyeceğini tartıştığımızda asıl mesele İran'ın dünya gücünün dördüncü merkezi haline gelip gelmeyeceğidir. Dünya gücünün dördüncü merkezi olmak ne anlama gelir? Bu, Hürmüz Boğazı'nı en azından geçiş ücreti alan bir kontrol noktası seviyesinde denetlemek ve bu ücreti ödeyenlerin bile hangilerinin geçip geçemeyeceğine karar vermek anlamına gelir. İran'ın elindeki nükleer silahlarla birlikte bu durum, bizi sürekli olarak kara gücü ikilemine geri götüren bir gerçeklik yaratacaktır. İran nükleer silahları test ettiğinde, zenginleştirilmiş uranyumu ele geçirmek için kara harekatı düzenleme düşüncesi de tamamen geçerliliğini yitirecektir" açıklamasını yaptı.
Profesör Pape, önümüzdeki iki yılın bölgede son derece gergin geçeceğini ve sahadaki geçici ateşkeslerin ya da duraksamaların büyük resmi değiştirmeyeceğini belirtti.
Batı'daki siyasi analistlerin savaşın doğasını anlamakta yetersiz kaldıklarını dile getiren Pape, "Beyaz Saray'da herkesle doğrudan iletişim halinde olduklarını söyleyen siyasi analistlerin öngörülerine inanmıyorum. Onlar aptal oldukları için değil, sadece kendi uzmanlık alanlarının dışındaki konularda derinlikten yoksun oldukları için bu savaşı son üç aydır hiçbir şekilde doğru tahmin edemediler" diyerek askeri stratejinin sadece siyasi lobicilikle anlaşılamayacağını vurguladı.
İran'ın nükleer silaha sahip olma olasılığına yönelik soru karşısında, ABD ve müttefiklerinin bu durumu engellemek adına askeri yollara başvurabileceğini ifade eden Profesör Robert A. Pape, nükleer bir İran'ın Washington ve Tel Aviv'deki iç siyasi yansımalarını değerlendirdi.
ABD'deki siyasi aktörlerin bu gelişmeyi engellemek için askeri riskleri göze alabileceğini belirten Pape, "Ben hala İran'ın nükleer silah elde etmesini önlemek amacıyla, zenginleştirilmiş uranyumu ele geçirmek üzere bir şekilde kara operasyonuna başvurulmasını daha olası bir seçenek olarak görüyorum. Çünkü İran'ın nükleer bir silah test etmesi Donald Trump, Cumhuriyetçiler ve Benyamin Netanyahu için siyasi açıdan devasa bir felaket anlamına gelecektir. Böyle bir test, Cumhuriyetçilerin 2028 yılındaki seçim kazanma şansını neredeyse tamamen ortadan kaldırır. Demokratlar ise daha iyi bir anlaşma yapabileceklerini söyleyerek bu durumdan siyasi çıkar sağlamaya çalışacaktır" dedi.
Geçmişte uygulanan askeri yöntemlerin başarısız olduğunu ve İran'ı daha da güçlendirdiğini kaydeden Profesör Pape, rejim değişikliği odaklı savaşların çözüm üretmediğini belirtti.
Bu analizlerinin tamamen nesnel verilere dayandığını vurgulayan Pape, sözlerini şöyle tamamladı:
"Geçen yıl Fordo Nükleer Tesisi'ni bombaladık ve o dönemde de bir iki yıl içinde yeniden rejim değişikliği savaşı noktasına döneceğimizi söylemiştim. Şimdi de aynı şeyi yaşıyoruz. Rejim değişikliği savaşlarını denedik ancak bu yöntemler işe yaramıyor. Aksine bu operasyonlar İran'ı daha da güçlendiriyor ve nükleer silaha doğru giden adımlarını yavaşlatmıyor. İnsanların duymak istemediği temel sorun budur. Ben bu değerlendirmeleri birilerinin yönlendirmesiyle yapmıyorum, bu benim yirmi yıldır sürdürdüğüm siyaset dışı ve bağımsız analizlerimin bir sonucudur. İran, kendi güvenlik şartları altında her devletin isteyeceği savunma araçlarını terk etmeyecektir. İran sıradışı bir devlet değil, kendi şartları altında güvenlik arayan normal bir devlettir. Bu nedenle bu kriz daha aylarca sürecek, liderler blöflerle vakit kazanmaya çalışsa da sorun ortadan kalkmayacaktır."