
YDH- Foreign Policy’de yayımlanan bir analizde, eski Küba Devlet Başkanı Raúl Castro hakkında 1996 yılında “Brothers to the Rescue” adlı iki uçağın düşürülmesi emrini verdiği iddiasıyla hazırlanan iddianame ele alındı.
Analizde, söz konusu adımın ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve ABD Başkanı Donald Trump tarafından Güney Florida’daki Küba kökenli sertlik yanlısı çevrelere sunulan “uzun süredir beklenen bir siyasi hediye” olarak değerlendirildiği belirtildi.
Analizde, iddianamenin Miami’de bir dönem Kübalı göçmenlerin kabul merkezi olarak kullanılan “Özgürlük Kulesi”nde açıklanmasının, sürecin “iç siyasi amaçlarla kurgulandığına” işaret ettiği ifade edildi.
Bunun aynı zamanda Küba yönetimine yönelik “Washington’ın diplomasi yerine askeri yöntemleri tercih etmeye hazır olduğu” mesajı taşıdığı kaydedildi.
Baskı politikası ve “rejim değişikliği” tartışması
Foreign Policy’de, bu adımın Washington’ın Havana üzerindeki baskı politikasında “yeni bir aşama” olduğu bildirildi.
Analizde, söz konusu sürecin 3 Ocak’ta Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşinin ABD özel birliklerince kaçırılmasıyla başladığı aktarıldı.
Analizde, bunun ardından Trump rejiminin Venezuela petrolünün Küba’ya sevkiyatını durdurduğu, petrol taşıyan ülkelere yönelik gümrük tehdidinde bulunduğu ve Küba ile çalışan yabancı şirketleri ikincil yaptırımlarla hedef aldığı kaydedildi.
Foreign Policy, bu politikanın amacının “Küba ekonomisini boğmak ve ülke yönetimini Washington’ın taleplerini kabul etmeye zorlamak” olduğunu belirtti.
Analizde, Maduro’ya yönelik “uyuşturucu kaçakçılığı komplosu” ile Castro’ya yönelik “komplo ve cinayet” suçlamaları arasında paralellik kurulduğu, bunun aynı zamanda Castro’ya karşı da benzer bir ABD özel operasyonu ihtimalini ima ettiği ifade edildi.
“Müzakerelerde ilerleme yok”
Analizde, iddianamenin iki ülke arasındaki zaten sorunlu müzakereler üzerinde daha “ağır bir baskı” yarattığı ifade edildi.
Küba’nın ABD Büyükelçisi Lianys Torres Rivera’nin açıklamalarına yer verilen analizde, taraflar arasında üç yüz yüze görüşme yapılmasına rağmen “hiçbir ilerleme sağlanamadığı” belirtildi.
Rivera’nın, Rubio’nun Küba’dan “yönetim biçimini ve siyasi liderliğini değiştirmesini” talep ettiğini söylediği aktarıldı. Büyükelçinin, “Bunlar kırmızı çizgiler” ifadelerini kullandığı kaydedildi.
Analize göre, John Ratcliffe Mayıs ayında Havana’ya yaptığı ziyaret sırasında Kübalı yetkililere “Washington’ın taleplerini kabul etmeleri için zamanın daraldığı” yönünde mesaj verdi.
Casusluk ve drone iddiaları
Foreign Policy, ABD yönetiminin ocak ayından itibaren Küba’nın “olağanüstü ve sıra dışı bir tehdit” oluşturduğunu öne sürdüğünü bildirdi.
Haberde, Washington’ın Küba’nın ABD karşıtı ülkelerle yakın ilişkiler kurduğu ve Rusya ile Çin adına sinyal istihbaratı faaliyetleri yürüttüğünü savunduğu aktarıldı.
Ancak analizde, “casusluk savaş nedeni kabul edilirse uluslararası sistem herkesin herkesle savaştığı bir düzene dönüşür” değerlendirmesi yapıldı.
Trump’ın Çin ziyareti dönüşünde yaptığı, “Onlar bizi gözetliyor, biz de onları yoğun şekilde gözetliyoruz.” sözlerine yer verildi.
Foreign Policy ayrıca, ismi açıklanmayan yetkililerin Axios aracılığıyla Küba’nın “300 askeri drone” satın aldığı yönünde bilgi sızdırdığını bildirdi.
Haberde, bu araçların “Guantanamo Deniz Üssü, ABD savaş gemileri ve Florida’daki Key West’i tehdit edebileceği” yönünde iddiaların gündeme getirildiği belirtildi.
Analizde gazeteci Megyn Kelly’nin sözlerine de yer verildi. Kelly’nin, “Küba’nın ABD’ye saldırarak intihar niteliğinde bir savaşı başlatacağı iddiası saçmalık” dediği aktarıldı.
Küba Dışişleri Bakan Yardımcısı Carlos Fernández de Cossío’nun ise “Her ülke gibi Küba’nın da kendisini savunma hakkı vardır.” açıklamasını yaptığı bildirildi.
“Askeri seçenek” ve Küba senaryoları
Foreign Policy analizinde, Washington’ın Küba’ya karşı savaş için “meşru bir ulusal güvenlik gerekçesine sahip olmadığı” savunuldu.
Bununla birlikte, ABD Savunma Bakanlığı’nın Küba açıklarında istihbarat uçuşlarını artırdığı ve USS Nimitz’in 20 Mayıs’ta Karayipler’e ulaştığı ifade edildi.
Ayrıca ABD Güney Komutanlığı’nın “Öldürücü. Hassas. Hazır.” mesajıyla savaş uçakları, tanklar ve çıkarma araçlarını içeren bir video yayımladığı belirtildi.
Analizde Castro’ya yönelik sınırlı bir operasyonun başarılı olabileceği, ancak bunun Küba yönetiminde ciddi bir değişiklik yaratmayabileceği kaydedildi.
95 yaşına yaklaşan Castro’nun uzun süredir günlük yönetimde aktif rol üstlenmediği ve ülkeyi fiilen yönetmediği vurgulandı.
Analizde ayrıca, İran deneyimine atıf yapılarak, “hava saldırılarıyla rejim değişikliği sağlamanın mümkün olmadığı” görüşü aktarıldı.
Trump’ın İran konusunda kullandığı, “Birinci kademe gitti, ikinci kademe gitti, üçüncü kademenin yarısı gitti” sözleri hatırlatıldı ve buna rağmen siyasi yapının “değişmediği” ifade edildi.
“Tam işgal” senaryosu ve Küba ekonomisi
Foreign Policy, en ileri senaryonun 1989’da Panama’ya yapılan müdahaleye benzer bir “tam ölçekli işgal” olabileceğini yazdı.
Ancak bunun Washington’ı “10 milyondan fazla nüfusa sahip, gıda, ilaç, yakıt ve elektrik sıkıntısı yaşayan bir ülkenin sorumluluğunu üstlenmekle” karşı karşıya bırakacağı belirtildi.
Analizde, bazı ABD yetkililerinin ekonomik baskı arttıkça Kübalıların hükümete karşı ayaklanacağını düşündüğü, ancak bu yaklaşımın köklerinin 1960 tarihli “Mallory Memorandumu”na kadar uzandığı ifade edildi.
Belgede “Küba’nın ekonomik yaşamı zayıflatılmalı, açlık ve umutsuzluk oluşturulmalı” görüşünün yer aldığı aktarıldı.
“Bunu yapacak kişi ben olacağım”
Analizde, Rubio’nun İspanyolca yayımladığı video mesajında Kübalılara ekonomik sıkıntılarından yöneticileri sorumlu tuttuğu ve Washington’ın Katolik Kilisesi üzerinden “100 milyon dolarlık insani yardım” teklifini yinelediği belirtildi.
Rubio’nun, “Acılarınızın sebebi ülkenizi yönetenlerdir” ifadelerini kullandığı aktarıldı.
Buna karşılık Küba’nın BM Daimi Temsilcisi Ernesto Soberón Guzmán’nın, “Küba ABD ile her şeyi konuşmaya hazırdır. Konuşmalarımızda tabu yoktur.” dediği kaydedildi.
Ancak Rubio’nun müzakerelerle ilgili soruya, “Mevcut koşullarda bunun ihtimali yüksek görünmüyor.” yanıtını verdiği belirtildi.
Analizin sonunda Trump’ın 21 Mayıs’taki şu sözleri aktarıldı:
“1959’dan bu yana birçok ABD başkanı Küba’ya müdahaleyi düşündü. Görünüşe göre bunu yapacak kişi ben olacağım.”