
YDH - Arizona Üniversitesi siyaset bilimi profesörü Prof. Dr. David Gibbs, yayıncı Mario Nawfal'a verdiği mülakatta, ABD ile İran arasında yürütülen temasların çıkmaza sürüklendiğini ve Washington'un yeni bir askeri operasyona yönelme ihtimalinin arttığını söyledi.
Gibbs, özellikle ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ın görevden ayrılmasının, Washington'da savaş karşıtı çizginin zayıfladığına işaret ettiğini belirtti.
Programın açılışında Nawfal, son günlerde ABD ile İran arasında yürütülen müzakerelere ilişkin çelişkili açıklamaların dikkat çektiğini söyledi.
Nawfal, El Arabia'da yayımlanan bir haberde ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'ın taleplerinin büyük bölümünü kabul etmeye hazır olduğunun öne sürüldüğünü aktardı.
Nawfal, söz konusu haberde Washington'un savaşın ve çatışmaların sona ermesini kabul ettiği, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması konusunda İran'ın ücret talep edip etmeyeceğine ilişkin bir şart ileri sürmediği ve nükleer programla ilgili başlıkların daha sonraki aşamada ele alınmasının gündeme geldiğinin belirtildiğini söyledi. Nawfal, İran'ın başlangıçtan itibaren bu çerçeveyi savunduğunu, Trump'ın ise buna uzun süre karşı çıktığını ifade etti.
Ancak Nawfal, söz konusu haberin kısa süre içinde yanlış bilgi olarak nitelendirildiğini belirtti. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun "ilerleme sağlandığına" ilişkin açıklama yaptığını söyleyen Nawfal, buna karşılık İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü'nün çok daha temkinli bir dil kullandığını aktardı.
Nawfal, İranlı sözcünün "Bir anlaşmaya yakın olduğumuzu söyleyemeyiz. Böyle bir durum yok. İran ile ABD arasındaki farklılıklar o kadar derin ve o kadar fazla ki birkaç ziyaret ya da birkaç haftalık müzakereyle kesin bir sonuca ulaşılacağının garantisi yok" dediğini aktardı. Nawfal ayrıca Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı'nın İran ziyaretinin de bir anlaşmaya yaklaşıldığı anlamına gelmediğinin vurgulandığını söyledi.
Nawfal, İran tarafının temel önceliğinin savaşın sona ermesi olduğunu ifade ettiğini belirtti. Bunun yanında Axios'un Trump'ın müzakerelerden yorulduğuna ilişkin bir haber yayımladığını söyleyen Nawfal, haberde Trump'ın İran'a son bir saldırı düzenleyip ardından bunu zafer ilan ederek süreçten çekilebileceğinin öne sürüldüğünü dile getirdi.
Nawfal, "Bütün bunları bir araya getirdiğimde bana Trump'ın bu işten çıkmak için çok istekli olduğu izlenimi veriyor. İran da müzakerelerde oldukça zorlayıcı davranıyor. En azından ben böyle görüyorum. Bu yorum meselesi olabilir. Bir anlaşma ihtimali zayıf görünüyor. Yine de anlaşmaya varacaklarını düşünüyorum ama Trump'ın bir saldırı daha düzenleyip ardından çekilmesine de şaşırmam" dedi.
Gibbs ise son dakika gelişmelerinin tamamına hakim olmadığını söyledi ancak özellikle Tulsi Gabbard'ın görevden ayrılmasını son derece önemli gördüğünü belirtti.
Gibbs, "Bu sabah duyduğum en önemli gelişme Tulsi Gabbard'ın, yani Trump'ın ulusal istihbarat şefinin görevden ayrılması oldu. Ben bunu son derece önemli görüyorum" ifadelerini kullandı.
Gabbard'ın resmi açıklamada eşinin sağlık sorunları nedeniyle ayrıldığının belirtildiğini kaydeden Gibbs, bunun arkasında siyasi nedenler bulunduğunu düşündüğünü söyledi.
Gibbs, "Uzun süredir görevden alınmasının beklendiğini düşünüyorum. Büyük ihtimalle yönetimden çıkarıldı. Kendisi muhtemelen savaş karşıtı çizgiyi savunan isimlerden biriydi" dedi.
Gabbard'ın siyasi kariyerinin önemli bölümünü ABD'nin dış askeri müdahalelerine karşı çıkarak geçirdiğini belirten Gibbs, eski Demokrat siyasetçinin Trump'a da onun Demokratlardan daha az savaş yanlısı olacağını düşündüğü için yaklaştığını ifade etti.
Gibbs, "İran'a karşı savaşa yıllardır karşı çıkıyordu. Yönetim içinde de buna karşı durmuş görünüyor. Elindeki tüm istihbarat raporlarına dayanarak İran'ın nükleer silah geliştirmediğini söyledi" diye konuştu.
Gabbard'ın tam da bu dönemde görevden ayrılmasının dikkat çekici olduğunu vurgulayan Gibbs, "Bu bana yeni bir saldırı ihtimalinin arttığını gösteriyor. Böyle bir saldırıya onay vermeyecekti ve bu nedenle yönetimden çıkarılması gerekti" dedi.
Nawfal, Trump'ın kısa süreli ve sembolik bir saldırıyla iç kamuoyuna zafer görüntüsü verip ardından gündemi Küba'ya çevirmeyi tercih edip etmeyeceğini sordu. Nawfal, uzun süreli bir savaşın ise tüm taraflar açısından son derece yıkıcı sonuçlar doğuracağını belirtti.
Gibbs, Trump'ın gerçekten kısa süreli ve sembolik bir saldırı isteyebileceğini söyledi. Ancak İran'ın artık böyle bir saldırıyı sınırlı bir hamle olarak görmeyeceğini ifade etti.
Gibbs, "Sorun şu ki İran da bu sürecin tarafı. Bu noktada centilmence davranacaklarını düşünmüyorum. Saldırı olursa karşılık vereceklerdir. Büyük ihtimalle tam güçle karşılık verecekler" dedi.
İran'ın Trump'ın "sınırlı saldırı, sınırlı çatışma" yaklaşımına uyum göstermeyeceğini belirten Gibbs, bu durumda Washington'un geri çekilmesinin zorlaşacağını söyledi.
Gibbs, "İran karşılık verirse Trump'ın çıkıp 'kazandık' diyerek çekilmesi çok zor olur. Bu da yeniden misillemeye, ardından tam ölçekli savaşın yeniden başlamasına yol açabilir" ifadelerini kullandı.
Savaş başlamadan aylar önce müzakereyle çözüm ihtimalinin çok daha yüksek olduğunu belirten Gibbs, geçmişte sınırlı saldırılar ve sınırlı İran yanıtlarının görüldüğünü hatırlattı. Ancak Gibbs, artık o dönemin geride kaldığını söyledi.
Gibbs, "Şimdi ABD saldırırsa İran büyük ihtimalle sert bir karşı saldırı düzenleyecek. Bunun kısa sürede sona ereceğini düşünmüyorum" dedi.
Nawfal ise mülakat sırasında İran'a yakın Tasnim Haber Ajansı'nın yeni bir açıklama yayımladığını aktardı. Nawfal, İranlı askeri bir kaynağa dayandırılan açıklamada İran Silahlı Kuvvetleri'nin durumu yakından izlediğinin ve ABD ile müttefiklerinden gelebilecek olası "düşmanca bir aptallık" ihtimaline karşı yeni senaryolar hazırladığının belirtildiğini söyledi.
Nawfal, açıklamada "Yeni bir saldırı İran'ın yanıtında yeni bir aşama başlatacak. Yeni silahlar, yeni hedefler, yeni taktikler ve yeni stratejiler kullanılacak. Bölgenin ötesinde yeni cepheler açılacak" ifadelerinin yer aldığını aktardı.
İran'ın açıklamasında özellikle "ABD ve müttefikleri" ifadesinin kullanıldığını vurgulayan Nawfal, bunun Körfez ülkelerine açık mesaj taşıdığını söyledi.
Nawfal, açıklamada ABD'nin İran'a yeniden saldırması halinde "bir yıl içinde üçüncü büyük cezayla" karşılaşacağının belirtildiğini ve Washington'un askeri baskının İran'dan taviz koparmaya yetmediğini artık anladığının ifade edildiğini aktardı.
Nawfal, "Trump İran'a saldırıp ardından İran'ın karşılık vermemesini umarsa bu büyük hata olur. Bana göre İran hemen tırmanmaya gider ve orantısız bir karşılık verir" dedi.
Trump'ın daha sonra buna yeniden karşılık vermek zorunda kalabileceğini belirten Nawfal, bunun çatışmayı çıkılması daha zor bir noktaya taşıyabileceğini söyledi.
Nawfal, İran savaşının yalnızca Ortadoğu'yu değil, ABD'nin diğer askeri ve diplomatik dosyalarını da etkilediğini söyledi. Washington'un Tayvan'a yönelik silah sevkiyatlarını durdurduğunu ve Ukrayna'ya gönderilecek bazı sistemlerde de aksama yaşandığını ifade eden Nawfal, bunun ABD müttefiklerinde ciddi rahatsızlık yarattığını dile getirdi.
Nawfal, "Körfez ülkeleri bu savaş nedeniyle ağır baskı altında kaldı. Tayvan parasını ödediği silahları alamıyor. Avrupa, Ukrayna için silahların parasını ödüyor ama sevkiyatları göremiyor" dedi.
Gibbs ise ABD'nin İran'ı küçümseme eğiliminin yeni olmadığını söyledi. Washington'un geçmişte Vietnam'a karşı da benzer yaklaşım sergilediğini belirten Gibbs, ABD'nin askeri üstünlüğünü çoğu zaman mutlak güç olarak gördüğünü ifade etti.
Gibbs, "Vietnamlılara da uzun süre saygı göstermedik. Sonunda bize ders verdiler. Afganistan'da da 19 yıl boyunca savaştık ama zafer kazanamadık" dedi.
ABD'nin kendisini "her şeye kadir" görme eğiliminde olduğunu söyleyen Gibbs, İran savaşının Washington'un uluslararası itibarı açısından dönüm noktası olabileceğini ifade etti.
Gibbs, "Bu savaş ABD'nin büyük güç olarak güvenilirliğini sona erdirebilir. Dolar üzerinden kurduğu uluslararası ekonomik düzenin çözülmesine yol açabilir. Uluslararası ilişkilerde köklü değişim yaratabilir" diye konuştu.
Nawfal, İran savaşıyla birlikte ABD'nin Çin karşısındaki konumunun da zayıfladığını söyledi. Trump'ın Çin'le yürütülen görüşmelerin ardından Tayvan'a silah teslimatlarında geri adım attığını belirten Nawfal, Ukrayna dosyasında da Avrupa'nın giderek yalnız bırakıldığını ifade etti.
ABD ekonomisindeki sorunlar ve ulusal borç yükünün de ağırlaştığını kaydeden Nawfal, Çin'in İran'a destek vererek ya da ABD'yi yeni bir savaşa çekerek Washington'un gerilemesini hızlandırabileceğini söyledi.
Nawfal, "ABD çok fazla zorlanırsa bu çöküş şiddetli hale gelebilir. Birkaç ay önce böyle düşünmüyordum ama İran savaşı süreci çok hızlandırdı" dedi.
Gibbs ise hem Joe Biden hem de Trump dönemindeki dış politika tercihlerinin ABD'nin gerilemesiyle bağlantılı olduğunu düşündüğünü söyledi.
Ukrayna savaşını Washington'un Çin'e mesaj verme girişimi olarak gördüğünü belirten Gibbs, Biden yönetiminin yaptırımlarla Rusya'yı büyük güç statüsünden düşürmeye çalıştığını ifade etti.
Gibbs, "Rusya'yı parçalamak ya da Çin'in müttefikini ortadan kaldırmak istediler. Bu aynı zamanda Çin'e de gözdağı verme girişimiydi. Ama işe yaramadı" dedi.
Trump'ın üslup açısından farklı görünse de önceki başkanlarla benzer çizgide hareket ettiğini savunan Gibbs, Washington'un gerileyen küresel üstünlüğünü savaş yoluyla korumaya çalıştığını söyledi.
Gibbs, "Trump'ın yapmak istediği şeylerden biri ABD'nin süper güç statüsünü sürdürmek. Bunu savaşta kazanacağı zaferle sağlamaya çalışıyor. Fakat savaş kaybetmek tam tersine gerilemeyi hızlandırır" ifadelerini kullandı.
İran ve Ukrayna savaşlarının birlikte ABD'nin uluslararası konumunu aşındırdığını söyleyen Gibbs, müttefik ülkelerin de Washington'a bakışının değiştiğini dile getirdi.
Gibbs, "Körfez ülkeleri ABD ile yakın durdu ve şimdi saldırılarla karşı karşıya kaldı. İsveç ve Finlandiya'nın tam da Amerikan gücünün gerilediği dönemde tarafsızlıktan vazgeçmesi ileride farklı değerlendirilebilir" dedi.
Nawfal, çok kutuplu bir dünyanın daha istikrarlı mı yoksa daha tehlikeli mi olacağı sorusunu gündeme getirdi. Tek kutuplu düzenin büyük savaşları engellediğini savunan görüşlerin bulunduğunu söyleyen Nawfal, buna karşılık birden fazla güç merkezinin tek taraflı askeri müdahaleleri sınırlayabileceğini ifade etti.
Gibbs ise Soğuk Savaş tarihine bakıldığında ABD'nin Sovyetler Birliği'nden daha saldırgan bir küresel güç olduğunu düşündüğünü söyledi.
Gibbs, "Sovyetler Birliği'nin geçmişinde savunulacak çok az şey var. Ancak küresel güç projeksiyonu açısından ABD Sovyetler'den çok daha ilerideydi" dedi.
Küba Füze Krizi örneğini veren Gibbs, ABD'nin önce Türkiye'ye Sovyet sınırına yakın füze yerleştirdiğini, Sovyetler Birliği'nin ise buna Küba'ya füze konuşlandırarak yanıt verdiğini söyledi.
Gibbs, ABD'nin Küba'yı örtülü operasyonlarla hedef almadan önce Havana'nın Sovyetler Birliği'nin yakın müttefiki olmadığını ifade etti.
Uluslararası ilişkilerdeki gerçekçi yaklaşımın büyük ölçüde Amerikan deneyimini evrensel varsaydığını belirten Gibbs, ABD'nin olağanüstü derecede saldırgan bir ülke olduğunu savundu.
Gibbs, "ABD hegemonyasının gerilemesiyle dünyanın otomatik olarak daha saldırgan hale geleceği fikrinden emin değilim. Benim tahminim bunun tersine daha az savaşçı bir ortam doğabileceği yönünde" dedi.
Nawfal, tarihte çok kutuplu düzenin barış getirdiği örnek olup olmadığını sordu. Gibbs ise Viyana Kongresi sonrasında Avrupa'da yaklaşık bir asır süren göreli istikrarın bu tartışmada örnek gösterilebileceğini söyledi.
Napolyon Savaşları'nın ardından büyük güçler arasında kurulan dengenin uzun süre büyük çaplı Avrupa savaşlarını engellediğini belirten Gibbs, buna rağmen aynı dönemde emperyal savaşların ve Çin'deki Taiping Ayaklanması gibi büyük yıkımların yaşandığını hatırlattı.
Bununla birlikte Gibbs, Britanya hegemonyasının gerilemesinin ardından ortaya çıkan dönemin ekonomik kaosa ve ardından İkinci Dünya Savaşı'na yol açtığını kabul etti.
Gibbs, "Tarihsel kayıt sizin söylediğiniz argümanı da destekliyor. Hegemon gücün zayıflaması ekonomik kaos ve büyük savaşlarla sonuçlanabilir" dedi.
Ancak 1945 sonrası dönemde askeri müdahalelerin büyük bölümünün ABD kaynaklı olduğunu savunan Gibbs, insanların savaş eğilimini Amerikan deneyimi üzerinden aşırı genelleştirdiğini söyledi.
Gibbs, eğitim seviyesinin yükselmesiyle toplumların daha az savaşçı hale geldiğini öne süren araştırmalara atıfta bulundu. Almanya ve Japonya gibi ülkelerin geçmişte güçlü askeri geleneklere sahip olmasına rağmen bugün çok daha farklı toplumsal eğilimler gösterdiğini belirtti.
Gibbs, "Bugünün genç Almanlarının makineli tüfek yuvalarına koşarak ölümü göze alacağını düşünmüyorum" dedi.
ABD toplumunun da artık geniş çaplı savaşlara eskisi kadar istekli olmadığını savunan Gibbs, zorunlu askerlik uygulamasının Vietnam Savaşı sonrasında sona erdiğini ve Washington'un bu nedenle hava gücü ile teknolojiye dayalı savaş yöntemlerine yöneldiğini söyledi.
Programın son bölümünde Nawfal, Çin'in yükselişini destekleyen çevrelerin otoriter yönetim sorununu yeterince tartışmadığını söyledi. Çin'deki gözetim sistemi ve toplumsal kontrol mekanizmalarının Batı toplumları açısından kaygı verici olduğunu belirten Nawfal, demokrasi fikrini hâlâ savunduğunu ifade etti.
Gibbs ise iç baskıcılık ile uluslararası saldırganlığın doğrudan bağlantılı olmadığını düşündüğünü söyledi.
Gibbs, "Son derece saldırgan demokratik devletler olabilir. ABD bunun örneği. Buna karşılık Çin gibi oldukça saldırgan olmayan otoriter devletler de olabilir. İkisi arasında doğrudan ilişki görmüyorum" dedi.
Askeri tehditlerin dünya üzerindeki tek risk olmadığını vurgulayan Gibbs, salgın hastalıkların çok daha büyük insani kayıplara yol açabileceğini söyledi.
Kovid salgınında en az 20 milyon kişinin öldüğünü belirten Gibbs, buna rağmen hükümetlerin pandemi hazırlıklarına yeterli kaynak ayırmadığını ifade etti.
Nawfal ise birkaç gün önce Dr. Robert Malone ile görüştüğünü ve işlev kazandırma araştırmalarının hâlâ sürdüğünü söyledi.
Gibbs, "Kaynaklarımızı yanlış sıralıyoruz. Yalnızca askeri tehditlere odaklanıyoruz. Üstelik çoğu zaman sadece düşmanlarımızın askeri tehditlerine bakıyoruz, kendi saldırganlığımıza değil" dedi.
Programın sonunda Nawfal, İran'ın batısındaki hava sahasının pazartesi sabahına kadar kapatıldığını, sadece gündüz uçuşlarına izin verildiğini ve Mahabad Havalimanı'ndan çok sayıda İran savaş uçağının havalandığına ilişkin haberler geldiğini aktardı. Nawfal, Tahran yakınlarında da savaş uçağı hareketliliği görüldüğünü söyledi.
Nawfal, "Umarım Trump bu hafta sonu yanlış bir karar vermez" ifadelerini kullandı.