İran’a karşı yeni ‘algı savaşı’: Nükleer mi, Hürmüz mü?

24 Mayıs 2026

Batı’nın, İran’ı “nükleer program” ile “Hürmüz Boğazı” arasında seçim yapmaya zorlayan yeni bir “algı savaşı” yürüttüğü beliritildi.

YDH- İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'nin yayın organı Nur News'te yer alan analize göre, ABD-İsrail eksenli savaş politikalarının küresel sonuçları ve İran’ın buna karşı yürüttüğü çok yönlü direniş her geçen gün daha geniş boyutlar kazanıyor.

Analizde, aynı süreçte, bölgesel ve uluslararası diplomatik girişimlerin de krizden çıkış arayışı doğrultusunda yoğunlaştığı belirtildi.

Tahran ise Donald Trump ve İsrail’in söylemlerine karşı, herhangi bir yeni savaş girişiminin “bölge sınırlarını aşacak” ve “yeni inisiyatiflerle karşılık bulacak” sonuçlar doğuracağını vurguluyor.

Analizde, Avrupa’nın yaptırımlar ve tehditler yoluyla “saldırgan taraflara yapay bir özgüven” sağladığı, Trump’ın söylem ve politikalarındaki çelişkilerin de mevcut koşulları daha karmaşık hale getirdiği ifade edildi.

Bu atmosferde İran toplumunun dayanıklılığını kırmayı ve dünya kamuoyunu ABD’nin talepleri etrafında hizalamayı amaçlayan bir “algı savaşı” yürütüldüğü kaydedildi.

Bu çerçevede özellikle “nükleer program mı, Hürmüz Boğazı mı?” şeklinde yeni bir ikilemin oluşturulmaya çalışıldığı belirtildi.

“Nükleer ya da Hürmüz” projesi

Analizde, ABD’nin bir taraftan İran’ın zenginleştirilmiş uranyumu ülke dışına çıkarması, uzun süreli kısıtlamaları kabul etmesi ve nükleer bilgi altyapısını tasfiye etmesi gibi talepler ileri sürdüğü ifade edildi.

Diğer taraftan Washington’ın, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenliğini ve geçiş düzenlemelerine ilişkin yetkilerini de “kabul edilemez” gösterdiği aktarıldı.

Bununla birlikte algı alanında şu düşüncenin yaygınlaştırılmaya çalışıldığı kaydedildi:

“İran, nükleer kapasite veya Hürmüz Boğazı unsurlarından birinden vazgeçerse savaş sona erebilir ve bir anlaşmanın yolu açılabilir.”

Analize göre ABD, medya gücünü kullanarak bu ikili çerçeveyi toplumsal kutuplaşma aracına da dönüştürmeye çalışıyor.

Reuters tarafından bazı İranlı yetkililerin zenginleştirilmiş uranyumun ülke dışına çıkarılmasına karşı olduğu yönündeki haberler ve Trump’ın “Tahran’da kimin yönettiğinin belli olmadığı” yönündeki açıklamalarının bu yaklaşımın örnekleri olduğu öne sürüldü.

“Pazarlık konusu olmayan haklar”

Analizde, algı savaşında İran’ın Hürmüz üzerindeki etkisi nedeniyle artık nükleer program ve uranyum zenginleştirmesine ihtiyaç duymadığı yönünde bir düşüncenin yaygınlaştırılmaya çalışıldığı ifade edildi.

Özellikle İran’a karşı yürütülen “12 günlük savaş” ve “Ramazan savaşı” olarak nitelenen süreçlerin nükleer program gerekçesiyle gündeme getirildiği hatırlatıldı.

Ayrıca, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan elde edeceği gelirlerle ve NPT üyeliği çerçevesinde ileride yeniden zenginleştirme faaliyetlerine başlayabileceği yönündeki görüşlerin de dolaşıma sokulduğu belirtildi.

Analizde buna karşılık şu değerlendirme yapıldı:

“Nükleer program bir pazarlık aracı değil; caydırıcılık ve ulusal ilerlemenin unsurudur. Hürmüz Boğazı da bir müzakere kartı değil, egemenlik hakkıdır.”

İran’ın NPT üyesi olarak barışçıl nükleer faaliyetlerden yararlanma hakkına sahip olduğu vurgulanırken, uluslararası hukuk açısından da Hürmüz üzerindeki egemenliğin güvenlik ve bölgesel istikrarla bağlantılı bir hak olduğu belirtildi.