Petraeus: İran'a Hürmüz'deki kontrolümüzü kabul ettirmek için yeniden savaşa dönebiliriz

24 Mayıs 2026

Emekli General ve eski CIA Direktörü David Petraeus, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerinde kontrol hakkının kabul edilemez olduğunu iddia ederek, seyrüsefer serbestisini sağlamak için askeri güce başvurulmasının gerekebileceğini söyledi.

YDH - Emekli General ve eski Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü David Petraeus, İran ile birkaç aydır süren çatışmalı sürece dair değerlendirmelerde bulundu.

Bloomberg’e mülakat veren Petraeus, Tahran'ın Hürmüz Boğazı ve Fars Körfezi’nde seyrüsefer serbestisini kısıtlama girişimlerine karşı Washington’un askeri seçeneği değerlendirebileceğini açık biçimde ifade etti.

“Bu, bence şu an için kabul edilemez”

Petraeus, İran karşısında zaferin nasıl tanımlanması gerektiğine ilişkin soruyu, körfezdeki seyrüsefer serbestisinin yeniden tesis edilmesi çerçevesinde yanıtladı.

Emekli general, “Bence aslında, İran’ın üzerinde hak iddia etmeksizin ve oradan geçen insanlardan ve gemilerden vergi alma imkanı bulmaksızın, Fars Körfezi ile Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer serbestisini yeniden sağlayacak bir anlaşmaya varmak, şu anki en önemli hedef budur” ifadelerini kullandı.

Bununla birlikte Petraeus, bu hedefin İran’a yönelik diğer temel endişeleri gidermediğine dikkat çekti. İran’ın elindeki nükleer malzemeye işaret eden Petraeus, “Bu, İran’la ilgili diğer temel meseleleri ele almıyor; örneğin neredeyse 450 kilograma ulaşan yüzde 60 saflıkta zenginleştirilmiş uranyum stoku. Bu, silah düzeyinin yalnızca bir kademe altıdır” diye konuştu.

Eski CIA direktörü, gelecekte zenginleştirme hakkı, İran’ın bölgedeki Hamas, Hizbullah, Irak’taki direniş örgütleri ve Yemen’deki Ensarullah gibi güçlere verdiği destek, füze programları ve benzeri unsurların da masada durduğunu belirtti.

Petraeus sözlerini, “Bu diğer endişelerden ancak oldukça sınırlı bir kısmının ele alınabileceğini düşünüyorum, ancak boğazın yeniden açılması ve seyrüsefer serbestisinin yeniden sağlanması için mutlaka bir anlaşma olmalı” şeklinde sürdürdü.

Boğazdan geçişe ilişkin olası bir ücretlendirme modeline de değinen Petraeus, “Belki mütevazı bir ücretin alındığı, bunun bir kısmının İran’a, bir kısmının Umman’a gittiği bir düzenleme olabilir, kim bilir? Ve seyrüsefer yardımcıları veya buna benzer bir şey” dedi.

Ancak Tahran’ın tutumunun uzlaşmaya elvermediğini vurgulayan emekli general, İran’ın körfez ve boğazın kontrolünün kendisine verilmesi ve geçişlerden ücret alma yetkisi tanınması konusunda ısrarcı olduğunu aktardı.

Petraeus bu noktada şı ifadeleri kullandı:

“Bu, bence şu an için kabul edilemez. Ve onlara bu konuda ne kadar ciddi olduğumuzu göstermek için yeniden savaşa dönmemiz gerekebilir.”

“Körfez ülkeleri için bunun ötesi yok”

Bölgeyi yakından tanıyan ve yakın zamanda Irak’a da giden Petraeus, Körfez ülkelerinin çatışmaya bakışının ülkeden ülkeye değiştiğini anlattı.

Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) durumunu ayrıntılandıran eski Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı, “Emirlikler özellikle öfkeli. İran’ın insansız hava araçlarının ve diğer saldırılarının en büyük hedefi onlar oldu; bu belki kısmen ABD’ye destek vermelerinden ve İsrail’le İbrahim Anlaşmaları’nı imzalamalarından kaynaklanıyor” değerlendirmesini yaptı.

Diğer ülkelerin aynı ölçüde hedef alınmadığını belirten Petraeus, Katar’ın ise sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) üretim kapasitesinin yüzde 17’sini üç ila beş yıllığına kaybettiğini söyledi.

Suudi Arabistan’ın ara buluculuk çabasına değinen Petraeus, geçen hafta Riyad’da Veliaht Prens Muhammed bin Selman’la görüştüğünü aktardı.

Emekli general, “Pakistanlılar üzerinden çalışıyorlar, onlarla çok yakın ilişkileri var. Sanırım insansız hava araçlarına karşı koyma ve çeşitli diğer güvenlik görevlerine yardım amacıyla 8 bin Pakistan askeri Suudi Arabistan’a yeni konuşlandırıldı” bilgisini paylaştı.

Tüm bu farklılıklara rağmen Petraeus, Körfez ülkelerinin tamamı için geçerli tek bir ortak payda olduğunu vurguladı:

“Bununla birlikte hepsi Hürmüz Boğazı’nın yeniden açıldığını görmek ve İran tarafından bir ücretlendirme ya da kontrol uygulanmayacağından emin olmak istiyor. Hepsi için her şeyin başı ve sonu bu.”

Petraeus, bu sürecin ardından bölge ülkelerinin kırılganlıklarını azaltmak amacıyla dayanıklılık, yedeklilik ve alternatif güzergahlara devasa yatırımlar yapacağını öngördü.

“Bu çok, çok derin bir değişim. Özellikle de KKR gibi bir ortak ya da yatırım firmasıysanız, bunun çok büyük sonuçları var” diyen Petraeus, egemen varlık fonlarının yönünün daima içeri dönük olduğunu ancak önümüzdeki birkaç yıl boyunca odağın bütünüyle gelecekteki saldırılara karşı kırılganlığı azaltmaya kayacağını söyledi.

Bunun askeri teşkilat yapılarında, tedarik edilen sistemlerde, bunların tedarik biçiminde, eğitim ve harekat tarzında çok köklü değişimleri beraberinde getireceğini kaydeden Petraeus, “Dolayısıyla bunun sonucunda ortaya çıkan ve bence henüz tam olarak görmediğimiz, yıllardır çeşitli şekillerde oldukça durağan seyretmiş çok derin değişiklikler var” ifadelerini kullandı.

“Harekat Güney Carolina’daki bir hava üssünden yürütüldü”

Körfez ülkelerinin ABD ile ilişkilerini yeniden değerlendirip değerlendirmediği ve kendilerini korunmasız hissedip hissetmedikleri sorusuna Petraeus, “Eminim hissetmişlerdir” yanıtını verdi.

Bu devletlerin savaşın dışında kalmaya çalıştığını, “diz çöküp beklemeyi” denediğini belirten emekli general, ABD’nin normalde kullandığı pek çok üsse erişiminin engellendiğini söyledi.

Petraeus, İran’ın atış kabiliyetinin ortaya çıkmasıyla ABD’nin de bu üsleri kullanma konusundaki istekliliğinin azaldığını itiraf etti. 2008-2010 yılları arasındaki CENTCOM komutanlığı döneminden örnek veren Petraeus, Katar’daki ileri karargahının ev sahibi ülke tarafından 100 milyon dolara inşa edilmiş görkemli bir tesis olduğunu ancak yarısının yer üstünde bulunduğunu anlattı.

Şimdiki duruma işaret ederek, “Sizi temin ederim ki Merkez Kuvvetler Komutanı, seleflerinin her zaman yaptığını düşündüğü şeyi, yani tüm kuvvetlerinizle aynı zaman diliminde bulunmayı yapmadı. Tampa dışındaki MacDill Hava Kuvvetleri Üssü’nde kaldı. Savaş buradan yönetildi, ileri karargah Katar’daki Birleşik Hava Harekat Merkezi’nden değil” dedi.

Aynı hava üssünde konuşlu ve bölgenin hava savaşını yürüten harekat merkezinin, bu çatışmada İsrail Hava Kuvvetleri’ni dahi kapsamasına rağmen, fiziksel olarak oradan yönetilmediğini açıkladı.

Petraeus, “Burası korunmasız olduğu için aslında Güney Carolina’daki bir hava üssünden yürüttüler” bilgisini paylaştı.

“Cephe hattı diye bir şey kalmadı; insansız sistemler siperlerin içine uçup insan öldürebiliyor”

Petraeus, İran’da ve Ukrayna’da insansız hava araçlarının kullanımının ABD’nin askeri hazırlığına dair bakışı nasıl yeniden şekillendirmesi gerektiği sorusuna, uzun süredir dile getirdiği yapısal reform çağrısıyla karşılık verdi.

Emekli general, “Yıllardır alenen söylüyorum ve bunun hakkında yazdım, yakın zamanda da Wall Street Journal, Foreign Affairs, The Hill’de yazdım. Kongre’nin dikkatini, Ukrayna’daki savaşdan almamız gereken derslerin tamamını uzaktan yakından almadığımız meselesine çekmeye çalışıyordum” dedi.

Savaşın çehresinin tarifini yapan Petraeus, “Bu, şu anda savaşın geleceğidir. Bu öyle bir savaş ki, yalnızca bir taraf, Ukrayna günde 10 bin insansız hava aracı kullanıyor. Rus tarafındaki kayıpların yüzde 90’ı insansız hava araçlarından kaynaklanıyor” ifadelerini kullandı.

Klasik muharebe araçlarının işlevsiz hale geldiğini vurgulayan Petraeus, “Tanklar artık manevra yapamıyor. Zırhlı araçlar hayatta kalamıyor. Artık cephe hattı bile olmayan cephe hatlarının her iki tarafında 35 kilometrelik ölüm bölgesinde araç dahi kullanamazsınız, çünkü insansız hava araçları siperlerin içine uçup insan öldürebiliyor” şeklinde konuştu.

Petraeus, teknolojideki sıçramanın henüz başında olduğumuzu da sözlerine ekledi. Ukrayna’nın geçen yıl 3,5 milyon olan insansız hava aracı üretimini bu yıl 7 milyona çıkardığını, yeterli pilot bulması halinde günde 20 bin atış yapabilecek duruma geleceğini kaydeden emekli general, asıl kırılmanın uzaktan kumandalı sistemlerden gerçek anlamda otonom sistemlere geçişte yaşanacağını belirtti:

“Fakat gelecekte, bir pilotun uzaktan kumanda etmesini gerektirmeyen, gerçek anlamda otonom sistemler göreceğiz. Ve sonra da insansız hava aracı sürüleriyle karşı karşıya kalacaksınız. Bu, bizim için gerçekten bir çözümümüzün olmadığı bir şey."