ABD'de Cumhuriyetçi Parti'de ideolojik bölünme

28 Mayıs 2026

ABD Kongresinde popülist ve sendika dostu Cumhuriyetçiler, geleneksel serbest piyasa muhafazakarlarının sert muhalefetine ve parti liderliğinin direncine rağmen Temsilciler Meclisinde önemli kazanımlar elde etti.

YDH - ABD Temsilciler Meclisinde popülist ve sendika dostu eğilimleriyle öne çıkan Cumhuriyetçiler, geleneksel serbest piyasa savunucusu muhafazakarların yoğun muhalefetine ve parti liderliğinin karşı duruşuna rağmen yasama başarıları elde ederek güçlerini sergiledi.

Geçtiğimiz hafta Temsilciler Meclisinde iki önemli gelişme kayda geçti. İlk olarak, demiryolu güvenliğine ilişkin bir tasarı kapsamlı bir ulaştırma paketine dahil edildi.

İkinci olarak, sendikaların en çok önem verdiği yasal düzenlemelerden birini genel kurulda doğrudan oylamaya zorlayacak bir karar imza önergesi, gerekli imza sayısına ulaştı.

Her iki süreçte de Cumhuriyetçi milletvekilleri, Demokratlarla ortak hareket ederek tasarıların ilerlemesini sağladı.

Yasal düzenlemelerin ayrıntıları üzerinden yürüyen bu teknik tartışmalar, aslında Cumhuriyetçi Partinin geleceğine ve eski Başkan Donald Trump liderliğindeki MAGA (Amerika'yı Yeniden Harika Yap) hareketinin sendikalarla kurduğu ilişkilerden güç alan yeni ideolojik omurgasına dair daha geniş bir mücadelenin parçasını oluşturdu.

Sağ çizgideki kuruluşların temsilcilerinden oluşan bir koalisyon, demiryolu güvenliği tasarısına destek vermek amacıyla yayımladığı mektupta partiyi sarsan bu ideolojik bölünmeye değindi.

American Principles Project Başkanı Terry Schilling liderliğinde hazırlanan ve ilk olarak Daily Caller tarafından aktarılan mektupta, şu ifadelere yer verildi:

"Muhafazakarlar, işletmeleri konu dışı politika hedeflerine ulaşmaya zorlamak amacıyla getirilen düzenlemelere uzun süredir karşı çıksa da, piyasanın sağlıklı işleyişini sağlamak için tröst karşıtı uygulamalar veya olumsuz dışsallıkların azaltılması gibi koruyucu önlemlerin bir gereklilik olduğunu da her zaman savunmuştur."

Cumhuriyetçi Partideki bu hareketlilikte Trump ve Beyaz Saray da Demiryolu Güvenlik Yasası üzerindeki mücadeleye doğrudan müdahil oldu.

Söz konusu yasa tasarısı, Ohio eyaletinin East Palestine kasabasında meydana gelen ve tehlikeli kimyasalların çevreye yayılmasına neden olan tren kazasının ardından, popülist sağın önde gelen isimlerinden, o dönem Senatoda görev yapan mevcut Başkan Yardımcısı JD Vance tarafından hazırlanmıştı.

Beyaz Saray’ın ısrarlı çağrılarına rağmen Temsilciler Meclisi Ulaştırma ve Altyapı Komisyonu, bu tasarıyı ulaştırma yetkilendirme ana metnine ilk etapta dahil etmedi. Sektör temsilcileri ile geleneksel serbest piyasa savunucusu gruplar, tasarıda yer alan trenlerde en az iki personelin görev yapması zorunluluğu, denetimlerdeki süre sınırlarının kaldırılması ve tehlikeli madde taşıyan trenlere yönelik kuralların ağırlaştırılması gibi maddelere karşı çıktı.

Düzenlemeye karşı çıkan çevreler, bu yeni yükümlülüklerin güvenliği artıracağına dair somut bir kanıt bulunmadığını savundu ve ek kuralların işletme maliyetlerini artırarak tüketicilere yüksek fiyat olarak yansıyacağını öne sürdü. Bu gruplardan biri olan Americans for Tax Reform, Demiryolu Güvenlik Yasası’nın ana tasarıya eklenmesini engellemek amacıyla yürütülen kampanyaya 1 milyon dolar bütçe ayırdı.

Ancak oylama tarihi yaklaştıkça Beyaz Saray, Trump ve müttefikleri, komisyondaki Cumhuriyetçi üyelerin Temsilci Troy Nehls tarafından sunulan değişiklik önergesini kabul etmesi için baskıyı artırdı.

Yapılan oylamada, uygulanan bu siyasi baskının etkisiyle sonuç net bir farkla ortaya çıktı. Değişiklik önergesi 11 karşı oya karşı 54 oyla kabul edildi.

Komisyon Başkanı Cumhuriyetçi Sam Graves’in de aralarında bulunduğu 10 Cumhuriyetçi ve bir bağımsız milletvekili ise tasarıya karşı oy kullandı.

Kongredeki diğer mücadelelerde ise Beyaz Saray’ın arka planda kalmayı tercih ettiği, buna karşın az sayıda ılımlı ve sendika dostu popülist Cumhuriyetçinin kendi meclis liderlerine karşı durduğu görüldü.

Bu muhalefetin son örneği, sendikaların bu yasama dönemindeki en büyük hedefi olarak görülen Faster Labor Contracts Act (Daha Hızlı Toplu İş Sözleşmesi Yasası) için başlatılan karar imza önergesinde yaşandı.

Tasarı, yeni kurulan sendikaların bazen yıllarca süren ilk sözleşme müzakerelerine daha kısa süreli yeni yasal zorunluluklar getirmeyi amaçlıyor. Tasarıya Senatoda Cumhuriyetçi Josh Hawley öncülük ediyor.

Koch kardeşler tarafından desteklenen muhafazakar lobi kuruluşu Americans for Prosperity, bu ayın başlarında taban örgütlenmesini harekete geçirerek üç ılımlı Cumhuriyetçi milletvekilinin seçim bölgelerindeki ofislerini ziyaret etti ve bu isimlerden tasarıya karşı çıkmalarını, karar imza önergesine destek vermemelerini talep etti.

Buna rağmen, hedef alınan temsilciler Don Bacon, Rob Bresnahan ve Brian Fitzpatrick önergeye imzalarını verdi. Önerge, diğer Cumhuriyetçiler Mike Lawler, Max Miller, Riley Moore ve Nick LaLota’nın da katılımıyla geçen hafta gerekli olan 218 imza sınırına ulaştı.

Uluslararası Teamsters Sendikası Başkanı Sean O’Brien, 218 imzaya ulaşılmasını memnuniyetle karşıladıklarını belirterek tasarıyı "Kongreye nesiller boyu gelen en etkili işçi hakları düzenlemelerinden biri" olarak nitelendirdi.

O'Brien yaptığı değerlendirmede, "Bu yasa, şirketlerin müzakereleri ucu açık şekilde uzatmasının ve işçileri hak ettikleri ilk toplu iş sözleşmelerinden mahrum bırakmasının önüne geçme, onları hesap verebilir kılma potansiyeline sahiptir" dedi.

Yasa tasarısının getirdiği mekanizmaya göre, taraflar müzakerelerin başlamasından itibaren 90 gün içinde bir anlaşmaya varamazsa süreç arabuluculuğa sevk edilecek.

Arabuluculuk aşamasında da 30 gün içinde sonuç alınamazsa, ilk sözleşme şartlarını belirlemek üzere konu üç kişilik bir hakem heyetine devredilecek.

Tasarıya karşı lobicilik faaliyeti yürüten Institute for the American Worker düşünce kuruluşunun başkanı F. Vincent Vernuccio, bir sendika temsilcisinin geçen yıl Senatoda yapılan oturumda bu tasarıya yönelik çekincelerini dile getirdiğini belirterek sürecin demokratik olmadığını savundu.

Vernuccio, The Hill gazetesine verdiği demeçte şu eleştiriyi getirdi:

"Bu düzenleme, işçilerin seçme hakkını ellerinden alarak sendikalaşmanın temel mantığını ortadan kaldırıyor. Yasa tasarısı tam olarak bunu yapacaktır. Eğer sendika ve işveren 120 gün içinde uzlaşmaya varamazsa, hükümet bürokratları tarafından atanan bu hakem heyeti, sözleşmedeki tüm maddeleri tek taraflı olarak yazacaktır."

Önergenin 218 imzaya ulaşmasıyla birlikte, tasarıyı destekleyen milletvekilleri önümüzdeki birkaç hafta içinde Cumhuriyetçi liderliği yasa tasarısını genel kurul gündemine almaya zorlama hakkını elde etti.

Tasarının altında imzası olan 17 Cumhuriyetçi milletvekilinin varlığı, düzenlemenin meclisten geçme olasılığını güçlendiriyor.

Ilımlı ve sendika dostu Cumhuriyetçilerin Demokratlarla bir araya gelerek liderliği oylamaya zorlamak için karar imza önergesi mekanizmasını kullanması ilk kez yaşanmıyor.

Geçtiğimiz yıl da bir grup Cumhuriyetçi, Trump'ın federal çalışanların toplu sözleşme haklarını kısıtlayan idari kararını iptal etmeyi öngören Protect America’s Workforce Act (Amerika'nın İş Gücü Koruma Yasası) için benzer bir önergeyi imzalamıştı. Tasarı Temsilciler Meclisinden geçmiş ancak Senatoda takılmıştı.

Popülist ve ılımlı Cumhuriyetçiler, parti liderliği tarafından meclis gündemine getirilen iş gücü tasarılarına karşı da daha önce duruş sergilemişti.

Ocak ayında Temsilciler Meclisindeki merkezci ve popülist Cumhuriyetçiler, parti yönetimini hazırlıksız yakalayarak bir dizi iş gücü tasarısının yasalaşmasını engellemişti.

Bresnahan, Fitzpatrick, LaLota, Moore, Chris Smith ve Jeff Van Drew’den oluşan altı Cumhuriyetçi milletvekili, bazı gönüllü eğitimlerin çalışma saati hesaplamasından çıkarılmasını öngören tasarıya karşı oy kullanmıştı.

Bu durum karşısında Cumhuriyetçi liderlik, fazla mesai ücretlerinin hesaplanma yöntemini değiştiren ve bahşişle çalışan personelin tanımını yeniden düzenleyen diğer tasarıları oylamadan çekmek zorunda kalmıştı.

Cumhuriyetçilerin sendika önceliklerine destek verme eğilimi, hafta sonu yayımlanan The Wall Street Journal başyazısında da eleştiri konusu oldu. Gazetenin yayın kurulu yazısında şu ifadelere yer verildi:

"Sendika yanlısı Cumhuriyetçiler kendilerini sıradan insanların temsilcileri olarak görseler de, aslında Demokrat Partinin müttefiki olan sendika liderlerinin kararlarını onaylayan birer noter işlevi görüyorlar."