Kıdemli savaş muhabiri Magnier: İran'ın askeri gücü nükleer pazarlıkların ötesindedir

01 Haziran 2026

Kıdemli savaş muhabiri ve bölge uzmanı Elijah J. Magnier, ABD ve İran arasındaki müzakerelerin tek pürüzünün İsrail Başbakanı Netanyahu'nun siyasi geleceği olduğunu açıkladı.

YDH - Kıdemli gazeteci ve bölge uzmanı Elijah J. Magnier, katıldığı yayında Mario Nawfal'ın sorularını yanıtlayarak Ortadoğu'da hızla tırmanan askeri ve diplomatik gerilimi değerlendirdi.

Sahadaki son gelişmeleri, ABD ile İran arasındaki gizli ve açık diplomatik pazarlıkları ve İsrail'in Lübnan'daki askeri stratejisini ele alan Magnier, bölgesel bir savaş riskinin sınırlarını ve tarafların kırmızı çizgilerini haritalandırdı.

Donald Trump yönetiminin İran ile yürüttüğü müzakerelerin arka planını açıklayan kıdemli gazeteci, nükleer dosyadan dondurulmuş varlıklara kadar pek çok konunun aslında çözüme kavuşturulduğunu, geriye kalan tek pürüzün ise doğrudan İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun siyasi geleceğiyle ilgili olduğunu ifade etti.

Magnier, ABD ile İran arasındaki uzlaşı zeminine dair şu tespiti paylaştı:

"Bugün İran ile ABD arasındaki tüm sorunlar, tek bir istisna hariç çözülmüş durumdadır. Donald Trump, Amerikan halkının karşısına çıkıp 'Ben İran ile anlaşma yapmıyorum çünkü sadece ve sadece Benyamin Netanyahu'nun siyasi geleceğini korumaya çalışıyorum' diyemez. İşin gerçeği budur. Nükleer dosya bir kenara bırakılmıştır. Trump, İran'ın nükleer kapasitesini yok ettiğini söylese de bu doğru değildir; bilgi birikimi oradadır fakat İran nükleer bomba yapma niyetinde olmadığını göstermiştir. Dondurulmuş varlıklar konusu da esnektir. Trump, 12 milyar doları serbest bırakıp kalanını zamana yayabilir, bu durum anlaşmayı bozmaz. Hürmüz Boğazı meselesi ise Trump'ın umurunda bile değildir; zira oradan geçen petrolün yüzde 80'i Çin'e gitmektedir ve bu durum Çin ekonomisine zarar vermektedir. Geriye kalan tek mesele, İran'ın ABD ile yaptığı uzlaşı taslağının en önemli maddelerinden biri olan Lübnan'dır. İran, savaşın tamamen durdurulmasını ve İsrail'in Lübnan'ın güneyinden çekilmesini şart koşmaktadır."

"İsrail ve ABD, Hizbullah'a karşı aynı yatakta paydaştır"

İsrail'in Lübnan topraklarındaki askeri varlığını ve Beyrut'un güneyindeki Dahiye bölgesine yönelik hava saldırısı tehditlerini değerlendiren Magnier, Washington ile Tel Aviv arasındaki koordinasyon tartışmalarının anlamsız olduğunu vurguladı.

İsrail ordusunun Lübnan'ın güneyinde ele geçirmeye çalıştığı stratejik tepelerin modern savaş konseptinde askeri bir öneminin kalmadığını belirten gazeteci, ABD'nin İsrail'e yeşil ışık yakıp yakmadığına dair spekülasyonların sahadaki gerçeği değiştirmediğini söyledi.

Magnier, iki müttefik arasındaki ilişkiyi ve sahadaki askeri gerçekliği şu sözlerle tanımladı:

"Kim kime yeşil ışık yaktı tartışmasını bir kenara bırakmalıyız, çünkü bunun hiçbir önemi yoktur. Amerikalılar ve İsrailliler, Hizbullah'a karşı aynı yatakta paydaştır. İsraillilerin Lübnan'da ilerlemesi veya stratejik kalelere yaklaşması gibi askeri hamlelerin hiçbiri Amerikan onayı olmadan gerçekleşmemiştir. Hatta Amerikalılar, Hizbullah'ın askeri gücünü yok etme konusunda İsraillilerden çok daha heveslidir. Ancak her iki güç de bu hedefe ulaşamayacaktır. Bugün İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, Lübnan ile yeni bir angajman kuralı dayatmaya çalışmaktadır. Geçmişte bu kural 'Dahiye'ye karşı Tel Aviv', 'Beyrut'a karşı Tel Aviv' veya 'Dahiye'ye karşı Hayfa' şeklindeydi. Şimdi ise Hizbullah unsurları, Lübnan topraklarında konuşlu İsrail işgal güçlerini vurduğu için Netanyahu yeni bir takas denklemi kurmak istemektedir. Beyrut'u bombalama tehdidini bir kaldıraç olarak kullanıp, Hizbullah'ın İsrail içlerine yönelik saldırılarını durdurmasını, buna karşılık İsrail işgal güçlerinin Lübnan'ın güneyinde serbestçe hareket etmesini talep etmektedir."

"Lübnan'da ateşkes Netanyahu'nun siyasi kariyerinin sonu olur"

Lübnan sahasında sürdürülebilir ve kalıcı bir tam ateşkesin yakın vadede mümkün olup olmadığı sorusunu yanıtlayan Magnier, böyle bir kararın İsrail iç siyasetindeki dengeleri tamamen altüst edeceğini belirtti.

Netanyahu hükümetinin aşırı sağcı ortakları Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich ile birlikte aldığı kararlara değinen kıdemli gazeteci, İsrail'in Lübnan'da ilan ettiği askeri hedeflerin hiçbirine ulaşamadığını aktardı.

Ateşkesin Netanyahu için taşıdığı riski açıklayan Magnier, şu değerlendirmede bulundu:

"Lübnan'da tam bir ateşkesin gerçekleşmesi kesinlikle mümkün değildir. Bu, Benyamin Netanyahu'nun siyasi kariyerinin sonu demektir. Netanyahu, Gazze'nin yüzde 60'ını işgal etmiş olsa bile oradaki askeri hedeflerinin hiçbirine ulaşamamıştır, Hamas hala varlığını sürdürmektedir. Lübnan'da bir ateşkesi kabul ederse, kendi kamuoyuna Hizbullah hakkında ne söyleyecektir? Hizbullah'ı mağlup ettiğini iddia ediyordu ancak Hizbullah bugün bile sınırın onlarca kilometre derinliğindeki Akka ve Hayfa gibi hedefleri füzelerle vurabilmektedir. Bu durum karşısında İsrail halkı onunla alay edecektir. Bu yılın eylül veya ekim aylarında seçimlerle yüzleşecek olan Netanyahu için Lübnan'da savaşı durdurmak, doğrudan hapse giden yolu açacaktır. Öte yandan savaştan sonra şartlarını dikte eden bir İran tablosu görmekteyiz. İran, ABD ve İsrail ile girdiği bu mücadeleden her zamankinden daha güçlü çıkmıştır. Rejim değişikliği senaryoları çökmüştür ve Tahran yönetimi, 'Beyrut'u bombalarsanız biz de sizi bombalarız' diyebilecek kadar yüksek bir askeri özgüven sergilemektedir."

"İran, Beyrut'un vurulması durumunda Babülmendep Boğazı'nı gözünü kırpmadan kapatır"

Savaşın bölgesel bir boyuta evrilmesi durumunda İran'ın elindeki stratejik kozları analiz eden Magnier, özellikle küresel deniz ticareti ve enerji hatlarının güvenliği konusuna dikkat çekti.

ABD ve İran ordularının bölgedeki dolaylı mesajlaşmalarının askeri üsler ve insansız hava araçları üzerinden yürütüldüğünü ifade eden gazeteci, olası bir tırmanışta küresel ekonomiyi sarsacak adımların atılmaktan çekinilmeyeceğini belirtti.

İran'ın askeri hamle kapasitesini ve ekonomik caydırıcılığını anlatan Magnier, sözlerini şöyle tamamladı:

"İranlılar hiçbir askeri hamlede acele etmezler. Zamanı çok iyi hesaplarlar ve düşmanlarının hiç beklemediği anlarda, öngörülemez adımlar atarlar. Eğer Beyrut ve Dahiye bölgesi ağır bombardımanlarla hedef alınmaya devam ederse, İran Babülmendep Boğazı'nı kapatmakta tek bir an bile tereddüt etmeyecektir. Gözlerini bile kırpmadan bu kararı uygulayabilirler. Babülmendep Boğazı'nın kapatılması ve Kızıldeniz'in uluslararası gemicilik için güvensiz hale getirilmesi durumunda denizcilik ve sigorta şirketlerinin karşı karşıya kalacağı felaketi hayal edebiliyor musunuz? Sadece bu boğazın kapatılacağı yönündeki bir askeri uyarı bile küresel ticareti durdurmaya yeterlidir. Suudi Arabistan'ın boru hatlarından akan günlük 3,5 milyon varillik petrol akışı kesintiye uğrayacaktır. Süveyş Kanalı işlevsiz kalacaktır. Bu senaryo, dünyanın karşı karşıya kalacağı en büyük ikinci ekonomik kriz anlamına gelmektedir. Donald Trump'ın böyle bir tablodan memnun olması imkansızdır. Kendisi daha önce de Yemen'deki Ensarullah güçleriyle bir ay boyunca savaşmayı denemiş ancak bir sonuç alamayarak geri çekilmiştir. Dolayısıyla sahadaki tüm stratejik kaldıraçlar İran'ın elindedir."