
YDH - Almanya'nın önde gelen ekonomistlerinden, akademisyen ve yazar Prof. Dr. Max Otte, finans uzmanı ve yazar Marc Friedrich ile gerçekleştirdiği mülakatta, ABD ve İsrail'in İran'a açtığı savaş ve akabinde Hürmüz Boğazı'nın kapatılması, küresel finansal sistemin geleceği, nakit paraya yönelik sistematik savaş, dijital euro projesinin barındırdığı tehlikeler ve Almanya’nın içine girdiği ekonomik gerileme süreci hakkında değerlendirmelerde bulundu.
Otte, dünya genelinde yaşanan gelişmeleri sıradan bir ekonomik dalgalanma olarak değil, küresel sistemin, finansal piyasaların ve ekonomik yapının kökten yeniden yapılandırılması olarak yorumladı.
Marc Friedrich’in piyasalarda büyük bir çöküşün yaklaşıp yaklaşmadığına dair sorusuna yanıt veren Prof. Dr. Max Otte, "Büyük bir çöküşün geleceğini sormak yersiz, çünkü zaten tam olarak bu sürecin ortasındayız" ifadesini kullandı.
Bunun klasik bir finansal çöküş olmadığını vurgulayan Otte, "Bu durum; dünya sisteminin, finansal piyasaların, pazarların ve genel olarak ekonomik yapının İkinci Dünya Savaşı dönemindekine benzer bir şekilde kökten dönüştürülmesidir" şeklinde konuştu.
1929 yılındaki büyük borsa krizini ve ardından gelişen tarihi süreçleri hatırlatan Otte, günümüzde de dünyanın büyük bir hızla değiştiğini kaydetti. Finansal piyasaların tamamen çöküp çökmeyeceği konusunda kesin bir öngörüde bulunmanın zor olduğunu belirten ünlü ekonomist, "Bu yaşanabilir, ancak yaşanması mutlak bir zorunluluk değildir" dedi.
Otte, mevcut piyasa koşullarında hisse senedi değerlemelerinin son derece yüksek seviyelere ulaştığına dikkat çekerek, yapay zeka alanında sınır tanımayan bir yükseliş yaşandığını ifade etti.
Shiller fiyat-kazanç oranı ve Warren Buffett endeksi gibi tarihsel göstergelerin piyasaların aşırı değerlendiğine işaret ettiğini belirten Otte, bu durumun finansal piyasalar için ciddi bir temkinlilik sinyali olduğunu dile getirdi.
Otte, piyasaların irrasyonel olarak nitelendirilemeyeceğini ifade ederek, ünlü yatırımcı Warren Buffett’ın yönetimindeki Berkshire Hathaway şirketinin yaklaşık 400 milyar dolar seviyesinde nakit varlık tuttuğunu hatırlattı.
Bu miktarın şirketin toplam piyasa değerinin üçte birine denk geldiğini belirten Otte, "Piyasalar gerçekten pahalı, ancak diğer taraftan ekonomide yapısal bir değişim yaşanıyor" tespitinde bulundu.
Özellikle teknoloji alanındaki tekelci devlerin karlarındaki sürekli artışın kalıcı olabileceğini ifade eden Otte, bu durumun otomotiv sektöründeki gibi inişli çıkışlı dalgalanmalardan farklı olduğunu kaydetti.
Otte, "Teknoloji devlerinin iş modelleri, nispeten düşük sermaye kullanımıyla sürekli artan kar marjları üretiyor. Dolayısıyla bu yüksek seviyeler bir şekilde korunabilir. Bu şirketlerin fiyat-kazanç oranları 30, 40 veya 50 seviyelerinde, Amazon gibi şirketlerde ise daha da yüksek. Bu durum pahalıdır ancak vahşi düzeyde bir aşırılık barındırmaz" değerlendirmesinde bulundu.
Kendisinin piyasada aktif olarak yatırımlarına devam ettiğini aktaran Otte, döngü karşıtı bir strateji izlediklerini söyledi. Piyasanın yapay zeka karşısında kaybeden olarak gördüğü yazılım şirketlerine yatırım yaptıklarını belirten ekonomist, Adobe şirketini örnek gösterdi.
Yatırım tavsiyesi olmamak kaydıyla bu hissenin değerinin yarı yarıya düştüğünü ifade eden Otte, "Yapay zekanın Adobe yazılımlarını gereksiz kılacağı düşünüldü ancak yeni nesil kullanıcılar Lightroom gibi uygulamaları kendi fotoğraflarında yoğun şekilde kullanmaya devam ediyor. İş modellerini dönüştürdüler. Hisse senedi seçimini bu şekilde yapıyoruz" dedi.
Fonlar aracılığıyla çoğunlukla hisse senedi piyasalarında kalmaya devam ettiklerini, bunun yanında gümüş, altın, petrol ve gaz yatırımlarını uzun süredir koruduklarını sözlerine ekledi.
Finansal sistemdeki likidite hareketlerine de değinen Otte, ABD Merkez Bankası (Fed) başkanının büyük bir ikilem içinde olduğunu belirtti.
Siyasi iktidarın faizlerin düşürülmesini ve sisteme likidite pompalanmasını istediğini, ancak kötü gelen istihdam verileri ile yükselen enflasyonun aslında faiz artırımını gerektirdiğini ifade etti.
ABD'nin devasa borç yükü nedeniyle faiz artırmasının neredeyse imkansız olduğunu söyleyen Otte, küresel M2 para arzının yeniden yükselişe geçmesinin piyasaları yukarı yönlü desteklediğini kaydetti.
Ekonomik kriz dönemlerinde banka mevduatlarının dondurulması riskine değinen Prof. Dr. Max Otte, Avrupa Birliği’nin banka fiili tasfiye direktiflerine dikkat çekerek tüm varlıkları banka hesaplarında tutmanın büyük bir hata olduğunu belirtti.
Euro krizi döneminde Yunanistan'da uygulanan günlük 60 euro çekim limitini hatırlatan Otte, "Günde 60 euro, on günde 600 euro, yüz günde ise yalnızca 6 bin euro demektir. Bu miktar bir yıl için son derece yetersizdir ve bu tür kısıtlamalar her an geri gelebilir. Bu nedenle hisse senetlerinde kalmaya devam ediyoruz" dedi.
Marc Friedrich’in dijital altın olarak nitelendirilen Bitcoin konusundaki sorusunu yanıtlayan Otte, geçmişte bankacılık sisteminden dışlanan bir kişiye transfer yapabilmek amacıyla bir dijital hizmet sağlayıcısında hesap açmak zorunda kaldığını anlattı.
Bu deneyimi paylaşan Otte, "Benim için bu süreç, tüm kimlik doğrulama adımlarını içeren standart bir bankacılık prosedüründen farklı değildi. Sistem dışı bağımsız bir ödeme aracı hissi vermedi. Bitcoin bir çözüm olabilir ancak kesinlikle her derde deva bir ilaç değildir" dedi.
Otte’nin mayıs ayı sonunda yayımlanan "Rettet unser Bargeld" (Nakit Paramızı Kurtarın) isimli yeni kitabından hareketle yürütülen tartışmada, nakit paranın tasfiyesine yönelik küresel operasyonlar ele alındı.
Marc Friedrich'in 2016 yılındaki ilk baskıdan bu yana nakit paranın hala hayatta olduğu yönündeki hatırlatması üzerine Otte, nakit paranın sistemden uzaklaştırılmasının büyük bir hızla devam ettiğini belirtti.
Perakende ticaret sektöründe nakit kullanım oranının yüzde 75'lerden yüzde 50'nin altına gerilediğini ifade eden Otte, "Bu durum nakit dolaşımında üçte birlik bir azalma anlamına gelir" dedi.
Prof. Dr. Max Otte, nakit paraya karşı yürütülen bu savaşın arkasında dört güçlü çıkar grubunun bulunduğunu açıkladı:
"İlk grup siyaset kurumudur. Nakit para ortadan kalktığında ve dijital euro devreye girdiğinde, devletler paraya son kullanma tarihi koyabilir, faiz ödemeyi durdurabilir ve harcamaları belirli ürün gruplarıyla sınırlandırabilir. Bu yetkilerin tamamı dijital euronun yasa tasarısında halihazırda yer almaktadır. Siyasetçiler tek bir tuşla bireyleri cezalandırabilir ve tüm finansal sistemi elektronik olarak yönetebilir. Bu, her merkezi planlamacının rüyasıdır. İkinci grup elektronik ödeme sistemi sağlayıcılarıdır. Bu firmalar her işlemden adeta bir vergi gibi pay alırlar. Nakit paranın işletme ve enerji maliyeti, dijital sistemlerin ve Bitcoin'in enerji tüketiminin yalnızca yüzde 1 ila 3'ü kadardır. Üçüncü grup, e-ticaret devleridir; nakit kullanımı azaldıkça insanlar çevrimiçi alışverişe mecbur kalmaktadır. Dördüncü grup ise ticari bankalardır."
Avrupa Birliği’nin nakit işlemlerine getirmek istediği limitleri değerlendiren Otte, bu adımları "çaresiz bir devlet refleksinden ziyade bilinçli bir iktidar konsolidasyonu" olarak yorumladı.
Kitabının son bölümlerinden birinin "Avrupa Bürokratlarının Son Savaşı" başlığını taşıdığını belirten ekonomist, "Avrupa Birliği şu an kendisini iki temel sütun üzerinden bir arada tutmaya ve güçlendirmeye çalışıyor: Birincisi, Rusya’ya karşı düşmanlık temelinde yaratılan dış düşman algısı; ikincisi ise dijital euro aracılığıyla içeride vatandaşlar üzerinde kurulacak mutlak kontrol mekanizmasıdır" şeklinde konuştu.
ABD'nin resmi düzeyde bir merkezi bankası dijital para birimi (CBDC) geliştirmeyi reddettiğini ve özel sektör inovasyonlarını destekleyeceğini açıkladığını hatırlatan Otte, Avrupa Birliği’nin ise dijital euro ısrarıyla vatandaşları tam bir gözetim altına sokmayı hedeflediğini savundu.
Otte, "Bu sistem, birlik içindeki merkezkaç kuvvetlerini ve potansiyel dağılmayı engellemek amacıyla kullanılan bir kontrol aracıdır. Dışarıda düşman, içeride kontrol formülü uygulanmaktadır" dedi.
Dijital euronun hayata geçmesi durumunda yaşanabilecek en kötü senaryoları tasvir eden Prof. Dr. Max Otte, tamamen nakitsiz bir sisteme geçilmeden önce halkı yatıştırmak adına kozmetik düzeyde sembolik bir nakit miktarının dolaşımda bırakılabileceğini söyledi.
Ancak bankamatiklerin hızla ortadan kaldırılacağını belirten Otte, Paul Volcker ile öğrencilik yıllarında yaptığı bir sohbeti aktararak, "Volcker bana bankamatiklerin finans sektöründe son otuz yılda yapılmış tek anlamlı yenilik olduğunu söylemişti" dedi.
Dijital euro senaryosunda vatandaşların dijital cüzdanlara mahkum edileceğini öngören Otte, bu cüzdanlara bin ila 3 bin euro arasında değişen katı limitler getirileceğini ifade etti. Bu yolla bankacılık sistemi dışında büyük miktarlarda değer saklanmasının engelleneceğini belirten ünlü ekonomist, şu uyarılarda bulundu:
"Avrupa Merkez Bankası parayı ihraç edecek ancak tüm işlemler ticari bankalar üzerinden yürütülecek. Bankalar tam bir gözetim ve kontrolle yükümlü kılınacak. Bu sistemde devlet istediği işlemi engelleyebilecek, harcamaları vergilendirebilecek ve paranın değerinin zamanla aşındığı, esnek para sistemini uygulayabilecektir. Yani cebinizdeki 3 euro zamanla 2 euroya, ardından 1 euroya düşecek ve sistem sizi zorunlu tüketime sevk edecek. Taslağın 15. maddesi bu paranın bir değer biriktirme aracı olmadığını ve faizsiz olacağını açıkça belirtmektedir. 16. ve 25. maddeler ise bireysel düzeyde kısıtlamalar getirilmesine olanak tanımaktadır. Bu, Sovyetler Birliği’ndeki planlamacıların hayal bile edemeyeceği kadar güçlü bir merkezi kontrol enstrümanıdır. Dijital euro, bireysel varlıklara ve mahremiyete yönelik nihai bir saldırıdır."
Sistem karşıtı aydınların Çin tarzı bir otoriter gözetim devletine doğru sürüklenmekten endişe duyduğunu belirten Otte, batılı siyasetçilerin bu modeli gizliden gizliye kendilerine örnek aldıklarını ifade etti.
Küresel elitlerin toplumu yönlendirmek için sürekli yeni korku anlatıları ürettiğini söyleyen Otte, "İklim anlatısı zayıfladığında yeni virüsler devreye sokuluyor. Toplum sürekli bir korku sarmalında tutuluyor" dedi.
Avrupa’da nakit parayı korumaya yönelik anayasal adımların atıldığını, İsviçre ve Slovakya’nın nakit kullanım hakkını anayasaya eklediğini belirten Otte, buna rağmen İsviçre’nin geleceğine dair ciddi şüpheleri olduğunu kaydetti.
Marc Friedrich’in, çok varlıklı ve çevre ilişkileri güçlü bir İsviçre vatandaşının "İsviçre düşecek" diyerek ülkeyi terk etmeye hazırlandığı yönündeki gözlemini paylaşması üzerine Otte, "Ben de aynı fikirdeyim. İsviçre şu an için bu süreci sadece iki ya da üç yıllık bir gecikmeyle geriden takip ediyor" dedi.
İsviçre’de yaşayan ortak bir dostlarının gözlemlerini aktaran Otte, ülkede ideolojik baskıların, siyasi endoktrinasyonun arttığını ve geleneksel İsviçre tarafsızlığının artık ciddi şekilde tartışmaya açıldığını belirtti.
Kendisinin hem Alman hem de ABD vatandaşı olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Max Otte, Almanya’yı terk etmek için kişisel kırmızı çizgisinin ne olduğu sorusuna, "Eğer çok açık ve kaçınılmaz bir savaş patlak verirse gitmeyi düşünebilirim, ancak o aşamada ülkeden çıkabilmek ne kadar mümkün olur, orası şüphelidir" yanıtını verdi.
Otte, Ukrayna üzerinden Rusya topraklarına yapılan saldırıların arkasında Starlink ve Baltık ülkeleri üzerinden sağlanan NATO desteğinin bulunduğunu ifade etti.
Stuttgart’ın bu operasyonların komuta merkezi, Ramstein’ın ise lojistik merkezi olduğunu belirten ekonomist, jeopolitik risklerin son derece yüksek bir seviyeye ulaştığını vurguladı.
Almanya’nın ekonomik geleceğine dair çok karamsar bir projeksiyon sunan Prof. Dr. Max Otte, "Bu ülkenin yoksullaşacağı benim için kesin bir gerçektir" dedi.
Geçmiş krizlerde ayakta kalan endüstriyel çekirdeğin, uygulanan yanlış enerji politikaları ve otomotiv sektöründeki dayatmalar nedeniyle artık parçalandığını savunan Otte, Almanya’nın gelecekteki refah seviyesine ilişkin şu öngörülerde bulundu:
"Avrupa Merkez Bankası verilerine göre İtalya’da ortalama hanehalkı serveti Almanya’dakinin iki katı düzeyindedir. Biz ise Avrupa Birliği’nin bize dayattığı tüm bürokratik kuralları harfiyen uygulayarak kendi bacağımıza sıkıyoruz. Emeklilik yaşının yükseltildiğini, emeklilik maaşı bağlama oranlarının yüzde 48 seviyelerine gerilediğini göreceğiz. Kırsal bölgelerde kamu hizmetlerinin, bankamatiklerin ve toplu taşımanın tırpanlandığına şahit oluyoruz. Demiryolları tamamen güvensiz hale geldi, okullarda öğretmen yetersizliği nedeniyle dersler sürekli iptal ediliyor."
Arjantin devlet başkanı Javier Milei’nin uyguladığı radikal piyasa reformlarını da eleştiren Otte, "Devleti tamamen ortadan kaldırıp her şeyi serbest piyasaya bırakmak bir çözüm değildir. Milei’nin politikaları Arjantin’i bir Amerikan sömürgesine dönüştürme riski taşımaktadır. Ülke kendi para birimi yerine dolar cinsinden devasa borçlar altına girmektedir" diyerek bu liberal yaklaşımın kendisi için kabul edilemez olduğunu belirtti.
Otte, Almanya’da Hristiyan Demokrat Birliği (CDU) partisinden ihraç edilme sürecine ve sağ muhalefet partisi Almanya için Alternatif (AfD) tarafından cumhurbaşkanı adayı gösterilmesine de açıklık getirdi.
CDU’nun tüzüğünü doğrudan ihraç gerektirecek şekilde hiçbir zaman ihlal etmediğini belirten Otte, hukukçu Karl-Heinz Steinhöfel ile birlikte parti mahkemesinde açtıkları davayı kazandıklarını hatırlattı.
Otte, "Cumhurbaşkanlığı seçiminde CDU’nun zaten resmi bir adayı yoktu. Ancak parti yönetimi genel bir maddeyi bahane ederek, partinin düzenini bozduğum gerekçesiyle beni ihraç etti. Bu tamamen siyasi bir karardı" dedi.
Almanya’da kurulu siyasi partilerin kendi ayrıcalıklarını korumak adına AfD’ye karşı oluşturdukları siyasi güvenlik duvarını asla yıkmayacaklarını savunan Otte, "Bu bir karteldir ve iktidar gücünü bırakmamak için her yolu deneyeceklerdir" dedi.
AfD’nin kendi içindeki temel tartışmaların dış politika (NATO çizgisi ile Rusya ile barış yanlıları arasındaki ayrım) ve ekonomi politikası (serbest piyasa savunucuları ile Tino Chrupalla’nın temsil ettiği sosyal devlet yanlıları) üzerinde yoğunlaştığını belirten ünlü ekonomist, Alice Weidel’ın gelecekte şans bulmasını umduğunu ancak ülkenin uluslararası yapılara olan derin bağımlılığı nedeniyle radikal bir değişimin çok zor olduğunu kaydetti.
Ekonomik ve siyasi kurtuluş için Almanya’nın tek başına hareket edemeyecek kadar küçük bir ülke olduğunu ifade eden Prof. Dr. Max Otte, mülakatı şu sözlerle tamamladı:
"Sadece ulusal devlet sınırları içinde hayatta kalamayız. Mutlaka Avrupa düzeyinde yeni bir işbirliği modeli geliştirmeliyiz. Ancak mevcut yapısıyla Avrupa Birliği ahlaki ve siyasi olarak tamamen iflas etmiştir. Bu birlik, bugün olmasa bile en kısa sürede tamamen lağvedilmelidir. Almanya’nın yeniden kendi ayakları üzerinde durabilmesi için milli egemenliğini geri alması, eğitim ve altyapıya yatırım yapması ve fiziki varlıklarla desteklenmiş güçlü bir para birimine geri dönmesi şarttır."