Hürmüz ablukası küreselleşmenin sancılarını derinleştiriyor

02 Haziran 2026

"İran'a yönelik saldırıların tetiklediği ve giderek derinleşen küreselleşme krizi, Ortadoğu'daki deniz geçiş yollarının güvenlik düzenlemelerinin gözden geçirilmesini zorunlu kılıyor."

YDH - ABD ve İran arasındaki askeri gerilim nedeniyle Hürmüz Boğazı'nın kapatılması, küresel enerji fiyatlarında artışa yol açmanın ötesinde küreselleşmenin ve tedarik zincirlerinin kırılganlığını derinleştirdi. Yaşanan seyrüsefer kesintileri; yarı iletken sanayisi için hayati önem taşıyan helyum gazı ve tarımsal üretimi besleyen azotlu üre gübresi gibi kritik ham maddelerin sevkiyatını aksatarak küresel ileri teknoloji, otomotiv ve gıda güvenliği sektörlerini doğrudan sarıyor. El-Ahbar gazetesi yazarı Said Muhammed, bölge ülkelerinin bu jeopolitik darboğazı aşmak adına milyarlarca dolarlık alternatif boru hattı projelerini gündeme getirse de bu yeni güzergahların askeri ve siyasi risklere açık kalmaya devam ettiğine dikkat çekiyor.

Küresel petrol piyasaları dün, ABD ile İran arasındaki son karşılıklı askeri misillemelerin etkisiyle fiyatlarda yeni yükselişlere sahne oldu.

Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalmasının derinleştirdiği ekonomik tıkanıklığın göstergesi olarak gözler kendiliğinden petrol varillerine ve gaz tankerlerine çevrilse de, enerji fiyatlarındaki dalgalanma aslında kapitalist küreselleşme krizinin yalnızca buzdağının görünen kısmını oluşturuyor.

Onlarca yıldır biriken bu karmaşa, şubat sonlarında İran'a yönelik Amerikan-İsrail saldırılarının başlamasıyla çok daha sarsıcı bir boyuta ulaştı.

Körfez Havzası ülkelerine yönelik üçüncü ayına giren deniz ablukası; küresel tedarik zincirlerinin kırılganlığını ve küresel kapitalist sistemin hayati seyrüsefer rotalarındaki jeopolitik şokları göğüslemedeki yetersizliğini gözler önüne sererken, hem büyük hem de yükselen güçlerin deniz sigortası, endüstriyel güvenlik ve ekonomik egemenlik kavramlarını kapsamlı şekilde yeniden tartışmaya açmasını tetikliyor.

Körfez sularında üç aydır mahsur kalan yaklaşık 1500 gemi ve dev tankerin yanı sıra uzmanların tahminleri, navlun maliyetlerinin yapısında köklü bir değişim yaşandığına işaret ediyor.

Boğaz'dan geçen gemiler için savaş riski sigortası oranları, savaş öncesindeki yüzde 0,25 seviyesinden, geminin toplam değerinin yüzde 1 ila 4'ü arasına fırladı.

Göze çarpan bu artış, sefer başına milyonlarca dolarlık ek maliyet anlamına geliyor ve bu yük nihayetinde son tüketiciye yansıyor.

Ayrıca seyir hatlarının mayınlardan temizlenip temizlenmediğine dair endişeler varlığını koruyor; bu durum, Washington ile Tahran arasında siyasi bir uzlaşı sağlansa bile nakliye şirketlerinin seferlere yeniden başlama konusunda tereddüt etmesine yol açıyor.

Deniz taşımacılığı uzmanları, piyasanın Hürmüz'deki trafiğin ne denli hızlı kesintiye uğradığını uzun süre unutmayacağı ve askeri operasyonlar sona erdikten sonra bile yıllarca yüksek sigorta maliyetlerinin sancısını çekeceği konusunda birleşiyor.

Avrupa cephesinde, Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasının etkilerine odaklanan ekonomi verileri, Körfez Havzası ülkeleriyle yapılan doğrudan ticaret üzerindeki etkiler ile kıta ekonomisindeki daha derin yansımalar arasındaki farkı ortaya koyuyor.

Görünürde genel rakamlar sınırlı kalıyor; nitekim Almanya'nın boğaza bağımlı ülkelerden (Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Irak, Bahreyn ve İran) yaptığı ithalat, Berlin'in 2024 yılındaki toplam ithalatının yalnızca yüzde 0,4'ünü oluştururken, bu oran Avrupa Birliği dışından yapılan toplam ithalat genelinde yüzde 1,8 seviyesindeydi.

Doğrudan Hürmüz üzerinden geçen Alman ihracatının toplam hacmi de yüzde 1'in altında kalıyor. Gelgelelim, sektörel bazda yapılan ayrıntılı analizler sanayideki ciddi kırılganlıkları ifşa ediyor.

Örneğin Avrupa'nın en büyük ekonomisi olan Almanya'nın sanayisine yönelik doğrudan tehditler, hızlıca ikame edilmesi zor olan stratejik mallarda yoğunlaşıyor.

Bunların başında, Alman fabrikalarının otomotiv ve havacılık sektörlerini ayakta tutmak için büyük ölçüde bağımlı olduğu alaşımsız alüminyum ile rafineri ve geleneksel kimya sanayisinin can damarını oluşturan orta yağlar ve ham petrol ürünleri geliyor.

Daha geniş çerçeveden bakıldığında, iç dağıtım ağlarının birbirine bağlılığı sebebiyle ablukanın gerçek etkisi, Avrupa Birliği tek bir blok olarak değerlendirildiğinde belirginleşiyor.

AB dışından ithal edilen ham petrolün yaklaşık yüzde 6,2'si Hürmüz üzerinden geçerken, birlik üyesi olmayan ülkelerden gelen sıvılaştırılmış doğalgazda (LNG) bu oran yüzde 8,7'yi buluyor.

Bunların yanı sıra Avrupa Komisyonu, Lufthansa ve KLM gibi büyük havayolu şirketlerinin artan maliyetler nedeniyle uçuş sayılarını azaltma kararı almasının ardından uçak yakıtı üzerinde baskıların arttığı uyarısında bulundu.

Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasının etkileri Avrupa sınırlarını aşarak Asya genelindeki ve gelişmekte olan ülkelerdeki küresel üretim çarklarını ve ileri teknoloji sanayilerini vuruyor; bu durum, Varşova'dan Dublin'e kadar tüm Avrupa'da ithal ürünlerin fiyatlarını ve bulunabilirliğini kaçınılmaz olarak olumsuz etkiliyor.

Deniz taşımacılığı sektöründeki mevcut hava, Avrupalılara koronavirüs salgını dönemindeki darboğazları hatırlatırken küresel ekonominin birbiriyle nasıl iç içe geçtiğini ve pazarları izole etmenin imkansızlığını bir kez daha kanıtlıyor.

Körfez'deki gaz üretiminin, sıvılaştırma tesislerine yönelik saldırılar ve yapısal hasarlar sebebiyle sekteye uğramasının etkileri, helyum tedariki başta olmak üzere son derece hassas sektörlere kadar uzanıyor.

Nitekim doğalgazın yan ürünü olarak elde edilen bu gazın küresel arzının yaklaşık üçte birini tek başına Katar karşılıyor.

Helyum, Güney Kore ve Tayvan'daki dev yarı iletken şirketlerinin mikroçip üretim makinelerini soğutmak için kullandığı temel bir ham madde olmasının yanı sıra tıbbi MR cihazlarının soğutulmasında da hayati rol oynuyor.

Katar menşeli helyum sevkiyatının durması, Hindistan gibi yoğun nüfuslu ülkelerde helyum fiyatlarının katlanmasına yol açarak özellikle kırsal hastanelerdeki sağlık hizmetlerinin temel işleyişini tehdit eder boyuta ulaştı.

Bu kesinti, sanayide kullanılan kimyasal nafta maddesinde ciddi bir kıtlığa yol açan rafineri kriziyle de eş zamanlı gerçekleşti.

Bu durum, Doğu Asya'daki büyük gıda firmalarını nafta tabanlı mürekkepten tasarruf etmek amacıyla ürün ambalajlarındaki renkleri kaldırmaya zorlarken, Güney Kore'deki plastik fabrikaları da toplam üretim kapasitelerini düşürdü.

Sıkıntı yalnızca teknoloji sektörüyle sınırlı kalmayıp küresel gıda güvenliğini de baltalıyor. Körfez bölgesi, kimyasal gübre üretiminde ana tedarikçilerden biri konumunda bulunuyor ve boğaza kıyısı olan beş ülke (İran, Suudi Arabistan, Katar, BAE ve Bahreyn) küresel azotlu üre gübresi stokunun üçte birinden fazlasını karşılıyor.

Bu nedenle Hürmüz'ün kapanması, Dünya Bankası verilerine göre şubat ayından bu yana üre fiyatlarında yüzde 80'lik bir artışa yol açtı.

Bu durum Pakistan, Bangladeş ve Sahra Altı Afrika'daki çiftçileri verimsiz ve yorgun topraklarda ekim yapmaya mecbur bırakırken, önümüzdeki aylarda hasatları tehlikeye atıyor ve geniş çaplı yetersiz beslenme dalgalarının habercisi oluyor.

Tüm bu gelişmelerin ışığında bölge ülkeleri, Hürmüz'deki bu darboğazı aşmak için milyarlarca dolarlık yatırım ve yıllara yayılacak çalışma takvimleri gerektiren devasa altyapı projelerini gündeme getirerek yeni coğrafi güzergah arayışlarına girişti.

Bahsi geçen projeler arasında, Körfez sahalarından Kızıldeniz'deki yeni bir ihracat ve sıvılaştırma tesisine kadar uzanacak Arap Yarımadası geçişli bir boru hattı inşası veya boru hattı şebekesinin güneye uzatılarak Umman Denizi'ne kıyısı olan Duqm Limanı'na doğrudan bağlanması yer alıyor.

Ancak bu geniş hatlar da siyasi dalgalanmalara, füze ve insansız hava aracı saldırılarına karşı açık hedef olmayı sürdürüyor.

Özetle, İran'a yönelik saldırıların tetiklediği ve giderek derinleşen küreselleşme krizi, Ortadoğu'daki deniz geçiş yollarının güvenlik düzenlemelerinin gözden geçirilmesini zorunlu kılıyor.

Bu çerçevede uzmanlar, Körfez ve Kızıldeniz sularındaki seyrüsefer güvenliğini koruma sorumluluğunun yalnızca Amerikan askeri sistemine dayanmaktan çıkarılmasının kaçınılmaz olduğunu savunuyor.

Bunun yerine, Tahran'ın da onaylayacağı, özellikle de Hürmüz üzerinden enerji ve hayati emtia akışının durmasından en çok zarar gören ana tüketici konumundaki etkin Asya güçlerinin yer alacağı kolektif bir uluslararası ortaklığa geçilmesi gerektiği belirtiliyor.

Aksi takdirde, boğazın kapalı kalmasının yarattığı etkiler sürmeye ve daha fazla sektöre ve topluma yayılmaya devam edecektir.

Çeviri: YDH