Avrupa’da Filistin desteğine karşı cadı avı

03 Haziran 2026

İngiltere, Fransa ve Almanya'nın öncülüğündeki Avrupa hükümetleri Filistin yanlısı sesleri susturmak ve İsrail'i korumak için otoriter politikalara yöneliyor.

YDH- ScheerPost'ta yayımlanan bir analize göre, İngiltere’nin ABD'li yayıncılar Hasan Piker ve Cenk Uygur'a, İsrail'in Gazze'deki soykırımına yönelik tutumları nedeniyle vize yasağı getirmesi, Avrupa'da merkezci hükümetlerin İsrail'i korumak adına eleştirileri kriminalize ettiği daha geniş bir otoriterleşme eğiliminin son örneğini oluşturuyor.

Analizin yazarı Nate Bear, İngiliz hükümetinin iki Amerikalı siyasi yorumcunun ülkeye girişini engelleme kararının nefret söylemi, şiddet çağrısı ya da aşırılıkla ilgili olmadığını, bunun doğrudan Gazze'deki soykırıma karşı çıkmalarıyla bağlantılı olduğunu vurguladı.

Bear, "Söyledikleri arasında geleneksel anlamda radikal, nefret içeren ya da şiddeti teşvik eden hiçbir şey yok. Ancak onlar soykırım karşıtı ve İsrail karşıtı. Görünüşe göre İngiltere’ye giriş yasağı almanız için bu kadarı yeterli." ifadelerini kullandı.

İngiltere'de Filistin yanlısı faaliyetlere baskı

Analizde, bu kararın Başbakan Keir Starmer liderliğindeki İşçi Partisi hükümetinin izlediği çizgiyle uyumlu olduğu belirtildi.

Bear, hükümetin şiddet içermeyen Filistin yanlısı grup Palestine Action'ı “terör örgütü” ilan etmesinden, soykırım karşıtı göstericilerin kitlesel şekilde gözaltına alınmasına ve Filistin yanlısı aktivistlere yönelik gizli “terör” suçlamalarına kadar uzanan uygulamaların "İsrail adına otoriterliğin benimsenmesinin tutarlı bir örneği" olduğunu söyledi.

Yazar, söz konusu politikanın siyasi açıdan da rasyonel görünmediğini ifade etti. İşçi Partisi'nin Filistin yanlısı aktivizme yönelik baskılar nedeniyle oy kaybederek Yeşiller Partisi'ne seçmen kaptırdığına dikkat çeken Bear, buna rağmen hükümetin çizgisini değiştirmediğini belirtti.

Analizde, "Belki de Siyonizm’e ve Siyonistlere koşulsuz bağlılık tek önemli pozisyondur. Belki de iç siyasi sonuçlar ne olursa olsun İsrail için her şeyi yapmaya hazır olduğunuzu göstermek asıl amaçtır." değerlendirmesine yer verildi.

Fransa ve Almanya da hedefte

Bear, İngiltere’nin bu konuda yalnız olmadığını, Fransa ve Almanya'nın da Filistin yanlısı seslere karşı sert önlemler aldığını ifade etti.

Analize göre, her iki ülke de "aşırılıkla mücadele" söylemi altında anti-Siyonizmi antisemitizmle eşitleyerek İsrail eleştirisini suç haline getirmeye çalışıyor.

Yazar, geçen ay Filistinli insan hakları savunucusu Shawan Jabarin'ın Fransa'ya girişinin engellendiğini, bundan iki hafta önce ise Fransız-Filistinli Avrupa Parlamentosu üyesi Rima Hasan'ın Filistin yanlısı faaliyetleri nedeniyle gözaltına alındığını hatırlattı.

Analizde ayrıca, Fransa'nın İsrail eleştirisini beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırabilecek bir yasa üzerinde çalıştığı bildirildi.

Almanya'nın da Filistin yanlısı protestoları yasakladığı, aktivistleri gözaltına aldığı, Filistin yanlısı sloganları antisemitik ilan ettiği ve bazı isimlerin ülkeye girişini engellediği belirtildi.

Yazar, Filistin'e daha yakın bir çizgide görülen ispanya’da bile Filistin yanlısı aktivistlere yönelik polis şiddetinin sürdüğünü söyledi.

Analizde, Hollanda polisinin hamile bir Filistinli kadını eşinin gözaltına alınmasının ardından sert şekilde yere yatırdığı ve kötü muamelede bulunduğu kaydedildi.

"Merkez siyasetin temel unsuru"

Bear, Siyonizm’e bağlılığın oy kaybettirse bile Avrupa'daki merkez siyasetin temel özelliklerinden biri haline geldiğini ifade etti.

Analizde, merkez siyasetin kendisini aşırı sağ ile aşırı sağ karşıtlarını aynı düzleme yerleştiren yapay bir "orta yol" anlayışı üzerine kurduğu kaydedildi.

Yazar, hükümetlerin İsrail'e yönelik sınırlı yaptırımlar ya da Filistin'i tanıma yönündeki sembolik adımları "merkezci samimiyetlerinin kanıtı" olarak sunduğunu, ancak genel çizginin değişmediğini belirtti.

Bear, mevcut düzenin doğası gereği Siyonist olduğunu ve merkezci siyasetin şiddet ve baskıya dayalı mevcut statükoyu koruyan uygun bir araç işlevi gördüğünü söyledi.

Analizin sonunda, İsrail'in Avrupa açısından önemli bir proje ve mevcut jeopolitik düzenin “değerli bir uzantısı” olarak görüldüğü belirtilirken, Gazze'de yaklaşık 1,8 milyon kişinin 133 kilometrekarelik bir alanda çadırlarda yaşamak zorunda kaldığı ve saldırıların sürdüğü hatırlatıldı.