
YDH - İngiltere'nin Oxford kentinde görev yapan seçkin kanser cerrahı Profesör Nick Maynard, yayıncı Mario Nawfal ile gerçekleştirdiği mülakatta, Filistin topraklarında 2006 yılından bu yana edindiği mesleki ve insani deneyimleri paylaştı.
Hem Batı Şeria hem de Gazze Şeridi'nde uzun yıllar boyunca tıp eğitimi veren ve cerrahi operasyonlar gerçekleştiren Profesör Maynard, bölgedeki yaşam koşullarının, hareket kısıtlamalarının ve İsrail askeri yönetiminin uyguladığı baskıcı politikaların arka planını gözler önüne serdi.
7 Ekim 2023'te başlayan savaş öncesindeki döneme de ışık tutan Maynard, uluslararası kamuoyunun Gazze ve Batı Şeria'daki gerçekleri büyük ölçüde yanlış tanıdığını ve bölge halkının maruz kaldığı apartheid sisteminin çok eski bir geçmişe dayandığını ifade etti.
Filistin ile ilk temasının 2006 yılında Batı Şeria'ya yaptığı bir seyahatle başladığını belirten Profesör Nick Maynard, bu sürecin tamamen bir tesadüf eseri geliştiğini dile getirdi.
Emekli bir meslektaşının kendisinden Filistinli tıp öğrencilerine ders vermek üzere eşlik etmesini istemesiyle yola çıktığını aktaran Maynard, ilk olarak Kudüs'e gittiklerini, ardından Ebu Dis'teki Kudüs Üniversitesi ile Kudüs, Ramallah ve El Halil'deki çeşitli Filistin hastanelerinde eğitim faaliyetleri yürüttüklerini belirtti.
Bu süreçte bölgeye ve Filistin halkına karşı büyük bir bağ geliştirdiğini söyleyen Profesör Maynard, daha ilk seyahatinde askeri kontrol noktalarından geçerken Batı Şeria'daki apartheid sisteminin yarattığı korkunç zorluklara tanık olduğunu kaydetti.
Batı Şeria'daki apartheid rejiminin gündelik hayattaki yansımalarını anlatan Profesör Nick Maynard, Filistinlilerin hareket özgürlüğünün yasa dışı yerleşim yerleri ve çok sayıdaki askeri kontrol noktasıyla tamamen kısıtlandığını vurguladı.
Yaşanan hak ihlallerini somut bir örnekle açıklayan Maynard, şu ifadeleri kullandı:
"2006 yılındaki ilk seyahatimde, sabah saat 08.30 civarında El Halil'de tıp öğrencilerine ders vermeye hazırlanıyordum. Öğrencilerden biri dersimize iki saat geç kaldı. İlk refleksim ona neden geç kaldığını sorup azarlamak olacaktı ancak şans eseri bunu yapmadım. Yaklaşık dört saat süren dersin sonunda yanıma gelerek geciktiği için özür diledi. Ramallah'tan geldiğini ve yoldaki askeri kontrol noktasında durdurulduğunu anlattı. Kendisini tamamen çıplak kalacak şekilde aramışlar ve iki saat boyunca o halde bekletmişlerdi. Serbest bırakıldıktan sonra dersimize yetişebilmişti. İşin daha da korkunç yanı, o hafta boyunca her gün aynı kontrol noktasında durduruldu, her gün çıplak aramaya maruz bırakıldı, iki saat boyunca çıplak bekletildi ve ardından dersimize katıldı."
Bu olayın ve sonrasında tanık olduğu benzer uygulamaların Filistinlilerin yaşadığı ağır şartları açıkça ortaya koyduğunu belirten Maynard, ekonomik kısıtlamaların, seyahat engellerinin ve İsrail ordusunun kontrol noktalarındaki kötü muamelesinin sistemli bir apartheid yapısına işaret ettiğini kaydetti.
Günümüzde tüm dünyanın Gazze'deki savaşa odaklandığını ancak Batı Şeria'da da durumun her geçen gün daha da kötüye gittiğini belirten Profesör Maynard, bölgede yeni yerleşim yerleri inşa edilmeye devam ettiğini ve her gün insanların öldürüldüğünü hatırlattı.
Gazze Şeridi'ne ilk olarak 2010 yılında gittiğini ve Batı Şeria'da gördüğü her türlü zorluğun Gazze'de çok daha büyük bir ölçekte yaşandığına tanık olduğunu belirten Profesör Nick Maynard, dış dünyada Gazzelilere yönelik oluşturulan algıların gerçeği yansıtmadığını ifade etti.
Gazze halkının çocuk yaştan itibaren radikalleştirildiği ve İsrail'e karşı nefretle büyütüldüğü yönündeki iddiaların tamamen asılsız olduğunu savunan Maynard, şunları söyledi:
"Gazze halkı dış dünyada son derece yanlış tanıtılıyor ve büyük bir çarpıtmaya maruz kalıyor. Ben sadece kendi deneyimlerimden bahsedebilirim ve bunca yıldır bölgede hiçbir radikalleşme ibaresine rastlamadım. 2010 yılından bu yana düzenli olarak Gazze'ye gidiyorum. Elbette her toplumda olduğu gibi orada da radikal veya fundamentalist kesimler olabilir ancak ben bunca yıllık seyahatlerimde onlardan biriyle bile karşılaşmadım. Yıllar içinde orada sayısız dost edindim, evlerine misafir oldum, misafirperverliklerine tanık oldum. İddia edilen nefret dolu ortamın hiçbir izini görmedim. Bölgede kadınların tamamının başörtüsü takmak zorunda olduğu algısı da yanlış. Gazze'deki iki farklı tıp fakültesinde ders veriyorum. Gazze İslam Üniversitesi'nde öğrenciler başörtüsü takarken, AEl Ezher Üniversitesi'nde birçok öğrenci batı tarzı kıyafetler giyiyor ve bunu tamamen kendi özgür iradeleriyle yapıyorlar. Okullara gittim, ailelerle vakit geçirdim ve iddia edilen radikalleşmeye dair en ufak bir kanıt görmedim."
Savaş öncesinde Gazze'deki yaşam standartlarının abluka nedeniyle son derece kısıtlı olduğunu ancak insanların her şeye rağmen normal bir sosyal yaşam sürdürmeye çalıştığını belirten Maynard, kentte pastaneler, dükkanlar, restoranlar ve hareketli pazarların bulunduğunu aktardı.
Gazze limanının hafta sonlarında oldukça canlı bir sosyal alan olduğunu belirten profesör, insanların aileleriyle vakit geçirdiğini, müzik dinlediğini ve çocuklarını kreşlere gönderdiğini belirterek Gazzelilerin de dünyanın geri kalanındaki insanlar gibi normal hayatlar kurmaya çalıştıklarını dile getirdi.
Gazze Şeridi'nin yaklaşık yirmi yıldır fiili bir işgal ve ağır bir abluka altında tutulduğunu vurgulayan Profesör Nick Maynard, bölge ekonomisinin İsrail kontrolü nedeniyle tamamen felç edildiğini belirtti.
7 Ekim öncesindeki dönemde bile temel insani ihtiyaçların ve tıbbi hizmetlerin ağır şekilde engellendiğini ifade eden Maynard, şu bilgileri paylaştı:
"İsrail, elektrik de dahil olmak üzere Gazze'ye giren ve çıkan her şeyi kontrol ediyordu. 7 Ekim'den önce elektriklerin günde sadece iki ya da üç saat verildiği dönemlerde orada bulundum. Jeneratörü olmayan evlerin hiçbir şekilde enerji kaynağı yoktu. Hastanelerin jeneratörleri vardı ancak onlar da yakıt tedarikine bağımlıydı. İsrail elektrik akışını sıklıkla kesiyor ve ameliyatlarda kullanılacak ilaçlardan cerrahi ekipmanlara kadar tüm tıbbi malzemelerin girişini sınırlandırıyordu. Gazze'de tedavi imkanı bulunmayan ve hayati tehlikesi olan hastaların, Batı Şeria'daki, Doğu Kudüs'teki veya Ürdün'deki hastanelere seyahat edebilmek için izin başvurusu yapması gerekiyordu. Bu izinlerin çoğu hiçbir zaman verilmiyordu. Verilen izinlerin onaylanması ise bazen üç ay sürüyordu. Kanser gibi zamanla yarışan hastalıklarda bu üç aylık bekleme süresi, hastanın durumunun geri döndürülemez şekilde kötüleşmesine yol açıyordu. İzin çıksa bile çocuk hastaların yanlarında refakatçi olmadan, tek başlarına Batı Şeria'ya gönderildiklerini gördüm."
Yaşanan tüm bu mahrumiyetlere rağmen Gazze halkının inanılmaz bir direnç ve nezaket sergilediğini belirten Maynard, Oxford'dan her yıl bölgeye götürdüğü tıp ekiplerinin ve doktorların bölge halkına adeta aşık olduğunu ve her seferinde geri dönmek istediklerini aktardı.
Savaş öncesi dönemde Hamas'ın askeri kanadıyla hiçbir doğrudan teması olmadığını belirten Profesör Maynard, Gazze'ye giriş yaparken kullandıkları Erez Sınır Kapısı'nda sırasıyla İsrail, Filistin Yönetimi ve Hamas kontrol noktalarından geçtiklerini anlattı.
Sağlık Bakanlığı bünyesinde çalışan üst düzey doktorların ve yetkililerin idari olarak Hamas'ın sivil yönetim kanadında yer aldığını ancak kendileriyle hiçbir zaman siyasi bir konuyu görüşmediklerini, bu kişilerin sadece sağlık sistemini ve hastaneleri yönetmekle ilgilenen normal tıp insanları olduğunu ifade etti.
Maynard, görüştüğü hiçbir sıradan Gazzelide de İsrail'e yönelik ideolojik bir nefret hissetmediğini, insanların sadece üzerlerindeki haksız askeri ablukaya, seyahat engellerine ve işgale karşı büyük bir öfke duyduklarını kaydetti.
Gazze Şeridi'nde 2010 yılından beri her seyahatinde İsrail hava kuvvetlerinin bombardımanlarına tanık olduğunu belirten Profesör Nick Maynard, askeri saldırıların Gazze'de adeta bir yaşam biçimi haline geldiğini dile getirdi.
Geçmiş yıllarda yapılan saldırıların son derece noktasal ve hedef odaklı yürütülebildiğini gözlemlediğini ifade eden Maynard, bu durumun günümüzdeki yıkımla çeliştiğini şu sözlerle açıkladı:
"Geçmiş seyahatlerimde İsrail ordusunun çok spesifik binaları, hatta bir binanın sadece belirli bir katını veya odasını hedef alabildiğini gördüm. Bu durum, İsrail askeri teknolojisinin ne kadar hassas hedefleme yapabildiğini açıkça gösteriyordu. Tam da bu nedenle, son dönemde yürütülen operasyonlarda sadece askeri hedeflerin vurulduğu yönündeki İsrail propagandası kesin bir yalandır. Çünkü geçmişte hedefleri nasıl nokta atışıyla vurabildiklerini bizzat gözlerimle gördüm. Bugün Gazze'de tanık olduğumuz durum ise hiçbir spesifik hedef gözetilmeksizin, devasa sivil nüfusun üzerinde gerçekleştirilen kitlesel ve rastgele bombardımanlardır."
2014 yılındaki 50 gün süren koruyucu hat operasyonunun ardından 2015 yılında Gazze'ye gittiğinde büyük bir yıkımla karşılaştığını ancak o dönemki tahribatın bugün yaşanan felaketin yanında son derece küçük kaldığını belirten Maynard, her şeye rağmen Gazzelilerin çimento ve inşaat malzemesi girişine izin verildiği anda evlerini hemen yeniden inşa etmeye giriştiklerini anlattı.
7 Ekim öncesinde insanların her şeye rağmen hayatı normalleştirmek adına büyük bir çaba sarf ettiğini aktardı.
7 Ekim sonrasında Gazze'ye yönelik planladığı kanser cerrahisi eğitim programlarının ve tıp fakültesi derslerinin iptal edildiğini belirten Profesör Maynard, bölgeye insani yardım amacıyla girmek için yoğun bir çaba sarf ettiğini söyledi. Filistinliler İçin Tıbbi Yardım organizasyonu ve Dünya Sağlık Örgütü ile koordinasyon halinde acil tıbbi müdahale ekiplerine dahil olduğunu belirten Maynard, bürokratik engellerin aşılmasının haftalar sürdüğünü ifade etti.
Gerekli izinlerin alınmasının ardından 20 Aralık 2023 tarihinde İngiltere'den ayrıldıklarını, Kahire üzerinden Kuzey Sina'daki askeri bölgeyi geçerek 26 Noel gününde Refah Sınır Kapısı'ndan Gazze'ye giriş yaptıklarını belirten Profesör Maynard, bölgeye ilk ulaşan yabancı acil tıp ekibinin liderliğini üstlendiğini kaydetti.
İnsani yardım ekiplerinin Gazze'ye girişinin neden bu kadar uzun sürdüğüne dair soruya ise şu yanıtı verdi:
"Uluslararası hukuka göre çatışma bölgelerine insani yardım kuruluşlarının sınırsız ve engelsiz erişiminin sağlanması zorunludur. Ancak son dönemde bu hiçbir zaman mümkün olmadı. İsrail, Gazze sınırından içeri kimin girip kimin giremeyeceğini her aşamada bizzat kendisi kontrol ediyor. Mısır sınırından geçiyor olsak bile izinleri onaylayan merci İsrail'di. Birçok sivil toplum kuruluşu ve acil tıp ekibinin bölgeye girişi tamamen engellendi. Bizim ekibimizdeki her bir ismin kimlik bilgileri tek tek incelendi ve nihai onay ancak biz Kahire'deyken, yola çıkacağımız günden sadece bir gün önce verildi. İsrail'in her şeyi kontrol altında tutan bu katı tutumu uluslararası hukukun açık bir ihlalidir."
Savaşın başlamasından yaklaşık iki buçuk ay sonra Gazze'ye girdiğinde karşılaştığı manzaranın kelimelerle tarif edilemeyeceğini belirten Profesör Maynard, yolda giderken kilometrelerce öteden Gazze üzerindeki bombalardan yükselen kara duman bulutunu gördüklerini ve yanık kokusunu aldıklarını söyledi.
Refah'tan Mevasi sahil yolu üzerinden Gazze'nin orta kesimindeki Deyr el-Bela'da bulunan Aksa Hastanesi'ne doğru ilerlerken yüz binlerce mültecinin kuzeyden güneye doğru göç ettiğine tanık olduklarını belirtti.
Sadece birkaç kilometrelik yolu yoğun izdiham ve kaos nedeniyle ancak 4 saatte kat edebildiklerini anlatan Maynard, normalde 180 yatak kapasiteli olan Aksa Hastanesi'nin çevresinde ve bahçesinde yaklaşık 20 bin displaced Filistinlinin hayatta kalmaya çalıştığını dile getirdi.
Hastane koridorlarında, bekleme alanlarında ve merdiven basamaklarında hastaların ve yakınlarının üst üste yığıldığını, her adımda insanların üzerinden geçmek zorunda kaldıklarını belirten Maynard, gece gündüz durmaksızın devam eden bombardıman ve ağır makinalı tüfek sesleri nedeniyle uyuyamadıklarını ifade etti.
Son olarak geçtiğimiz yaz Nasır Hastanesi'nde beş hafta boyunca görev yaptığını ancak şu anda kendisinin ve daha önce bölgedeki askeri uygulamaları eleştiren diğer pek çok doktorun Gazze'ye girişinin İsrail tarafından tamamen yasaklandığını belirten Profesör Nick Maynard, her şeye rağmen farklı uluslararası kuruluşlar üzerinden Gazze'ye tekrar dönebilmek için tüm yolları denemeye devam edeceğini sözlerine ekledi.